İçeriğe geç →

DUNE – İNCELEME

Frank Herbert’in 1965 yılında insanlara sunmuş olduğu, bilim kurgu külliyatının en epik eserlerinden biri kabul edilen ve yıllar boyu birçok sinemaya / televizyona uyarlama çalışmaları bulunan Dune, şimdiye kadar beklentilerin altında ezilen yapımlarla adından çokça söz ettirememişti. Yalnızca kendine ait kısıtlı ama tutkulu bir kitlesi olan, bilim kurgu dünyasında kendine ait özel bir yeri bulunan bu yapıt, David Lynch’in elinden çıkmış olsa bile kitaplarının verdiği etkiyi perdede izleyicisine yeniden aktaramıyordu. Dune evreninin detaylı kurgusu, çok fazla hikayeyi ve karakteri içerisinde bulundurması sebebiyle sinemaya aktarılırken çok çeşitli problemleri de beraberinde getiriyordu. Bunlardan birincisi elbette bütçe problemleriydi. Eserdeki tasvir edilen mekanlar, olaylar, kurgunun yapısı gereği perdede gösterilmek için fazlasıyla talepkar unsurlardı. Çoğu yapım daha senaryo aşamasında iptal edilmiş; bazıları kısıtlı bütçenin altında vermek istediğini bir türlü verememiş; bazı yapımlar da tıpkı Lynch’in uyarlamasında olduğu gibi çok fazla olayı az bir zamana sıkıştırırken senaryo unsurları bakımından ağır aksak kalmıştı.

Dune'un yönetmeni başrol için neden bir tek Timothée Chalamet'yi  düşündüğünü açıkladı | Independent Türkçe

Ancak teknoloji ilerledikçe, sinemaya olan ilginin her geçen gün artmasıyla ve hitap edilen kitlenin de bir çığ gibi büyümesiyle birlikte yapımcı şirketler için böyle devasa evrenlerin yaratılması için gereken bütçe problem olmamaya başladı. İşte tam da bu sebepten belki de Dune, 46 yıl sonra da olsa artık sinemaya uyarlanması açısından fazlasıyla müsait şartlara sahipti. Son zamanların en gözde yönetmenlerinden olan Denis Villeneuve de hayranı olduğu Dune külliyatını sinemaya uyarlama konusunda ayağına gelen fırsatı tepmeyip kolları sıvamıştı. Zira kendisinin sinema kariyerinin başlangıcından bu yana büyüyen bir sinema dili, olgunlaşan bir anlatım tarzı ve her geçen gün daha da büyüyen, kemikleşen bir hayran kitlesi oluşmaya başlamıştı. İşte tüm bunlar bir araya gelince, sonunda tıpkı fantastik dünyanın Yüzüklerin Efendisi kutsalı gibi bir kutsalın ortaya çıkma ihtimali bilim-kurgu sevenler için de doğmuştu: Dune.

Elbette kendisine verilen devasa bir bütçe, sınırsız özgürlük ve neredeyse sonsuz bir ‘casting’ imkanı olmasına karşın Villeneuve’in de karşılaşacağı problemler olacaktı. Öncelikle Dune, kime hitap etmeliydi? Özellikle artık dijital çağın iyice dünyayı sarıp sarmaladığı ve son zamanlarda sıklıkla dile getirilen tüketmeye odaklı Z kuşağının da sinema ve sinema seyirciliğine yavaş yavaş ağırlığını koymasıyla birlikte büyük yönetmenlerin önünde de bir hedef kitlesi problemi oluşuyordu. Dune kime hitap edecekti? Yavaş yavaş büyüyen, tıpkı Herbert’in yaptığı gibi hikayesini anlatmakta acele etmeyen, Star Wars evreni gibi yalnızca iyi-kötü savaşını yüzeysel bir felsefi tavırla değil de; gerçekten olaylara ve karakterlere gerçekçi anlamlar yükleyerek derdini fazlasıyla olgun bir tavırla anlatan bir film mi çekmeliydi, yoksa son dönemde pop-kültür sinemasına neredeyse ambargo koyan çizgi roman kuşağının öncülerinden Marvel ve DC’nin yaptığı gibi eğlenceli, çerezlik, kliplere ve ‘meme’lere konu olacak karakterlere sahip olan tempolu bir filme mi yönelmeliydi? Elbette bu sorunun cevabı, yönetmen Villeneuve olunca gayet apaçıktı. Villeneuve, Dune evrenine, Herbert’e tamamen sadık kalarak bu devasa bütçeli yapımı bir tüketim çılgınlığına kurban etmemişti.

Dune Filmi Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Gerçekten de Dune, tabiri caizse gerçek anlamda bir ‘slow-burn’ film. Öyle ki, 2.5 saatlik uzun kurgusuna rağmen ilk kitabın yalnızca ilk kısmını anlatıyor oluşu kesinlikle cesur bir karar, aynı zamanda da Villeneuve’in yaratmak istediği dünyanın nasıl olacağına dair net bir mesajdı. Villeneuve, aksiyonla ilgilenmiyordu, ki zaten ilgilenen bir yönetmen de değildi; bunu Arrival, Sicario, Blade Runner 2049 gibi türünün en temposuz, ciddi filmleriyle aşağı yukarı anlamıştık. Ancak özellikle fantastik ve bilim-kurgu eserlerinde bu kadar yavaş ilerleyen ve hikayesini anlatırken dramatik ögelere bu kadar sahip çıkan bir yapıma rastlamak çok fazla karşılaştığımız şeyler değil. Bu bakımdan Dune, kesinlikle gerçekten sinemayı seven kitleye hitap ediyor desek yanılmış sayılmayız. Evet, elbette film vizyona girmeden ve girdiğinden itibaren gerek Villeneuve’in adıyla, gerekse Dune hayranlarının çok yüksek beklentileri sebebiyle ve yapılan PR’ın devasalığından ötürü A’dan Z’ye herkes Dune’u merak eder olmuştu. Ancak filmin bizlerle buluşmasının ardından geçen 1 aylık periyodun ardından söyleyebiliriz ki, Dune herkes için yapılmış bir film değil. Dune, Dune’u gerçekten seven insanlar için ya da Dune’u Villeneuve’in anlatısıyla öğrenmek ve tanımak isteyenler için yapılmış bir film.

Bir Efsanenin Doğuşuna Tanık Olun: Dune Fragman İncelemesi! – Geekyapar!

Filmde kitapta anlatılan ve aslında dünyaya ait önemli detaylar barındıran bazı unsurlar hiç anlatılmamış ya da anlatılmayı bekliyor. Villeneuve film süresi 2.5 saat de olsa, her şeyi hemen bu 150 dakikalık zaman dilimine sıkıştırmak yerine aslında olayın özüne odaklanıyor. Çünkü bu evren genel olarak gezegenleriyle, karakterleriyle, entrikalarıyla, bilim kurgu unsurlarıyla ve ağır ilerleyen anlatım tarzıyla adından söz ettiren bir evren. Dune filmi de aynı böyle. Hiç acele etmeden, yavaş yavaş, ancak izleyici için merakı her zaman üst seviyede bıraktıran, temposuz görünse de aslında çok fazla olayı olgunca anlatabilen gerçek bir sinema filmi. Nolan’ın da dediği gibi, Dune’un yapılma şekli kesinlikle sinema salonu için: Çok iyi görsel efektler, harika sinematografi, Dune kitaplarını adeta insanların beyninde bıraktığı izle birebir tasvir eden soğuk sarı renk paletiyle Dune gerçekten de bir hafta sonunda evde oturup patlamış mısır eşliğinde televizyon karşısında izlenecek kadar basite indirgenemeyecek kadar işçilikli, detaylı çalışılmış, buram buram emek kokan harikulade bir yapım. Yine Nolan’ın dediği gibi, “canlı çekim işçiliğiyle, bilgisayar tarafından oluşturulan görsel efektlerin şimdiye kadarki en kusursuz evliliklerinden birisi.”

Özün sözü, Dune, Villeneuve’in en iddialı işi ancak kesinlikle bu beklentilerin altında ezilmeyen bir yapım. Hele ki Dune evreninin sinemaya aktarılışında bunca zamandır karşılaşılan zorlukları da düşünecek olursak, Villeneuve’in bu işin altından çok başarılı bir şekilde kalktığını söylersek hakkını teslim etmiş oluruz. Kendisini çok önemseyen, kurgusunun epikliğiyle göz kamaştıran, karakterlerinin tasviriyle ağızda lezzetli bir tat bırakan çok çok iyi bir film. Bu evrene aşık olanların gerçekten son derece tatmin olacağı aşikar, bunun yanında Dune dünyasını da gerçekten tanımak isteyenler için sinema dünyasında karşılaşılabilecek en ideal eser. Çünkü bu film herkes için değil. Bu film yalnızca Dune’u sevenler ve Dune’u merak edenler için. Dolayısıyla bu filme dev bütçeli bir bilim-kurgu olarak yaklaşmak yerine, bir yeniden çevrimin, ‘Denis Villeneuve’ gözüyle sinemaya aktarılışı olarak bakmak gerekir. ‘Hardcore’ bilim-kurgu sevenler için tam bir yönetmen filmi. Muhteşem. Üçlemenin kalanı için de çok çok iyi bir başlangıç.

Puan
  • 10/10
    Yönetmenlik - 10/10
  • 9/10
    Senaryo - 9/10
  • 8.5/10
    Kurgu - 8.5/10
  • 10/10
    Sinematografi - 10/10
  • 8/10
    Oyunculuk - 8/10
  • 9.5/10
    Ses & Müzik - 9.5/10
9.2/10
Sending
User Review
10/10 (1 vote)

Kategori: Film İncelemeleri İncelemeler

Yorumlar

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.