UYSALLAR – İNCELEME

Çok kötü. Bu dizi baştan aşağıya, buram buram bir ergen hezeyanı. Şahsiyet’i çıkaran ekibin böylesine ucuz bir trajediye ikna olması, motive olması ve bunu bir mini diziye çevirmeleri gerçekten akıl alır gibi değil. Uysallar, yapısı itibariyle zaten hiçbir sağlam temele oturmadan karakterlerini inşa etmeye başlayan, bu karakterlerin motivasyonlarını da kurguladıkları ucuz politik doğruculuklarla, ajitasyonla, çiğlikle, üstten bakışla, eleştirdikleri beyaz yaka zihniyetini tamamen senaryo kağıdına döken ve bunu bir yapım haline getiren çok gereksiz bir yapım.

Hakan Günday tarzı lisede kendisini bulunduğu sosyal çevreden farklı hisseden her ergenin illa ki karşısına çıkmış bir tarzdır. Uysallar da baştan aşağı Hakan Günday tarzında bir eser fakat bu sefer öylesine sahte, ucuz, vıcık vıcık duygu yüklü ve ideolojik olarak sığ bir zemine oturmuş ki Uysallar’ın teması, diziye tahammül etmek gerçekten zor. Bir beyaz yaka yaşamını, aykırı hayatlarla, İstanbul’un arka sokaklarıyla ve dışlananlarla/kendini arayanlarla birleştirmeye çalışmak kağıt üzerinde gayet iyi bir iş. Hatta dizinin bir bölümündeki bir sahnede meze ettikleri gibi, beyaz yakanın kibirli tutumundan, sürekli Türk festival filmlerine konu edilişinden bahsetmek ve onların acınası hayatlarına yakından bir bakış atmak ve bunun Şahsiyet’i yazan ekipten çıktığını bilmek insanı heyecanlandırıyor. Gel gelelim, dizi vaat ettiği hiçbir şeyi adamakıllı yapabilmek bir yana, hedefe koyduğu bütün okları yanlışlıkla kendisine saplıyor. Bu dizi beyaz yakanın yaşamını ve içsel bunalımını Türkiye’nin gergin politik atmosferinde, herkesi kucaklayıcı ve aykırı bir tarzla anlatıyor ama şu da çok net ki: Bu hikayeyi 2 adet beyaz yaka yazmış. Orta sınıfın orta sınıfla kavgasını aşırı dramatize edilmiş, çokça sahte, hiçbir yere bağlanmayan karakterleriyle birlikte sadece ambalaj olarak güzel paketlenmiş bir şekilde bizlere sunmaya çalışmaları gerçekten vasatın altında bir çaba.

Dizideki hiçbir karakter gerçek değil. Gerçeklikle alakalarının olmaması bir sorun olmamalı tabii ki. Ancak bu gerçek dışılık ne absürtlüğe kaçıyor, ne metaforlarla süsleniyor, ne gizemli, ne de ilgi çekici… Uysallar’ın karakter ve olay örgüsü tam olarak ne olmak istediğini bilememiş, her şeyden olsun denmiş, sürekli mesaj gönderme kaygısıyla kendi metninin içinde boğulmuş. Özellikle bazı sahneler var ki, özellikle de dördüncü bölümdeki tecavüz sahnesini altını çizerek söylemek gerekir, izlerken yönetmen ve senarist adına siz utanıyorsunuz… O kadar çiğ tiratlar oluşturulmuş ki, sanki dizi baştan aşağı bir Demirkubuz’un Masumiyet filmi parodisi. Her karakter kendince sürekli bir tirat peşinde, bu tiratlar da lisede günlük karalamaları, aileye edilen ‘kimse beni anlamıyor’ sitemleri, sevilen kıza atılan upuzun SMS mesajları tadında amatör, kararsız ve hormonlu. “Sen hiç tecavüze uğradın mı ha? Ben uğradım… Sen hiç tecavüze uğrarken tavanı izledin mi ha? Ben izledim…” Yani… Ne şimdi bu? Bu anlamsız tiradın iki erkeğin elinden çıktığı o kadar belli ki… Bu kadar sığ bir bakış… Bu aforizma saçmalıkları, aşağılayıcı genellemeler, emekçiye hakaret… İnsan bu sahneyi bir kez olsun kurguda izlese bile utanıp final cut’a almaz yahu! İğrenç.

Ve neden? Neden sürekli romantizm eşliğinde çok gereksiz tiratlar? Neden sürekli bir mesaj verme kaygısı? Neden kör göze parmak şekilde karakterlerin gayet içi boş iç bunalımlarını upuzun, çok süslü diyaloglarla, arabesk şekilde dile getirme çabası? Tamam anladık. Beyaz yaka eski benliğinden ödün vermiş, sahte bir yaşamın içerisinde mutlu olduğunu zanneden bir avuç zavallılar sürüsü. Bunu ilk bölümün ilk 20 dakikasında anlamıştık zaten. Dizi bunun üzerine koymayacaksa ne diye konusunu bu olarak belirlemiş? Her şey o kadar klişe ilerliyor ki… Gençliğinde barlardan çıkmadığı hayatını özleyen ve o hayata yeniden dahil olmaya çalışan “çok zengin beyaz yaka”nın (Türkiye’deki beyaz yakaların tamamını da rezidanslarda yaşayanlar olarak genellemeleri inanılmaz sığ yine) Türkiye’nin evsizlerinin arasında kendi benliğini bulurken aslında herkesin ne kadar da iyi insanlar olduğunu, ön yargılarımızı yıkmamız gerektiğini gördüğümüz birbirinin aynısı onlarca sahne… Depresyonda orta yaş krizinde iletişimsizlikten ne yapacağını bilemeyen annenin plaza hayatına geri dönmeye çalışırken kendisini ait olduğunu hissettiği ortamlarda kaybedişi ve ardından pişmanlıkla tekrar buluşu… Şahsiyet’teki ergen karakterlerin kopyala yapıştır haliyle dramatize edilmiş yine fazlasıyla politik doğrucu yan hikayeler… Uğur Yücel’in ve Haluk Bilginer’in karakterlerinin artık arabesklikten kusmak üzere olduğumuz anlarda bizi yeniden toparlamaya çalışması da olmasa, Uysallar baştan aşağı bir yıkım. Hani Oktay’ın sürekli diş fırçalarken izlediği türden…

Yazık. Böylesine kötü bir iş. Beyaz yaka kendi hayatını sorgulayıp dizi yapınca böyle oluyor demek ki… Gerçekten çok iyi ambalajlanmış ama paketi açtığınızda buram buram margarin kokusunun burnunuzu deldiği bir kurabiye gibi.

Puan
  • 7/10
    Yönetmenlik - 7/10
  • 3/10
    Senaryo - 3/10
  • 3/10
    Kurgu - 3/10
  • 8/10
    Sinematografi - 8/10
  • 7/10
    Oyunculuklar - 7/10
5.6/10
Sending
User Review
1/10 (1 vote)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.