THE CARD COUNTER – İNCELEME #filmekimi

Daha önce de birçok film için sorduğum soruyu bu sefer daha içten şekilde soruyorum, neden?

Bu film nasıl ve ne amaçla çekildi hiçbir sebep bulamadım ve çeşitli sitelerde yılın en iyi filmleri arasına nasıl girdi ve nasıl yüksek puanlar alabildi bilmiyorum. Aslında benim özelimde bana verdiği his ve amacının tam tersi şekilde filmin sonuna kadar beni aralıksız güldürdüğü için 10/10 vermek istiyorum fakat objektif olarak değerlendirdiğimde gerçekten inanılmaz amacına uymayan bir iş.

The Card Counter, adını Martin Scorsese ile beraber senaryosunu yazdığı birçok ünlü yapımla duyuran ve senaryo konusunda haklı ve başarılı bir isim yapan Paul Schrader’in Venedik Uluslararası Film Festivali’nde prömiyerini yapan son filmi. Girmeden önce Scorsese’nin yapımcı ve Schrader’ın yönetmen ve senarist olduğu bu filmden çok fazla bir beklentim vardı fakat Drive filminin komik bir kopyası olmaktan öteye maalesef gidemedi.

Konusuna bakacak olursak eski bir asker olan William Tillich (Bill Tell)’in yaptıkları sebebiyle hapis yatarken kart saymayı öğrenmesi ve dışarda yaşadığı hayatı ve aslında hiçbir sebep yokken bu hayatı kendi çabalarıyla çıkmaza sokması anlatılıyor. Bill’in normaldeki Drive’daki sürücü ya da Dexter’daki Dexter gibi olması gerekirken hayatında gizli tutmayı denediği her detayı yoldan geçen ilk kişiye bile anlatma çabası, kart sayma üzerine çalışıp 21 oynayarak para kazanmaya çalışmak yerine yine ne amaca hizmet ettiğini anlayamadığımız La Linda isimli kadın başrolün sadece ‘en iyilere’ yönelik başlattığı poker oynama grubuna katılması (grup sadece ikisinden ve Cirk’ten oluşuyor, ki Cirk de izleyici) filan gerçekten çok mantıksız şeyler.

Karakter olarak normalde inanılmaz derin, karanlık ve gizli yaşaması gereken Bill, daha ilk sahnelerde girdiği motel odalarında kendi istediği ürünleri çarşafla kaplamasıyla ‘ben çok karanlığım’ mesajıyla bize slow burn bir brutal film izleyeceğimiz havasını verse de maalesef çarşaflar da sanki Bill’in biri onları görsün diye asması hissinı vermesiyle manasızlaşmaya başlıyor. Ki neden kapladığını da hala anlamış değilim. Diğer başrol ise Tye Sheridan’ın canlandırdığı Cirk karakteri. Cirk filmde hayatı normal giden Bill’e eski asker olan ortak düşmanları John Gordo isimli birinden intikam alma planını anlatınca Bill kendinden beklenmeyen şekilde bu plana dahil olmayıp hayatını beş dakika önce tanıştığı Cirk’e adamaya başlıyor ve Cirk’ün borçlarını ödeme uğrunda La Linda’nın planına dahil oluyor.

Karakterlere bakarsak Bill oldukça dolu görünmeye çalışan boş biri. 21 oynayışına şahit olamadık fakat pokerde de yeteneksiz denebilecek bir oyuncu. Arada görünen USA karakterine değinmeye bile gerek yok. Cirk’ün Bill ile olan saçma arkadaşlığı ve La Linda’nın gereksiz şekilde hikâyeye dahil oluşu da Bill’i aşağı çeken diğer noktalar. Bill’in Driver tarzı yalnız gezen biri olması gerekirken sürekli birilerine takılması ve Willem Dafoe’nin sadece bir fragman süresi kadar filmde görünen bir villian oluşu da oldukça temelsiz ve yavan noktalar.

Paul Schrader’ın bu filmi çekerken ‘Oscar (Isaac olan) hazırlan bu yıl Oscar (Akademi Ödülü olan) sende, acayip bir film yapıyorum, inanılmaz olacak’ dediğini düşünüyorum. Fakat maalesef beni hayal kırıklığına uğrattı. Açıkçası Taxi Driver gibi bir senaryo çıkaran birinin şiddet temalı diğer senaryoları kusursuz yazmasını beklemek de doğal bir düşünce.

Filme dair iyi olan yegâne noktalarsa Oscar Isaac ve fragman. Çünkü fragmanı izleyince gerçekten güzel olduğuna inanıyorsunuz. Aslında Oscar Isaac sevdiğim bir oyuncu ve başarılı bir iş de çıkarmış, muhtemelen kendine yazılan rolü aynen oynamış fakat karakter yazımında problem olduğundan Oscar Isaac de maalesef kurtaramamış.

  • 4/10
    Yönetmenlik - 4/10
  • 3/10
    Senaryo - 3/10
  • 3/10
    Sinematografi - 3/10
  • 3/10
    Kurgu - 3/10
  • 3/10
    Diyaloglar - 3/10
  • 5/10
    Oyunculuklar - 5/10
3.5/10
Sending
User Review
1.5/10 (1 vote)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.