BİLMEMEK – İNCELEME

Leyla Yılmaz’ın yazıp yönettiği 2019 yapımı film olan Bilmemek, soru işaretlerinin arasından bir öykü çıkararak izleyicisini bir bilinmezliğin içerisine atıyor. 17 yaşında su topu sporcusu olan Umut, bir yandan üniversite sınavına hazırlanırken, bir yandan da Amerika’da su topu sporu vasıtasıyla üniversite bursu kovalamaya çalışan fazlasıyla baskı altında bir genç. Babası Sinan, Türkiye’deki orta sınıfın kibrinin tamamını üzerinde toplamış baskıcı, talepkar, aynı zamanda da patronlarına karşı fazlasıyla ezik bir tipleme. Tipleme diyorum ancak bunu kötü manada söylemem kesinlikle doğru olmaz. Beyaz yaka hayatının apaçık bir tasavvuru yaratılmış ve bundan dolayı Sinan karakterine tam manasıyla bir ‘karakter’ demek çok mümkün değil. Umut’un annesi Selma da, yine fazlasıyla aşina olduğumuz bir insan. Çocuğundan babası kadar çok fazla şey beklemiyor olsa da, kendisi de aynı baskının altında olduğundan, kendi hayatının verimsizliği içerisinde oğlunun yaşadıklarına dair fazlasıyla yabancı kalıyor. Filmin kendisi de, çok fazla şey olmayı hedeflerken, kendisine koyduğu hedeflerin altında tamamen kaybolan, ne yapacağını gerçekten ‘bilmeyen’ bir film olarak karşımıza çıkıyor.

Umut’un eşcinsel olduğuna dair takım arkadaşları tarafından yayılan dedikodu çoğu sahnede çiğ bir kurguyla süslenmiş olsa da, hikayenin genel gidişatına olumlu yönde etkiliyor ve belki de filme derinlik kazandıran tek unsur da bu. Umut bu dedikodulara karşı sessiz kalıyor, ki bu da filmin yine olumlu yönlerinden, ve arkadaşlarına ne eşcinsel olduğuna dair bir itirafta bulunuyor, ne de eşcinsel olduğunu reddeden bir açıklama yapmayı tercih ediyor. Bu noktada biz de izleyici olarak, dedikodunun gerçekliğe yaslanıp yaslanmadığı konusunda tamamen bihaber durumda bırakılıyoruz. Leyla Yılmaz’ın yapmak istediği kesinlikle üzerinde olumsuz konuşulacak bir şey değil: Bir insanın cinsel yönelimini bilmemiz ya da bilmeme durumumuz onun hakkında genel manada bir yargıya varmamız için tamamen alakasız, saçmalık olacağından bu konuda ne bir söz fazla, ne de bir söz eksik söylüyor. Bu yönden Umut’un bu dedikodulara karşı tamamen sessiz kalışı, ancak içten içe çöküşü tam manasıyla ‘cuk’ oturmuş denilebilir. Filmin bu bilmemek temasına yönelik isabetli bir şekilde kullanılan kamera kullanımı da, izleyici olarak bizleri yalnızca karakterleri kenardan köşeden öyküyü takip etmeye zorlamasıyla da övgüyü hak ettiğini söyleyebiliriz.

Bilmemek (2020) Film Yorumu - izleryazar

Ancak gelgelelim, filmin kendisiyle alakalı yaptığı en büyük yanlış da buradan başlıyor. Böylesine muamma bir öyküsel temelin atılışının ardından filmin gidişatı hakkında çok fazla alternatif bulunmasına rağmen; film her geçen dakikasında kendisini daha fazla dağıtmaya başlıyor. 105 dakikalık filmin neredeyse 60-70 dakikasında tamamen Umut’a, Umut’un yaşamına, iç dünyasına odaklanmışken, birkaç aceleye getirilmiş ekstra ‘muamma’ sahneyle birlikte senaryonun derinliği yavan – ve fazlasıyla sahte – bir şekilde 3’e bölünüyor ve odağımız artık Umut’a, annesine ve babasına kaydırılıyor. Önce Umut’u n annesinin eski okul arkadaşıyla ‘yasak aşk’ yaşayıp yaşamadığına dair, ufacık bir sahneyle son derece zorlama bir soru işareti oluşturuluyor. Sonrasında aynı soru işaretinden Umut’un babası için de oluşturuluyor. Bu anlardan sonra filmin kendi içerisinde yepyeni sorunlar doğurduğunu da söylemek gerekir ki, bu soruna yönelik denilebilecek tek şey “Neden?” oluyor. Gerçekten, neden? Filmin epey fazla bir süresinde tamamen Umut’a odaklanmışken, ailesinin Umut üzerindeki baskısını, sahte korumacılıklarını, sessiz kalışlarını, onun hayatına tamamen ortak oluyormuş gibi davranışları, birden sanki hiç yaşanmamış gibi değersizleşiyor. Çünkü Umut birden kayboluyor. Kurgusal anlamda, boşluğun içerisinde yüzen, çevresindeki hiç kimse tarafından anlaşılmayan karakterimizin yok olmayı tercih etmesi kesinlikle yanlış bir tercih değil. Ancak filmin kendisini daha birkaç dakika önce darmadağın edişinden ötürü, ve bu dramatik kayboluş anından sonra da bu dağınıklık içerisinde sanki başka bir filme tanıklık ediyormuşuz gibi ilerleyişi kesinlikle anlamsız geliyor. Film, sinopsisinin gösterişli cümlelerinin arasında boğuluyor ve giderek de varlığını yitirmeye başlıyor.

Bilmemek - Box Office Türkiye

Zaten 105 dakikalık çok da uzun olmayan bir film süresi içerisinde bu kadar fazla soru işareti bırakmak ve onları kasıtlı olarak filmin adına uygun şekilde ‘Bilmemek’ üzerine inşa etmeyi hedeflemek zaten senaryoyu fazlasıyla karmaşık hale getirirken, bir de Umut’un kayboluşunun ardından aslında Umut’u değil de, annesinin ve babasının kayboluşunu izlediğimizi iddia ederek, bunu kabullenmeyi bize dikte ettiren bir sinopsisin arkasına sığınmak nerden baksanız gereksiz. Dürüst olmak gerekirse, biz 60-70 dakika boyunca gittikçe derinleşen, karakter olarak olgunlaşan ve izleyicisine kesinlikle bir bağ kurdurtan sessiz, yalnız ve çaresiz karakterimiz Umut’u ‘bilmemek’ isteriz. Filmin yarısından uzun bir sürede ince ince işlenen karakterin oldu bittiye getirilen kayboluş sahnesinin ardından ‘Yoo, Umut sadece bir araçtı, biz aslında burada parçalanmış bir aile dramasının altındaki son domino taşını yıkıyoruz’ demek hayli sinir bozucu. Son 20 dakikaya sıkıştırılmış bir ebeveyn pişmanlığı çok ucuz yazılmış birkaç diyalogla beraber tamamen sadece ‘E abi, filmin adı Bilmemek’ demeye yönelik yapılmış hamle. Evet, Umut’un ölüp ölmediği, kaybolmak isteyip istemediği, gerçekte ne olduğu tamamen bir muamma. Bu konuda hiçbir sorun yok, böyle de olmalı zaten. Ama bu soruları cevaplamamanın yanında, senaryosal anlamda hiçbir soruya da cevap verilmiş değil ki? Yani bunun ucu açık sonlu film yazmakla çok alakasının olduğunu söylemek abes kaçar. Bu ucu açık son yazmak değil, şahsi kanaatimce, kolaya kaçmak. Hiç de inandırıcı olmayan, çok çok yüzeysel linç kültürü eleştirisiyle, beyaz yakanın kibirli ve fazlasıyla ezik yaşamının bir yan kurgu olarak karakterlerin çiğliğinden ötürü zayıf kalmasıyla, daha birkaç dakika öncesinde onlara empati yapmamız için hiçbir alan tanınmayan -Tunç karakteri haricinde- saf kötü ergenlerimizin bir anda pişmanlık içerisinde Umut’a fazlasıyla sahte ‘geri dön’ çağrısı yapmasıyla, karakterlerin kişisel problemlerinin filmin bu kayboluş anından sonra sanki hiç yaşanmamış gibi tamamen havada bırakılmasıyla, kısacası hikayesini ve karakterlerini derinleştirmek için kullandığı tüm kurgusal araçları unutup oldu bittiye getirilmesiyle Bilmemek, neden böyle bir tercih yapıldığını bilmemek istediğimiz bir film haline geliyor. İkinci yarısının son kısımları olmasa, yani kayboluş anı filmin finali olarak tasarlansa elimizde zaten fazlasıyla ‘iyi’ bir drama yaratılabilecekken, film resmen kendi inşa etmiş olduğu dramatik öyküyle dalga geçip onu bir peçete gibi buruşturup bir kenara atıyor, sonrasında da ‘Umut, aslında anne babanın dramasını anlamamız için kullandığımız bir yan karakterdi’ diyebilecek kadar basitleşiyor.

Bilmemek, ucu açık olmaya çalışırken ucu açık olmanın ucunu kaçıran bir film. Bu haliyle de fazlasıyla eksik, havada, sorunlu bir senaryoya sahip. Ancak yine de Bilmemek, özellikle Umut karakterinin derinlikli oluşuyla, Sinan karakterini canlandıran Yurdaer Okur’un kesinlikle takdire şayan oyunculuğuyla son dönem Türk sinemasında vasatın üzerinde olan işlerden birisi denebilir. Keşke bu heyecanlı tercihler, iddialı sinopsis yazımının ve filmin başlığına çok fazla kafayı takmış olmanın kurbanı olmasaydı. O zaman bu film için bir ‘Umut’ olabilirdi.

Puan
  • 7/10
    Yönetmenlik - 7/10
  • 6/10
    Senaryo - 6/10
  • 5/10
    Kurgu - 5/10
  • 7/10
    Oyunculuklar - 7/10
  • 7/10
    Sinematografi - 7/10
6.4/10
Sending
User Review
0/10 (0 votes)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.