JOKER – İNCELEME

Tam olarak olmuş diyemeyeceğim ama olmamış da denemeyen ortanın üstünde bir film Joker.

Zamanında Martin Scorsese dahil birkaç yönetmenin adı geçmesine rağmen en son Hangover serisinden tanıdığımız Amerikalı senarist ve yönetmen Todd Phillips tarafından çekilen filmi zaten Scorsese’nin çekeceğine pek de ihtimal vermemiştim. Marvel filmleri hakkında düşündüklerinin sadece Marvel’le sınırlı olmadığını düşünüyorum çünkü.

Phillips’in iyi yaptığı ve kötü yaptığı çok olay var filmde. Öncelikle neden bu kadar abartılı sevildiğine bakalım. Bu abartılı sevilmeyi devam filmi ya da remake film olayında en son yetenekli yönetmen Denis Villeneuve’nin Blade Runner 2049’unda gördüm sanırım. Eleştirisi de sitede var, buradan okuyabilirsiniz. Blade Runner çekildiği 1982 yılında bile fütüristik bir distopyayı -ya da belki ütopyayı kim bilir- sınırlarını zorlayarak ve görülmemiş bir fikre imza atarak gösteren bir filmdi. Hem fikri hem de bu fikri temellendirip işlemeye çalıştığı bakış açısı ve içinden çıkarılabilecek sosyo-politik, hümanist fikirleriyle oldukça kapsamlı bir filmdi. Öylesine sevildi ki asla devam filmi yapılmadı, üstüne çıkılmaya çalışılmadı. Ta ki risk almayı seven yetenekli yönetmen Villeneuve gelene kadar. Blade Runner 2049 haberleri ilk çıktığı zaman insanlar burun büktü fakat izleyen herkes filmi inanılmaz beğendi. Çünkü ilk filmin sınırlarını koruyarak üstüne çıktı. Joker de bana kalırsa biraz insanların bu ‘önceki mükemmelliğin üzerine çıkan film’ gibi yanlış düşüncesiyle abartıldı ve sevildi. Biraz dedim çünkü asıl etkenin çizgi romanları daha sert ve gerçekçi şekilde seven yetişkin kitlenin kıçı başı ayrı oynamayan bir filmi zor bulup sarılması ve aşırı beğenmesi olarak görüyorum. Haksız da sayılmazlar.

Sinema tarihinde her bir yeni filminde yeniden seçilen karakterler arasında en merak edileni James Bond’ken onun yerini son zamanlarda Batman aldı diye düşünüyorum. Yeni Batman kim soruları gündemi meşgul ederken Batman’in en az kendisi kadar ünlü olan düşmanlarının kim olacağı sorusu da en az onun kadar konuşuldu. Batman filmleri ilk çekildiği yıldan bu yana 5 farklı canlandırma ve 3 4 farklı seslendirmede Joker gördü. Birçok oyunu yapıldı. Tipleri kadar sesleri de -ki favorim Mark Hamill- hafızalara kazındı. Fakat bu Joker tiplemelerinden hiçbiri sinemaseverlere kaliteli ve harika filmler sunan ünlü yönetmen Christopher Nolan’ın oluşturduğu Joker kadar ilgi göremedi.

Dark Knight’taki Joker hem her sahnede yükselişe geçip pik yapan karakteriyle hem hikayeye uygunluğuyla hem de kötülüğü farklı ama temel şekilde ele alışıyla kalan tüm Joker betimlemelerinden sıyrılarak ana karakterinin bile önüne geçen tek Joker oldu ve asla unutulamadı. Bundan sonra Batman v Superman’deki Lex Luthor dahil çoğu karakter ondan esinlenildiği için fazla sükse yapamadı. Jared Leto’nun Batman’ini de Heath Ledger’la kıyaslamakta yanlışlık görmüyorum çünkü ikisi de deneyimli suç dehası Joker olarak bize sunuldu. Leto da farklı ve kendine özgü bir karakter çizmesine rağmen saçma aşk hikayesinde boğulması ve dandik bir filme konulması sebebiyle elinde olmayan sebeplerden asla üst bir seviyeye ulaşamadı.

Todd Phillips’in en büyük artısı ise kesinlikle Joker’i doğurması oldu. Böylece Blade Runner’daki gibi sevilen filmin üstüne çıkabilme kaygısıyla uğraşmadı; hatta sevilen karakterle kıyaslanma olasılıklarını bile tek tek yok etti. Suç dehası olmayan, kendi halinde takılan, deneyimsiz, henüz Joker olamamış bir Joker’i, çok bilinen ve tartışılmaya müsait orijin hikayelerinden (The Killing Joke) tamamen sıyırarak beyaz bir sayfada yeni şekilde sundu. Peki nerde hata yaptı?

Oyunculuk açısından her zaman keskin sınırlarla çizilen ve karikatürize şekilde yazılan karakter her zaman risksizdir ve genelde bunları canlandıran oyuncular hemen hemen bütün ödülleri toplar. Basit yeteneksiz ya da overrated olarak asla nitelendirmiyorum. Sadece bu karakterlerde batıran insanların aşırı yeteneksiz olarak nitelendirilmesi gerektiğine inanıyorum o kadar. Fakat senaryosu genişlemeye müsait olan filmlerde, aşırı karikatürize olmayan ve sıfırdan zirveye çıkması için oluşturulmaya başlanan karakterleri oynayan ya da hep aynı tempoda oynaması gereken bir karakteri senaryo diyalog ve işleyiş açısından patlatan oyuncular gerçek anlamda birer hazine. Dark Knight da özenle işlenen bir senaryoya sahip olduğundan Heath Ledger mükemmel şekilde patlamış, herkese işte bu dedirtmiş bir Joker’e imza atabildi. Fakat her filminde kendisine ayrı bayıldığım Joaquin Phoenix sürekli kendini bastıran bir senaryonun kurbanı oldu ve bana asla o istediği çıkışı yakalamış imajını veremedi. Zaten filmin en büyük artılarından biri de kesinlikle Phoenix’in seçilmesi olmuş yoksa muhtemelen yeni Batman evreni baya hayal kırıklığı olurdu. Phoenix muhteşem bir oyunculuk sergilemesine rağmen o da elinde olmayan sebeplerden dolayı asla altın vuruş dedirtemedi ve pik yapamadı. Aynı şekilde filmin adeta 2 günde şaşırtma amaçlı yazılmış gibi duran senaryosu da aynen bu şekilde bir türlü pik yapamadı. Olaylar kopuk ve skeçvari ve hızla birbirine montajlanmış olarak gelişti ve bu yüzden daha güçlü olabilecek karakter gelişimi çok aceleye geldi. Skeçvari dediğim olayların çoğu da seyirciyi şaşırtma ve etkileme odaklı olduğu için film nefes almamıza hiç izin vermeden hep fazla tempolu olarak gitti. Bu da izleyicide aralıksız 90 dakika oynayıp yorulan bir futbolcu misali fazla tempoyu baştan beri sırtlamaya çalışan ve bu yüzden yorulan bir Joaquin Phoenix imajı bıraktı.

Joker’in sevilme ya da sevilmeme ikilemine düşmeden aslında asla sevilmemesi gereken yeni toy karakterini film boyunca Phoenix bize sert senaryoya rağmen harika şekilde işledi. Metro sahnesinde normalde kendisinin de yapabileceği ya da destek verebileceği bir olayda verdiği tepkiyi aslında karakterini ortaya çıkaran bir tarzda şekillendirmesini muhteşem sundu; bu da zaten Phoenix’in marifeti; ‘dur bu sahneyi de koyayım, bunu unutmayayım’ diyen Phillips’in değil.

Sisteme başkaldırı replikleri ve diyalogları çok yüzeysel-pop kültür kaldı ve sürekli oluşturulmaya çalışılan aksiyon çabası arasında söndü gitti. Yukarıda bahsettiğim şekilde metrodaki baştan beri laf edilen borsacı elemanlara takındığı tavır ve son sahnesi hariç asla derine inemedi. V for Vendetta gibi halk öfkesini daha net ve daha keskin şekilde görüp içine gireceğimiz bir ortam oluşturulamadı. İnsanlar Joker’i idol görüp ondan destek almadı; sanki sadece onu kullanılacak bir obje olarak gördü. Joker sonda tasvir edilen doğum sahnesi dahil asla daha derin olarak yansıyamadı.

Filme genelde teknik konular üzerinden iyi ve kötü olarak bakmak istedim. En büyük iyilik de yeni oluşturulacak Batman evreninde Joker’in olmaması ya da flash back olarak az yer alması şeklinde olurdu. Fakat üstünden çok ekmek yendiği için Phoenix’in yine filme alındığı hatta Joker’in devam filmi olacağı ve onda da oynayacağı iddia edildi. Öyleyse bile umarım sürekli vay be dedirtme amaçlı asla dinlenmeden sürekli uyarılan aksiyon potansiyelli bir film olmaz ve oyunculara fırsat verir. Robert Pattinson da muhteşem işlere imza attığı için umarım daha güzel devam filmleri izleriz.

  • 7/10
    Yönetmenlik - 7/10
  • 6/10
    Senaryo - 6/10
  • 8/10
    Sinematografi - 8/10
  • 10/10
    Oyunculuklar - 10/10
  • 6/10
    Diyaloglar - 6/10
  • 7/10
    Müzik - 7/10
  • 8/10
    Dekor/Kostüm - 8/10
  • 7/10
    Kurgu - 7/10
7.4/10

JOKER – İNCELEME” için 4 yorum

  • Nisan 27, 2020 tarihinde, saat 3:44 am
    Permalink

    Eleştirilecek bir nokta şu ki dünyada artan ekonomik ve sosyal eşitsizliği filmde meze olarak kullanıp bire bin katarak senaryo oluşturmaları. Tabiki Gotham diye bi yer yok. Ama şunu belirtmekte fayda var insanların abartı beğenisinin asıl nedeni onların jokerin trajedisini arabesk tarzda kendine acıyarak ve abartılmış, gerçeklikten yoksun bir senaryoyla empati kurarak derin bir şekilde hissetmeleri. Yönetmen izleyici üzerinde duygu tahakkümü kuruyor. Ama izleyici dramatizasyona kendini öylesine kaptırmış ki ne oluyor demeye vakti kalmıyor. Kimileri buna başarı diyebilir ama ben zevkle izlediğim filme daha sonradan tiksinti duydum. Ferdi tayfurlu orhan gencebaylı filmlere bir geri dönüş mü ama bu sefer küresel bir arabesk söz konusu…

    Yanıtla
    • Nisan 27, 2020 tarihinde, saat 9:32 pm
      Permalink

      Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederiz!!

      Yanıtla
    • Mayıs 1, 2020 tarihinde, saat 1:49 pm
      Permalink

      Değerli yorumunuz için çok teşekkürler!

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest