İçeriğe geç →

GROSSE FREIHEIT(BÜYÜK ÖZGÜRLÜK) – İNCELEME #filmekimi2021

Great Freedom, Avusturyalı yönetmen Sebastian Meise’nin 2021 Cannes Film Festivali’nde Belli Bir Bakış dalında Jüri Özel Ödülü kazanan son filmi. Aslında Meise’nin adını da bu filmle duydum desem yanlış olmaz; tıpkı bundan sonra hep duymak istediğim için takipçisi olacağımı söylemenin de yanlış olmayacağı gibi. Ufak tefek eksikleri var mı, evet; aslında daha önce benzerlerini izlediğimiz ve son zamanlarda yönetmenler tarafından üzerine düşülen bir konusu mu var, yine evet. Fakat bunu gerçekten oldukça şaşırtan bir başarıyla halletmesi gerçekten takdir edilesi. Meise’nin uzun bir yönetmenlik geçmişinin olmadığı düşünülürse de çok daha özel bir yerde konumlanıyor.

Filmde bir başrol var. Adı Hans. Cesur, naif, hayalperest fakat gerçekçi Hans. Her seferinde hayatın sillesini yiyeceğini bildiği halde hatta yediği halde asla vazgeçmeyen Hans. Karaktere; seçildiği roller için biçilmiş kaftan olduğunu düşündüğüm Alman aktör Franz Rogowski hayat veriyor. Mükemmel oyuncu seçimi. Hans’ın sessizliğinin içinde bize çok şey anlatan bakışları, çaresizlikleri ve hatta sigara yakışları bile Rogowski tarafından inanılmaz zarif şekilde canlandırılıyor. Film de zaten Hans’ın sırtlamasıyla eşcinsellik suçundan hapse giren ve daha önce de toplama kampına gitmiş bir karakteri anlatıyor bize. Anlatırken de hiç acele etmiyor. Önce olgun Hans’ı izliyoruz. Hapse girdiği için yakıp yıkmayan, yıkılmayan umutlu, hayalperest ve sakin Hans’ı. Esareti, fazla sevmediği eski bir arkadaşına belli bir süre boyunca tahammül etmek zorunda kalan kişiliği karşılıyor bizi. İlerledikçe de geriye gidip hapse ilk girişini görüyoruz. Küçük, zayıf ve korkak. Tıpkı izleyenler gibi o da ‘bir erkeği sevdim diye bu da yapılır mı’ düşüncesiyle hareket ediyor. Hayalleri büyük ama kendi küçük Hans, zaman geçtikçe sessizliğini de aşmaya başlıyor; arkadaşı Viktor sayesinde.

Viktor cinayetten hüküm giymiş bir suçlu. Başlarda eşcinsel olduğu için Hans’a eziyet etse de zamanla Hans’ın tepki vermemesiyle, gözlerindeki acılı kabullenişle ve kolundaki toplama kampı dövmesinin de görülmesiyle Viktor, Hans’a bakışını değiştirip iyi davranmaya başlıyor. Hans’ın beraber hapse girdiği bir de sevgilisi var; Oskar. Oskar Hans gibi hayalperest değil. Hayatının sonuna geldiğine inanıyor ve tüm umutları tükenmiş. Fakat onu tanıdıkça aslında Hans’ın karakterinin yavaş yavaş olgunlaştığını ve hayallerinin yere daha sağlam bastığını görüyoruz. Son dönemde geçen hapishane zamanlarından sevgilisi genç öğretmen Leo ise açıkçası sadece Hans’ın fedakâr yönünü ve eğitime verdiği önemi göstermek dışında hikâyeye katkısı olmayan bir karakter. Zaten tüm karakterlerin amacı bize Hans’ı ve eşcinsellerin maruz kaldığı eziyetleri anlatmak, fakat Leo buna en az katkı yapan en gereksiz karakter olmuş diyebilirim.

Gelelim Viktor ve Hans ikilisine. Ortada güzel sunulan bir arkadaşlık var. Viktor’un başlarda kendisinin bir katil olduğu gerçeğini göz ardı edip aslında suç bile işlemeyen Hans’a saldırması, Viktor’un karakter evrimi için gösterilmesi gereken bir nokta. Hans’a karşı sürekli arkadaşlık-aşk arasında gidip gelen duygular beslemesi fakat kendine bile itiraf etmek istememesi de güzel işlenmiş. İlişkileri de başlarda oldukça etkileyiciyken son dönemlerde biraz sekteye uğrasa da Viktor’un kıskançlıkları ve uyuşturucu bağımlılığının çözülmesine Hans’ın yardım etmesiyle kaldığı yerden devam etmeye başlıyor. Son dönemdeki ilk karşılaşmalarını biraz yavan bulduğumu da belirtmek istiyorum. Geçmişi görmeseydik Viktor’u Hans’la fazla geçmişi olmayan gayet normal hapishanedeki başka bir tip olarak düşünebilirdik.

Güzel işlenen bu dokunaklı filmin sonu ise esaretin gerçek bedeli ya da gerçek esaretin bedeli – nasıl adlandırmak isterseniz. Herkesi mutlu etmeye yönelik efsane bir kaçış hikayesi tarzı yüzeysellikler barındırmıyor. Hans artık daha gerçekçi, sevgi dolu, en önemlisi özgür fakat son bir iş için bir o kadar da bağımlı. Ama her şeye rağmen hala harika bir hayalperest. Kurduğu hayalleri de kendiyle beraber olgunlaşıyor. Esaretin aslında kafanın içinde başlayıp bittiğini çözmüş ve yapması gereken son işi de tamamlamak için dostuna* belki de son kez geri dönerek böyle bir filme de böyle bir son yakışırdı dedirtiyor.

  • 7.5/10
    Yönetmenlik - 7.5/10
  • 7/10
    Sinematografi - 7/10
  • 8/10
    Oyunculuklar - 8/10
  • 7.5/10
    Kurgu - 7.5/10
  • 7.5/10
    Diyaloglar - 7.5/10
  • 7.5/10
    Senaryo - 7.5/10
7.5/10

Kategori: Film İncelemeleri İncelemeler

Yorumlar

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.