İNCELEME – ATOMIC BLONDE

Birçok ünlü yapımda imzası bulunan fakat adını John Wick ile daha geniş kitlelere duyuran ve Deadpool 2’nin de yönetmen koltuğunda oturan David Leitch’in son filmi Atomic Blonde içi boş aksiyon filmi severler için iyi denebilecek kalitede ortalamanın biraz üstü bir film. Anthony Johnston’un The Coldest City adlı çizgi roman serisinden uyarlanan yapımın başrolleri ise Charlize Theron ve James Mcavoy’a ait.

Önce yine kısaca konusuna bir bakalım. İngiliz gizli servisi MI6’nın en iyi ajanlarından olan Lorainne Broughton, ölen bir ajanın izini sürmek ve ondan çalınan önemli bir listeyi bulmak için Berlin’e gönderilir. Ölen ajanla bir geçmişi olan Lorainne için bu olay biraz kişisel bir hale de gelmiştir. Olayları çözmek için MI6’nın Berlin uzantısı olan David Percival ile işbirliği yapması gereken Lorainne için işler hiç de beklediği gibi ilerlemez. Bir yandan hızlı bir kovalamacaya bir yandan da duvarın yıkılmasına ev sahipliği yapan en soğuk şehirde artık kim av kim avcı kim suçlu kim masum belli değildir.

John Wick’in ilk filmini izlemiştim; zaten ikinci filmin yönetmeni başka. İlk filmde Leitch ile beraber çalışan Chad Stahelski ikinci filmi tek başına çekmiş. John Wick her kitleye hitap eden, izlemesi kolay, sonunda twist ya da minblowing yapmaya çalışmayan oldukça basit bir filmdi. Öldürülen köpeği ve çalınan arabası için intikam almaya çalışan öldürme makinesi bir adamın maceralarını izletiyordu. Kurşunlara falso verdiremese de yine de film boyunca 75 kişiyi öldürmesiyle size derin bir hikaye sunmaktan çok sadece aksiyon vadediyordu. İzlemeseniz de büyük bir kaybınız olmaz.

Atomic Blonde ise maalesef John Wick kadar akıcı bir film değil. Maalesef dediğim için John Wick’i çok beğendiğim sonucuna varmayın, sadece Atomic Blonde’yi fazla beğenmedim o kadar. Hikaye o kadar karmaşıklaştı ve o kadar iç içe girdi ki takip etmek bazı noktalarda imkansız bir hale geldi. Tabi bir de kafa karışıklığı yapma çabasıyla twist akımının kurbanı olması var.. Keşke biri Leitch’e böyle bir sonu ve filmi daha önce 2010 yılında Phillip Noyce’nin yönettiği Salt filminde izlediğimizi söyleseymiş. Salt’u izlerken de acaba şimdi nasıl bir ters köşe yapacaklar diye düşünmekten yorulduğumu hatırlıyorum. Ama yine de Salt takip edilebilirlik açısından çok daha iyidi.

Yönetmenliğe gelirsek; Atomic Blonde eleştirisini nerede okursanız okuyun hemen hemen herkes apartmanda plan sekans olarak çekilen dövüş sahnesinin mükemmelliğinden bahseder. Evet plan sekans gerçekten güzeldi ve kavga oldukça kaliteli çekilmişti. Ama hayatımızda hiç plan sekans sahne ya da film izlememişiz gibi abartmanın bir yanı da yok. Son birkaç cümlede sürekli plan sekans deyip durdum, peki nedir bu plan sekans açıklayayım. Plan sekans; bir sahneyi ya da filmi baştan sona kesintisiz şekilde tek seferde çekmek demektir. Sinema tarihinde birçok mükemmel örneği bulunan plan sekansların son zamanlardaki en iyi örnekleri arasında baştan sona tek plan sekans çekilen Victoria ve Birdman filmleri sayılabilir. Bunlar dışında Atonemet, Goodfellas, Children of Men ve Oldboy’da da oldukça başarılı plan sekans sahnelere rastlamak mümkündür.

Yaklaşık 10 dakika süren kavga sahnesi başarılı olmasına rağmen içerdiği klişelerle beni biraz sıktı. Yere düşen iki karakterin de bir süre dinlendikten sonra aynı anda kalkması, arkadan gizlice yaklaşan Lorainne’nin bağırmaya başlaması, Karateci Kız’daki gibi vurulduğu halde bir türlü ölemeyen adamın varlığı sinir bozabilen nitelikteydi. En iyi yanlarından biri kesinlikle düşmanların hemen yıkılmaması ve baş karakterin bir iki sıyrık almaktan öte her yerinin dağılmasıydı. Ama bazı yerlerde bazılarının ölmesi gerektiğini es geçemeyiz.

Film True Detective’nin ilk sezonundaki gibi ilerledi. Lorainne, Berlin’deki olaylarla ilgili sorguya alındı ve biz de olayları flash-back’ler ile izledik.

Sinematografik öğeler bana Refn’i özlettirdi. Soğuk ve gri alt tonlarında mavi-kırmızı renk baskısı bana kalırsa filme yedirilememiş. Ne zaman yoğun kırmızı bir ortama girilse arkadan çalan sözlü bir şarkı tüm ciddiyeti ve kasveti sıfıra indirdi zaten (müziklere de ayrıca değineceğim). Renk deneme çalışmaları başarılı; fakat tam olarak uyarlayıp yedirebilinen örnekleri için Nicholas Winding Refn’in Only God Forgives, The Neon Demon ve Darren Aronofsky’nin Black Swan’ine bakılabilir.

Çevremdeki kötü bulan kişilerin aksine ben Berlin’i gerçekten çok sevmiştim. Turistik bir şehir olmayabilir belki; fakat atmosferi ve sakinliği o kadar havalı olan başka bir şehre henüz gitmedim. Daha önce Victoria’nın ve Sense8’in arka planında sevdiğim Berlin’i bu filmde bir kere daha sevdim ve bana kalırsa böyle bir film bir tek Berlin’de bu şekilde çekilebilirdi.

Soundtrack albümünde çok fazla bilinen sözlü şarkı içeren filmler hoşuma gitmemeye başladı. Sanki yönetmenin aklına çok sevdiği bir şarkı düşmüş de o şarkıya uygun sahne çekmiş gibi hissediyorum. Refn’i çok sevdiğim için yine onu örnek vereceğim ama yapmak istediği robotik karanlık ortama o kadar uygun tekno müzikler seçiyor ki; siz o müziğin o sahne için sonradan yapıldığını direk anlıyorsunuz. Bunun için de Cliff Martinez gibi bir müzisyenle çalışmanız gerekiyor. Atomic Blonde’de bir ara o kadar fazla üst üste şarkı çaldı ki; ben ne izliyorum diye düşündüm. Neyse ki apartman sahnesi müziksizdi ve oldukça kaliteliydi.

Diyaloglar size ölümcül bir şey katmıyor, Niccolo Machiavelli yüzünüzü güldüren bir foreshadowing’de kullanılmış o kadar (tam foreshadowing de sayılmaz gerçi sonda da aynı cümle direk tekrar edildi). Kurgu da o kadar karışık halde ilerledi ki ucundan tutmak bazen çok zor oldu.

  1. Charlize Theron’u yine soğuk bir rolde izledik, biraz İmparator Furiosa biraz da Aileen karakterine benzeyen bir halde oynamış. Ben Charlize Theron’u fazla sevmem. Oscar almış olması iyi bir oyuncu olduğunu göstermez. Oscar ödüllerini de pek takip etmem ve Oscar’ın popüler olmasının tek sebebini Amerikan ödülü olması olarak görürüm. O yüzden lütfen Charlize Theron mükemmel oynamış demeyin. Salt(Salt), Fox(Wanted), Catherine Tramell(Basic Instinct) ve Elvira Hancock(Scarface) karakterlerinin harmanlanmaya çalışılması olan Lorainne karakteri o kadar yapay bir soğukluktaydı ki sadece Charlize Theron’un güzelliği yüzünden kendini izletebildi. Çizgi romanını okumadığım için bilemem fakat oyuncuların karakterleri kendilerince farklı yorumladıkları da bir gerçek.

James McAvoy.. Son dönemlerde ismini okuyunca tereddütsüz her filmini izleyeceğim sanırım üç adam var: James McAvoy, Ryan Gosling ve Jake Gyllenhaal. Zaten bu filmi izlemek isteme sebebim de McAvoy’un oynamasıydı. Oynadığı her role inanılmaz derecede yakışabilen yeni nesil başka bir oyuncu yok. Dandik X-Men serilerini bile bana izlettirebilen James McAvoy açık ara en favori oyuncularımdan biri. Bu filmde beni üzen şeyse onun canlandırdığı karakterin akıbetinin daha ilk saniyeden belli oluşuydu. Percival karakteri Lorainne’nin o kadar gerisinde tutulmuştu ki; tüm McAvoy sahneleri filmin fragmanındakinden fazla değildi. James McAvoy’u oynatmalarının tek sebebinin de psikopat polis rollerinde bir numara olması ve pr yapmak olduğunu düşünüyorum. Eğer sıradan bir oyuncu oynasaydı belki bu kadar ilgi çekmezdi. Geride tutulmasının sebebi Lorainne’ye daha çok dikkat çekilmek istenmesi olabilir. Çünkü Percival’ın ortaya çıktığı her sahnede Lorainne’nin sönük kalışı pek de olması gereken bir olay değildi.

Sonuç olarak Atomic Blonde, fazla bir şey vadetmeyen, sadece Charlize Theron’un bu yaşta bile hala güzel olduğunu ve James Mcavoy’un mükemmel bir oyuncu olduğunu gösteren, renk ve plan sekans denemesi için çekilen biraz boş, biraz kopuk bir aksiyon filmi. Zaman değerlendirmek için izleyin, ben izlerken eğlendim. Zaten fazla beklentim yoktu. Bu tür filmlerde beklentilerinizi düşük tutarsanız eğlenmemeniz için hiçbir sebep yok zaten.

  • 7/10
    Yönetmenlik - 7/10
  • 7/10
    Sinematografi - 7/10
  • 5/10
    Senaryo - 5/10
  • 6/10
    Kostüm-Dekor - 6/10
  • 5/10
    Kurgu - 5/10
  • 7/10
    Oyunculuklar - 7/10
  • 6/10
    Müzikler - 6/10
6.1/10

Özet

+James McAvoy
+Plan sekans
-Soğuk oyunculuk sergileyen Charlize Theron
-Abartılan müzikler
-İstenen etkiyi veremeyen sinematografi
-Konunun ve filmin içinin boş oluşu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.