THE NORTHMAN – İNCELEME (ve EGGERS SİNEMASINA BİR BAKIŞ)

2015 yılında The VVitch: A New England Folktale’i izlediğimde büyülendiğimi hatırlıyorum. Bir ilk filmin bu kadar olgun, teknik bakımdan standardın oldukça üstünde ve senaryosunun da bir o kadar derli toplu olduğunu görünce ister istemez Robert Eggers’ın potansiyelini de az çok anlamış oluyordunuz. Üstelik yine bir yönetmenin bir ilk filmde başrol olarak oynattığı bir oyuncunun daha sonradan dünyanın en popüler oyuncularından biri haline geldiğini görünce, Anna Talor-Joy’dan bahsediyorum, casting başarısının da ne denli iyi olduğunu görebiliyordunuz. The VVitch’in büyüleyici çıkışının damağımda bıraktığı tat henüz körelmemişken, bu sefer de karşımıza The Lighthouse gibi bir şaheseri daha çıkarmıştı Robert Eggers. Twilight serisinin kariyerine getirdiği kötü şöhretten yavaş yavaş sıyrılmaya çalışan Robert Pattinson’ın, Willem Dafoe ile bir araya geldiği psikolojik gerilim olan The Lighthouse, Robert Eggers’ın ellerinden muazzam bir film dahaydı. 1.19:1 oranında, tamamı siyah beyaz çekilen tek mekan filmi olan The Lighthouse’u, yarattığı gergin atmosferiyle, gizemli dramatik yapısıyla, diyaloglarıyla, temposunun korkuya olgunlukla yedirilmesiyle izlemesi tam anlamıyla bir şölendi. Robert Eggers, ikinci uzun metrajından da alnının akıyla çıkmıştı. Ancak o zamanlardan beri, özellikle Ari Aster ile aynı zamanlarda popülariteye kavuşmalarından olsa gerek, Eggers için yeni dönem korku sinemasının öncülerinden denmeye başlanmıştı. Henüz iki filmi olan Eggers (yine tıpkı Aster gibi), kariyerinin tamamını korku filmleriyle dolduracakmış gibi bir önyargıyla sarılmıştı. Ancak tabii ki beklenen olmadı ve ne Eggers, ne de Aster korku auteur’u olacaklarını söylediler. Öyle ki, şu anki yazımızın konusu olan The Northman ile Robert Eggers, sadece korku-gerilim janrında değil, tüm sinema için değerli bir yönetmen olduğunu bu kez çok net bir şekilde söylemiş oldu. Evet, The Northman tam anlamıyla bir Eggers filmi olmasının yanında, mükemmel bir film.

Önceki iki filminde de gördüğümüz üzere, Eggers senaryolarını mit haline gelmiş halk hikayelerinden, tarihsel anlatılardan, efsanelerden seçmeyi seviyor. The Northman de, bu sefer odağına İskandinav coğrafyasını almış, vahşi bir intikam hikayesi anlatmak isteyen Eggers’ın şu ana kadar çektiği en yüksek bütçeli ve en iddialı film. Kadrosunun şahaneliği bir kenara, filmin atmosferi ve sinematografisi için harcanan emek ve bütçe de bir hayli fazla. Daha filmin ilk sahnelerinden, son yılların en derli toplu mekan tasarımına, atmosferine ve sinematografiye sahip bir filme tanıklık edeceğinizi anlıyor ve heyecanlanıyorsunuz.

The Northman, bir Viking kralının (Ethan Hawke), hain kardeşinin ihaneti sonucu öldürülmesinin ardından şans eseri hayatta kalan varisi olan Prens “Amleth”in babasının katillerine karşı yemin ettiği intikam öyküsünü anlatıyor. Filmin açılış kısmını çok uzatmadan, çok da aceleye getirmeden yalnızca olması gerektiği kadar vererek Eggers aslında bu filmiyle bir aksiyon öyküsü değil, tıpkı İnarritu’nun yaptığı gibi slow-burn bir intikam öyküsü izletmek istediğini açıkça belli ediyor. Gerçekten de The Northman, filmin açılış olarak sayabileceğimiz ilk 20 dakikalık kısmında kendinden beklenmeyecek şekilde tempolu aksiyon sahnelerini de olabilecek en stilize, en vahşi şekilde kurtarmasına rağmen bu kısımla ilgilenmiyor; bu fazlasıyla yüksek tempolu sahnelerin ardından bizi İskandinav coğrafyasının kültürünün içine, yaşayışının, dramının içerisine usulca bırakıyor ve ardından izlediğimiz şey tamamen intikamla yoğurulmuş bir Viking tarihi dramasına dönüşüyor. Filmin son dakikalarında temponun yeniden arttığı birkaç sahnelik kısım haricinde de bu ağır ilerleyen ancak bir o kadar da sert tempolu anlatım tarzı bizi hiç sıkmadan, yormadan devam ediyor ve filmin sonunda da açılışındaki tempoya yeniden çıkıp kapanışını yapıyor. Bu haliyle özellikle oyuncu kadrosuna, fragmanına ve filmin konusuna bakarak, Robert Eggers’i daha önce tanımayan, adını duymamış izleyicinin tepkisini çekmesi fazlasıyla doğal; çünkü filmin kağıt üzerinde vaat ettiği hiçbir şeyi altın tepside izleyicisine sunmuyor Eggers. Tam tersine, filmini gerçekten de idare etmesi kolay, Hollywood beklentisinden uzakta bir konuma odaklıyor. The Northman’in yürüdüğü bu çizgi de Eggers sinemasının adeta bir özeti olduğundan, onu tanıyan izleyiciler için beklentileri tam anlamıyla karşıladığını söylersek yalan olmaz diye düşünüyorum. Çünkü Robert Eggers, kendisini yarattığı atmosferle, dramatik zeminiyle, mekan tasarımlarıyla, mitolojik ögelerin sürrealizm dozunu abartmadan senaryoya dozunda yedirilişiyle kendisini var etmiş, tarzını da bu şekilde sağlamlaştırmış bir yönetmen. The Northman de, hem İskandinav mitolojisinin dibine kadar vurma konusunda hiçbir şekilde taviz vermeyen, hem de Shakespearevari intikam öyküsünün (Amleth efsanevi mitolojik figürünün Shakespeare’nin Hamlet’ine fazlasıyla yakınsaması) Eggersca anlatılmasıyla, 130 dakikalık buram buram kalite kokan eşsiz bir deneyim.

Eggers’ın The Northman’inin daha önce belki de binlerce kez Shakespeare uyarlamalarını sinemada, televizyonda ve tiyatroda izlemiş olmamıza karşın, hala Shakespeare’a yenilikçi bakabilen bir yapım olabilmesi, Hamlet’in İskandinavcası olurken bir yandan da tavizsiz şekilde acımasız, kültürü kendisiyle bütünleştirmiş, hiçbir şekilde çiğ durmayan karakterlerini yine Shakespeare’i aratmayacak derecede tiyatral bırakabilmesi gerçekten ustalık derecesinde iyi. Özellikle uyarlama konusunda, en benim diyen yönetmenin bile elinin ayağının çokça kez tökezlediği böylesine zor bir alanda hem tarzından ödün vermeden, hem öyküsünden ödün vermeden, hem de yarattığı atmosferi de bir an olsun bozmadan böylesine bir film çıkarabilmek Robert Eggers’ın geleceği adına en büyük umut ışığı değil de nedir? Stüdyo – gerçek mekan karışık çekimlerinin kimi zaman tiyatral bir sahneyle, kimi zaman The Revenant’ımsı dibe batmışlığıyla, kimi zamansa tam manasıyla epik (özellikle filmin son sahnesindeki savaşta yaratılmış sahne tasarımı, sinematografiyi ayrıca belirtmek gerekir) bir anlatımla harmanlandığı, müziklerinin filmin temposuyla birebir uyum sağladığı, senaryosunun kendisini anlatmak adına hiçbir aceleye başvurmadığı, karakterlerinin yine filmin temposu gibi slow-burn bir şekilde geliştiği, Skarsgard’ından Kidman’ına, Hawke’ından Taylor-Joy’una, Dafoe’suna kadar her oyuncunun haddini bilerek kendi karakterini devleştirdiği gerçek manasıyla tıpkı anlattığı öykü gibi kendisi de epik olan, Nicolas Winding Refn’in Valhalla Rising’inden bu yana gelmiş en atmosferik, Viking coğrafyasına karakter olarak en uygun film The Northman. Bittiğinde de ağzınızda gerçekten tanıdık bir tat kalıyor: Bir Robert Eggers sineması.

Ne diyelim, saygılar…

Puan
  • 9.5/10
    Yönetmenlik - 9.5/10
  • 8.5/10
    Senaryo - 8.5/10
  • 10/10
    Sinematografi - 10/10
  • 9/10
    Kurgu - 9/10
  • 9.5/10
    Sahne Tasarımı - 9.5/10
  • 9/10
    Oyunculuklar - 9/10
  • 9/10
    Ses ve Müzik - 9/10
9.2/10
Sending
User Review
0 (0 votes)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.