İçeriğe geç →

ATHENA – İNCELEME

Fransa, toplum yapısı itibarıyla iktidara tepkisini sokaklarda koymaya meyilli politik bilinçaltına sahip bir ülke. Fransız İhtilali olsun, 1968 olayları olsun, 2018’deki Sarı Yelekliler Hareketi olsun, toplum olarak kırılma noktalarına sahip tarihi olaylara öncülük etmiş bir örgütlülüğe sahipler. Halk, Fransa tarihi boyunca iktidara tepkisini koymaktan ürkmeden, çoğu zaman iktidarla sokaklarda çatışmaktan çekinmeyen bir hareketliliğin kaynağı. Dolayısıyla Athena filminin konusunu okuduğumuzda Fransa yakın tarihini bilen çoğu insana yabancı gelmeyen bir politik filmi izleyeceğimizi düşünmeden edemedim. Romain Gavras’ı The World is Yours filmiyle tanımış ve çok başarılı bulmasam da potansiyeli olan bir genç yönetmen olarak düşünmüş olmamdan ötürü, Netflix’e özel olarak çekilen ve gösterildiği festivallerde hatrı sayılır övgüler almış Athena filmini de merakla bekliyordum.

Athena, polislerin sokağın ortasında bir genci öldürmesinin kameraya çekilmiş olmasının ardından toplumun temellerinin sarsılışıyla başlıyor. Alt sınıfa ait bir gencin polis tarafından katledilmiş oluşunun ardından, katledilen Idir adlı gencin Karim isimli kardeşlerinden birisinin Athena isimli varoş mahalledeki gençleri örgütleyerek kardeşinin katillerinin isimlerinin açıklanması adına gelişigüzel başlayıp kaosa evrilen şiddet eylemleriyle açılıyor. Bir diğer kardeş olan Abdel, kardeşinin ölümüyle alakalı açıklama yaparken sakin kalınması gerektiği yönünde devletçi bir yaklaşımla sukünet çağrısı yaparken, Karim çözümün sistemin getireceği adaletle değil de, sokakta elde edilen öfkeyle olacağını düşünüyor ve Fransa sokaklarını, özellikle de Athena mahallesini ateşe veriyor. Filmin başlarında izlediğimiz öfkeli, görkemli ve hareketli sekanslar da izleyici olarak üzerimde kuvvetli hisler uyandırıyor olacak ki, daha filmin açılış sekansının bitişinin ardından jenerik isminin açılışını görmemle birlikte “çok iyi bir film” izleyeceğime emin hissediyorum kendimi.

Bu noktadan sonra film karakterlerini yavaş yavaş üzerimize sermeye başlıyor ve hikayesini derinleştirmek istiyor. Bunu yapış tarzı biraz klişeleşmiş olsa da, yarattığı karakterler fazlasıyla tanıdık, hatta karakter olmaktan uzak birer tip inşası olsa da, filmin oluşturmaya çalıştığı gösterişli ve öfke dolu atmosfer bu kusurları biraz olsun örtebiliyor. Öyle ki, Abdel karakterinin Fransız ordusundan malulen emekli olduğunu anlıyoruz: Athena’nın Müslüman birliğiyle fazlasıyla içli dışlı, hükümet yanlısı ve zihinsel olarak gitgelleri olan TSSB’li bir adam. Bu noktada, Athena’yı kaosa sürükleyen kardeşi Karim’in yanında olmak yerine, polisin yanında olarak Athena mahalleleri, mahallenin genel yapısı ve polisin olayları nasıl bastırabileceğiyle alakalı polis dostlarına tavsiyeler vermekten de çekinmiyor. Bir diğer kardeşleriyse Athena’nın mafyatik yüzü. Kardeşinin ölümüyle alakası yok, Karim’in savaşıyla zerre ilgilenmiyor, ancak polisin yanında da değil. Tek derdi Athena’ya zulalamış olduğu silahları polis gelmeden önce oradan dışarı çıkarabilmek. Evet, karakterler fazlasıyla zıt kutuplarda ve bu fazlasıyla klişe. Ama filmin uzun plan sekansları ve durmak bilmeyen temposu içinde hareketli kamera ve doğal oyunculuklarla birlikte karakter inşasındaki bu aksaklıklar görmezden gelinebiliyor çünkü Athena filmin ortalarına yaklaştıkça dev gibi büyüyen, sinematografik olarak fazlasıyla kuvvetli sahnelere sahip ve izleyicisini gerim gerim germeyi başarabiliyor. Karim ve genç ordusunun öfkesini anlayabiliyor, empati duyabiliyor ve polisin fazlasıyla politik olarak manipüle edilmiş ideolojisini görebiliyoruz.

Filmin ilk yarısının ardından, aslında hiç de beklenmedik bir ölüm filmin yapısını tepetaklak ediyor. Ancak bu kötü anlamda değil elbette. Karim ve ordusunun şantaj için kaçırmış oldukları polisi kurtarmaya çalışan Abdel’in sebep olduğu birtakım gelişigüzel olaylar neticesinde, Karim polis tarafından tereddüt bile edilmeden vurularak öldürülüyor ve bu da filmin bitişine henüz 40 dakika kala gerçekleştiği için cesur bir kurgusal dönüş olarak yine şahsımı tatmin ediyor. Çünkü film her dakikasıyla arttırdığı şiddet dozunu bu sefer yıkıcı bir ölümle doruğa çıkarıyor ve kalan kısımda yaşanacaklar için izleyicisini diken üstünde tutmaya devam edebiliyor. Kardeşinin birkaç satılmış polis tarafından göz bile kırpılmadan öldürüldüğünü gören Abdel için de kayış o andan sonra kopuyor ve filmin molotof kokteylleri, maytaplar, havai fişekler, plastik mermiler ve biber gazları etrafında örülü olan şiddet yapısı artık silahların, bombaların konuşacağı başka bir evreye geçiyor çünkü emir komutayı bu olaydan sonra öfke patlamasına giren Abdel devralıyor. Hatta Abdel’in bu ani karakter dönüşümünün yine filmin bize başından beri sunduğu gibi bir öfke patlaması sonucunda mafya kardeşini öldürmesiyle tamamlanmasının aceleciliği, mantıksal çatırdamalarını bile yine görmezden gelebiliyoruz.

Ne oluyorsa bu andan sonra oluyor, film sahip olduğu bu öfke krizlerini, politik zeminini gitgide yitirmeye başlıyor. Silahların konuşacağı ve olayların boyut atlayacağı noktaya gelindiğinde yönetmen birden filmi slow motion’a alıp bir TSSB öyküsüne doğru yönlendiriyor ki, bu filmi izlerken -son 2 dakikayı görene kadar- anlam veremediğim bir tercih oluyor. Çünkü filmin başından bu noktasına kadar sürekli artan temposu ardında inşa ettiği her şey bir anda duruyor. Abdel’in travmalarını yakın plan çekimlerde, donuk bakışlarla izlemeye başlıyoruz ve hikaye artık toplumsal bir bilince ait olmaktan vazgeçip kişisel bir öykü anlatmaya başlıyor. Hikaye anlatımındaki bu inanılmaz dönüş, filmin yaratmış olduğu gazlı havayı darmaduman etmiş olmakla kalmıyor, aslında yönetmenin politik duruşunun da yavaş yavaş şu ana kadar izlediğimizle alakasının olmadığına dair şüphe oluşturmaya başlıyor.

Ve sonrasında zaten beklenen oluyor. Filmin kapanış sahneleri uzun süredir rastlamadığım tarzda bir içine etme örneği. Görkemli olmaya çalışan metaforik bir intihar sahnesinin ardından film kapansa belki de filme dair bu kadar öfkeli olmayabilirdim. Yarattığı politik zeminden vazgeçip biraz daha sığ sularda yüzmeyi tercih eden ürkek bir film olduğunu düşünür, yine de ilk yarısında ve özellikle Karim’in ölüşüne kadar olan sahnelerde hissettirdikleri, gösterdikleri için filmi olumlu bile hatırlayabilirdim.

Ancak filmin son 100, belki de 120 saniyesi öyle bir U dönüşü ki, gerçekten bir an için ATV’de gösterilen ve sosyal medyada sıkça dalga konusu olan o meşhur propaganda sahnesinin Semih Kaplanoğlu yorumunu izliyor zannettim kendimi. Hatırlamayanlar için sahneyi aşağıya bırakıyor olacağım. Evet, film gerçekten, kurmuş olduğu tüm ideolojik temelleri siliyor, silmekle kalmıyor aşağılıyor. Çünkü filmin başından bu yana polisin göstermiş olduğu anlamsız şiddete karşı doğal olarak gelişen toplumsal tepkinin aslında tamamen bir provokasyon olduğunu “kanıtlamaya” çalışıyor yönetmen bize. Meğerse ne safmışız, ne saflarmış… Meğerse o çocuğu öldürenler Fransa polisi değilmiş de, Fransa’yı karıştırmaya çalışan terörist grupların provokasyon eylemiymiş bu yaşananlar tamamen… Aslında bu hikayede suçlu yokmuş, polis de masummuş, halk da, Abdel de… Evet, film bir anda toksik ideolojisini örtük şekilde gösterme kararından vazgeçip tamamen açık ederek bitiyor ve bu o kadar sahte, o kadar yapmacık ve o kadar çiğ kalıyor ki, izleyici olarak gerçekten öfkeli bir şekilde ekrana bakakalıyorum. Ancak bu öfkem filmin bizzat kendisine oluyor. Tamamen orta yolcu bir bakışla filmini kapatıp adeta ekrandan kaçmaya çalışan Romain Gavras’a sormalı: Madem bu ideolojiye sahip bir adamdın, niye zahmet ettin de bu kadar görkemli bir toplumsal tepki öyküsü anlatmaya çalışmak niye? Üstü kapalı bir propaganda filmi yapmak, ya da milliyetçi, büyük oyunu bozan kahvehane fikirlerini usul usul izleyiciye dikte ettirmeye çalışmak, yetmiyor gibi izleyicinin aklıyla dalga geçip son 120 saniyeyi böylesine ucuz bir şekilde kurgulamak… Nerden baksanız ürkekçe.

İşte o meşhur ATV dizisi sahnesi (Athena’nın final sahnesi için Romain Gavras’a ilham kaynağı olduğu kesin). Youtube adresine giderek videoyu izleyebilirsiniz.

Puan
  • 7/10
    Yönetmenlik - 7/10
  • 3/10
    Senaryo - 3/10
  • 9/10
    Sinematografi - 9/10
  • 4/10
    Kurgu - 4/10
  • 7/10
    Oyunculuk - 7/10
6/10
Sending
User Review
0/10 (0 votes)

Kategori: Film İncelemeleri İncelemeler

Yorumlar

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.