İçeriğe geç →

DRIVE MY CAR – İNCELEME #filmekimi2021

Japonya sinemasına genç yaşında yeni bir soluk getiren ve kendine has bir anlatım tarzı geliştiren yönetmen Ryusuke Hamaguchi’nin bu sene ekranlara taşıdığı 9. uzun metraj filmi Drive My Car, sene boyunca katıldığı tüm festivallerden fazlasıyla yüksek notlar alan bir Haruki Murakami uyarlaması. Daha önce de Burning filmiyle kısa öykülerinden birisi sinemaya uyarlanmıştı ve yine izleyicilerden fazlasıyla olumlu tepkiler almıştı. Çünkü özünde Murakami’nin anlattığı kısa öyküler, derininde anlatılacak çok fazla hikayeyi barındırıyor. Drive My Car da, Murakami’nin bir başka kısa öyküsünden uyarlanan bir film. Bir tiyatro sanatçısı ve yönetmeni olan orta yaşlı bir insanın, tekdüze hayatı bir gün karısının kendisini aldattığını öğrenmesinin hemen ardından onun ölüm haberini almasıyla bambaşka bir yöne giriyor, film de bizi bu yaşanan tüm olayların ardından tiyatro yönetmenimizin acıyla, kederle, affetmeyle ve intikam dürtüleriyle yüzleşme hikayesine odaklıyor.

Eşinin kendisini ünlü ve genç bir oyuncuyla aldatmasına tanıklık etmesinin ardından karısıyla yüzleşme imkanı bulamadan – belki de hiç gerçekleşmeyecek bir yüzleşmenin olasılığını tartarken – onun ölüm haberini almak bir anda tüm her şeyi havada asılı bırakıyor. Biz de izleyici olarak bu havada kalmışlığın öyküsünü izliyoruz. Filmin açılışı bu saydığım sahnelerden oluşuyor olduğundan, ölen eşin karakterini çok iyi tanıyamıyoruz ki bu da filmin yazının devamında da öveceğim senaryosunun neden bu kadar incelikli düşünülmüş olduğuna dair bir ipucu. Yönetmenin eşini yalnızca filmin açılış sahnesinde -bir ritüel olduğunu anladığımız- fazlasıyla edebi bir kurmaca yaratma sahnesiyle ilk kez görüyor ve az çok tanımaya çalışıyoruz. Yönetmenin eşi bir televizyon dizisi senaristi ve öykülerine dair ilhamın yalnızca seks esnasında kendisine gelmesinden ötürü yatak odası sohbetlerinde eşine aklına gelen yeni fikirleri sıralaması başta biraz ürkütücü, garip ve soğuk geliyor. Ancak kendisinin ölümünden sonra, yönetmenin hayatına devam etmeye çalışmasıyla hem yönetmen, hem karısı, hem de karısının genç sevgilisinin karmaşık ilişkilerini gittikçe daha fazla tanıyoruz ve film her geçen dakikasıyla daha çok açılmaya başlıyor.

Drive My Car (2021) - IMDb

Çok ünlü bir tiyatro oyununun yönetmenliğini üstlenen ana karakterimiz (Yusuke), aslında kendisinin canlandırmayı planladığı ana karakter rolünü, beklemediğimiz bir şekilde ölen karısının (Oto) genç sevgilisine (Koji) vermesiyle bizleri çok katmanlı ve fazlasıyla şiirsel bir yüzleşme/intikam öyküsünün içerisine çekiyor. Oyun, Çehov’un ünlü eseri Vanya Dayı’nın bir modern adaptasyonu ve özünde izlediğimiz hikayeyle de fazlasıyla uyumlu metaforik bir kurgusal temel. Benzerini Farhadi’nin The Salesman‘inde gördüğümüz gibi, iç içe geçmiş bir şekilde hem tiyatro eserini, hem de filmimizin kendisini izlemeye başlıyoruz. Bu noktada, Vanya Dayı’nın küçük bir özetini aşağıdaki alıntı kutusunun içerisinde paylaşıyorum ki, bilmeyenler varsa yazının kalanında sizler için de daha fazla anlam ifade edebilsin:

Çehov’un 1889 yılında yazdığı Orman Cini adlı oyunu, daha sonra amaçtan yoksun hayatların çarpıcı biçimde işlendiği Vanya Dayı ’ya dönüştü. Bir çiftlikte toplanmış ve her biri kendi mutsuzluğuna gömülmüş karakterler, atalet içinde, can sıkıntısı ve pişmanlıkla boğuşmaktadır. Kimi yaşlılıktan mustariptir; kimi angaryalarla geçip giden ömrüne, kimi de kaçırılmış fırsatlara hayıflanmaktadır. Bir şeyler ellerinden kayıp gitmiştir, ama hayatlarındaki eksikliğin tam olarak ne olduğu müphemliğini korur. Hiçbir sonuca varmayan iç gözlemler sürüp giderken, bu melankolik atmosferde bir “kahraman” yoktur.

İş Bankası Yayınları kitap arkasından

İşte özünde de Drive My Car, Murakami’nin Çehov uyarlaması. Bir tiyatro sahnesinde toplanmış, her biri kendi mutsuzluğuna gömülmüş karakterler, atalet içinde, can sıkıntısı ve pişmanlıkla boğuşmaktadır. Kimi kayıplardan mustariptir; kimi kaçırılmış fırsatlara hayıflanmaktadır… Ve gerçekten de, filmimizde bir kahraman yoktur. Çünkü filmde kötü bir karakter de yoktur. Ne Oto’nun sevgilisi Koji, ne yönetmenimizin kendisi Yusuke, hiçbiri aslında ne iyi, ne de kötü insanlar. Filmin hiçbir şeyi siyah ya da beyaz olarak ayırmıyor oluşu; hiçbir karakterden nefret ettirmiyor ya da onlara sevgi duydurtmuyor oluşu, Drive My Car’ın neden bu sene Cannes’da en iyi senaryo ödülü aldığını açıklar nitelikte. Yusuke’nin ondan intikam almak için başrolüne oturttuğu Koji’nin başrol ağırlığını kaldıramıyor oluşu, eşiyle yaşadığı ilişkiyi Yusuke’nin bildiğini anladıktan sonra araba içerisinde yaklaşık 10-15 dakika süren fazlasıyla edebi, upuzun yüzleşmenin ardından hem oyunu, hem oyundaki yerini, hem de yönetmenin hayatındaki yerini sorgulamaya başlayışı… Yönetmenin de intikam, merhamet, affetme, keder gibi karmakarışık duygular içerisinde fazlasıyla soğukkanlı kalışının ardından, hikaye boyunca kendisine eşlik eden, hem bir dinleyici, hem de bir terapi niteliğinde gördüğü kendisiyle benzer acıları yaşamış, sert ve buz gibi soğuklukta şoförü Watari ile yaşadığı filmin final sahnelerini oluşturan upuzun patlayıcı itiraf sahnesi… Drive My Car, 180 dakikalık zorlayıcı süresinin içerisine o izlemesi o kadar keyifli, dinlemesi o kadar akıcı birçok hikayeyi birden yediriyor ki, filmin her saniyesi derinlikli, her sahnesi için onlarca sayfa senaryo ve detay barındıran işçilikli, apayrı bir sinemasal keyif.

Drive My Car (2021) | MUBI

Filmin durağan temposu, gerçekten de upuzun sahnelerin eşliğinde bu türdeki filmlerden keyif almayan insanlar için fazlasıyla talepkar. Çünkü hem sahneler gerçekten olması gerekenden bile daha uzun -Bela Tarr sinemasının ortalamasında- hem de diyaloglar hiç durmadan akıp giderken, bir de tüm diyaloglar Murakami’nin süslü edebi diliyle örüldüğü için takip etmesi fazlasıyla zor hale gelebiliyor. Yine de, hiçbir karakterin ağzından çıkan hiçbir cümle filmin kendi yaratmış olduğu gösterişsiz, duru, sade dünyasının içerisinde anlamsız gelmiyor; gerçekten de her bir kelime için özenle çalışılmış bir senaryo olduğunu söylemezsek, bu filmin senaryo için vermiş olduğu emeğe saygısızlık etmiş oluruz. Türe yabancı olsun olmasın, filmi beğensin ya da beğenmesin, her sahnesinden nefret etmiş ya da bayılmış olsun, bu film gerçekten her dakikasıyla çok detaylı bir zihnin, çok büyük emeklerin ürünü. Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu’ndan bu yana ne Cannes, ne de diğer dünya festivalleri bu kadar derinlikli, katmanlı ve enine boyuna diyaloglarla süslenmiş bir Çehov kurmacası izlememişti. Küçük kısa öykülerin iç içe geçmesiyle tasarlanan kurgular, bu öyküler aracılığıyla cümleler içinde geçen ufacık detaylarla her karakteri tümüyle yavaş yavaş tanır hale geliyor oluşumuz, hikayenin bu tiyatro okumaları esnasında açılıp genişleyebiliyor oluşu… Böylesine anlatımlar gerçekten de yetenekli ellerden çıkmadığında her dakikası kayıp olan bir saçmalıklar silsilesine, çıktığındaysa aynı burada olduğu gibi izlemesi bambaşka bir keyif olan sanat eserlerine dönüşüyor,

Murakami’nin bir Çehov öyküsünü kendi hikayesine temel oluşturmasının ardından Hamaguchi’nin de Murakami’nin öyküsünü filmleştirme tercihi kendi başına bu cümleyi okuyanlar için de filmin ne kadar katman katman, derinine indikçe yeni bir şeyler daha sunmaktan çekinmeyen örgüsünü açıklar nitelikte. Dolayısıyla, şahsım adına, Drive My Car gerçekten de son yılların en güçlü filmi. Kış Uykusu’ndaki gibi diyalogların ve karakterlerin filmin öyküsünü oluşturduğu, Farhadi’nin The Salesman‘inin izinden giderek hikayesini bir tiyatro oyunuyla bütünleştirdiği, Murakami’nin süslü ve zorlayıcı edebi dilinin filmin duru atmosferine çok yerinde yedirildiği bir film Drive My Car. Acının, aldatılmanın, affedişin, intikamın, kederin, söylenemeyenlerin, kaçırılan fırsatların, paylaşamayışların, pişmanlıkların ve olgunlaşmanın 3 saatle başlangıcının yapıldığı, etkilerinin sonsuza dek süreceği çok güçlü bir film…

“İşte en çok canımı yakan şey bu,” dedi Kafuku. “Onu tam olarak anlamadım – ya da en azından önemli bir bölümünü. Ve artık o ölüp gittiğine göre bu şekilde de bitebilir. Okyanusun dibinde yatan küçük, kilitli bir kasa gibi. Çok acıyor.”

Koji konuşmadan önce bir an düşündü.

“Ama Bay Kafuku, herhangi birimiz bir başkasını tam olarak anlayabilir miyiz? Onları ne kadar sevsek de?”

Puan
  • 9.5/10
    Yönetmenlik - 9.5/10
  • 10/10
    Senaryo - 10/10
  • 8/10
    Sinematografi - 8/10
  • 9/10
    Oyunculuklar - 9/10
  • 9/10
    Kurgu - 9/10
9.1/10
Sending
User Review
0/10 (0 votes)

Kategori: Film İncelemeleri İncelemeler

Yorumlar

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.