ONE SECOND – İNCELEME #filmekimi

One Second, fotoğrafçılıktan çobanlığa kadar birçok farklı iş yapan ve oldukça ilham verici bir hayata sahip olan Çinli yönetmen Zhang Yimou’nun son filmi. Yönetmenliğe olan aşkını kan satarak kamera alması tarzında bir hikayesiyle duyduğum yönetmen gerçekten bu iş için neler yapılabileceğinin en değişik örneklerinden biri. Filmografisinde de düşük bütçeli, yüksek bütçeli olarak birçok film görebileceğimiz Yimou’nun en fazla tanınmasını sağlayan filmi ise Kızıl Darı Tarlaları. Bu tarz yönetmenleri hep ilham verici bulduğumdan Yimou radarıma girdiği ilk andan itibaren yeni projelerini duyduğumda genelde heyecanlanmışımdır.

Filmekimi kapsamında izlediğim One Second ise beni fazla tatmin etmeyip ağzımda yavan bir tat bıraksa da genel anlamda kötü diyebileceğim bir film değil, ortalama. Çalışma kampından kızının sadece bir saniyeliğine göründüğü haber filmini yalnızca sinemada izleyebileceği için kaçan bir babanın maceralarını anlatan film aslında daha iyi işlenebilse etkilenebileceğimiz bir konuya sahip. Fakat yalnız, kaçak bir adamla (bir babayla) yolda karşılaştığı küçük kızın öyküsü; izlerken zaman zaman Yeşilçam filmlerini andıran bir havada ilerliyor diyebilirim. Başta kahramanın filmi çalan kızın peşine düşmesi ve inatla ayrılmaması ise sonradan kendi kızının hangi filmde olduğunu bilmemesi şeklinde açıklandığında film bir anlam kazanmaya başlıyor. Yalnız bir adam ve kimsesiz çocuk arasında kurulan aile ilişkisi konusunu daha önce bilgisayar oyunlarında bile görüp etkilendiğimiz için daha farklı vuruculukta sahneler bekliyoruz fakat film bu noktada maalesef izleyiciye yeni bir şeyler sunamıyor.

Zhang Yi ve Liu Haocun

Öksüz Liu rolündeki Liu Haocun ve başroldeki Zhang Yi’nin sergiledikleri oyunculuklar biraz tiyatral. Liu’nun film içinde rol yaptığı sahneler ve gerçek hislerini aktardığı sahneler arasında hiçbir fark göremedim ki bu da sahnelerin içine giremeyip zaman zaman filmden kopmama yol açtı. Sürekli suçlanan, yanlış anlaşılan, iftiraya kurban giden ve bunları üst üste yaşayan kahramanları işleyen filmler genelde çok yavan ve sinir bozucu olabilse de bu film bu noktada daha izlenebilir bir halde. Fakat bu temada izlediğim önceki film gelmiş geçmiş en iyi yönetmen ve senaristlerden Asghar Farhadi’nin A Hero’su olunca, bu filmdeki yanlış anlaşılmalar biraz sığ gelebiliyor.

Sinema

Filmdeki en güzel kısımlar ise kesinlikle sinemanın büyülü dünyasının insanlardaki anlamını ve önemini görmek. O zamanlarda yaşamadığım ve o şekilde sinemaları hatta belki de direk sinemayı hayatımızda sayılı kez göremediğim için insanlarla dolup taşan sinemaları görmek harika. Daha doğrusu her dönemde sinemaya bu tarz bir değerin veriliyor olması harika. Zaten Sinemacı da bir sahnede ‘eğer oynatırsam asla vazgeçmeden sabaha kadar izlerler’ diyerek bunu dile getirmişti. Defalarca hiç bıkmadan var olan az sayıda filmi izlemeleri detayı da çok hoş olmuş.

Son sahneye de değinmek istiyorum. Çölün aynı noktasında çalan aynı şarkı eşliğinde duygusal olması amaçlanan sahneler yönetmenlik ve tablo gibi planlar haricinde maalesef yeteri kadar etkileyici değil. Bu durum sonu az çok belli olan bir film izlememizden kaynaklı da olabilir. Yani filmin çıkmazda ve karamsar bir ilerleyişinin olmaması ve mutlu bitme sinyallerini vermesi sebebiyle – ki verdiği halde her sahnesi çok daha etkileyici çekilmiş birçok yapım da zaten mevcut- istediği vuruculuğa ulaşamıyor. Gri karakter olmaması ve karakter derinliğinin yakalanamaması da filmdeki diğer eksik noktalar. Yine de ortalamanın üstünde ve sıcak bir film.

  • 7/10
    Yönetmenlik - 7/10
  • 6/10
    Senaryo - 6/10
  • 7/10
    Kurgu - 7/10
  • 6/10
    Oyunculuklar - 6/10
  • 7/10
    Sinematografi - 7/10
  • 6/10
    Diyaloglar - 6/10
6.5/10
Sending
User Review
0/10 (0 votes)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.