ENEMY – İNCELEME #antika

Ünlü yönetmen Denis Villeneueve’nin 2013 yılında, Portekizli yazar Jose Saramaga’nun Kopyalanmış Adam kitabından uyarladığı filmi Enemy’yi belki duymuşsunuzdur. Hatta belki de hiçbir şey anlamadan izleyip hiç sevmeyip unutmuşsunuzdur. Enemy, dikkatli ilenmezse anlaşılamayan Kubrickvari ayrıntılarla ve Lynch tarzı kafa karıştırıcı sahnelerle dolu bir gerilim filmi. Biraz da Hitchcock tarzı desek yalan olmaz. Filmin içinde de Hitchcock’a atıflar var zaten. Villenueve, Enemy’de ikinci kez inanılmaz yetenekli bulduğum oyuncu Jake Gyllenhaal ile çalışmış (diğeri yine 2013 yapımı olan Prisoners filmi).

Filmimizin konusu oldukça ilginç; üniversitede tarih öğretmeni olan Adam Bell, bir gün izlediği filmde bir oyuncunun kendisine çok benzediğini görüyor ve bu adamın peşine düşüyor. Konu ilginç olsa da filmi izlerken Fight Club tarzı bir filmle karşılaşacağımızı hemen anlıyoruz. Çift karakterli insan fikri zaten sinemalarda defalarca kez işlenmiş bir konu.

Film oldukça kasvetli ve yavaş ilerliyor. Bazı sahnelerde hemen hemen hiç konuşma yok. Jake Gyllenhaal’un marifeti karaktere öyle bir derinlik vermiş ki, konuşmasa bile derdini anlatabiliyor. Kasvetli olması sarı renk ağırlığıyla sağlanmış. Şehir manzarası, evler, odalar o kadar sarı ve bunaltıcı ki, filmi daha çok ürkütücü yapmış.

Şimdi filmi incelemeye başlayabiliriz. Açılıştaki ünlü ayin sahnesinden önce ekranda birtakım görüntüler beliriyor. Bunlardan biri de daha sonra açıklayacağım hamile bir kadın. Kadın yatakta tam ortada oturmuş durumda ve kafasını çevirip kameraya bakıyor (bir film izlediğimizi tekrar hatırlatırcasına).

Filmin açılış sahnesi, uzun zamandır izlediğim en gergin ve ürkütücü sahnelerden biriydi. Eyes Wide Shut filmindeki gibi bir ayin sahnesini izleyen karakterimiz Adam’ın yüzünden okuduğumuz gerginlik de ortamın havasını iyice karartıyor. Sahnenin sonlarında ise ayindeki kadınlardan birinin bir örümcek ezdiğini görüyoruz.

Örümcekler filmimizin esas konusunu bize alt mesajlarla vermek isteyen yönetmenin kullandığı bir imge. Şehrin manzarasında, cam kırığında, banyo duvarında hatta elektrik direklerinde bile gördüğümüz bir metafor. Örümcekleri açıklıyorken; filmde şehir manzarasının bana çağrıştırdığı, (belki de gerçekten odur ama hiçbir yerde kesin delil bulamadım) ünlü kadın heykeltıraş Louise Bourgeois’in Maman heykelini açıklamamak olmaz. Maman, Fransızcada anne anlamına gelen bir kelime ve Bourgeois de bir ropörtajında; annelerin örümcek gibi olduğunu, yavrularını tıpkı örümcek gibi sarıp sarmalayıp kolladığını söylemişti. Heykel çelikten yapılmış ve örümceğin karnına ise 26 tane yumurta konulmuş.

Maman Heykeli

Örümceklerle ilgili rivayetlerden birini de film için bilmekte yarar var; karadul türü örümceğin, çiftleştikten sonra erkeğini yemesi. Heykelin karnındaki yumurtalar ve karadulu bir araya getirip az önce söylediğim hamile kadını yeniden düşünürsek, kadının da baskın karakterli bir örümcek imajı çizdiğini söyleyebiliriz.

Başrol kahramanımız Adam oldukça silik biri. Her gün derslerinde aynı şeyleri anlatıyor, aynı saatte eve gidiyor geceyi sevgilisiyle geçiriyor ve sabah yeniden bu rutine başlıyor. Anlattığı konular kaos ve diktatörlük üzerine, dikkat. Her gün baskı altında kalmaktan bahsediyor ve bu da bize Adam’ın baskı altında olabileceğini düşündürüyor.

Kaos, kontrol kelimeleri yoğunlukta. Derslerin birinde Adam, Hegel’in ünlü tarih kuramından, hemen ardından da Marx’ın Hegel’e olan cevabından bahsediyor. Hegel’in ünlü ‘Bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir.’ felsefesine; Marx’ın verdiği ‘İlkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak.’ cevabını ekliyor. Buradan da filmde bir şeylerin iki kere yaşanacağı sonucuna varıyoruz. Bir sahnede Adam’ın öğretmen arkadaşı ona film önerisi yapıyor (filmin ismi ise ‘İstenirse Her Zaman Bir Yol Bulunur.’ tarzında bir şeydi yanılmıyorsam). Adam biraz sıkılgan tepki verse de eve giderken film dükkanına uğruyor. Ev yolunu incelemekte de fayda var. Duvardaki faşizm karşıtı resimlere dikkat. Adam’ın baskı ve kaos içinde kaybolan karakteri bize iyice yansıtılıyor.

Film dükkanına giren Adam, filmi alıp kasaya doğru ilerlerken bizim gözümüze de arkadaki Vertigo posteri çarpıyor. Kubrickvari dekor yaptığını söylediğimiz yönetmenin bu afişi oraya boşuna koymadığı da aşikar.

Sol üstteki Vertigo posteri

Eve gidip filmi izleyen ve ardından uyuyan Adam, gördüğü bir rüyayla uyanıyor (bilinçaltının rüyaya ve günlük yaşama etkilerini ünlü nörolog Sigmund Freud da açıklamıştı). Filmin geri kalanında da çeşitli rüya ve bilinçaltı sahneleri var. Rüyanın etkisiyle filmi yeniden açan Adam, kendinin tıpatıp aynısını filmde görüyor ve bu adamı araştırmaya başlıyor.

Filmdeki Adam’a dikkat. Baskın bir kadın karakterin bavullarını taşıyor ve onun altında ezilen bir tiplemeyi oynuyor. Kadına kur yapmaya çalışan beyaz takımlı adamın kravatında da örümcek ağı deseni var fakat maalesef yakın planını bulamadım. Bu da adamın kadının ağına düştüğünü gösteriyor. Yönetmen bize, bu film içine filmin sahnelerini uzunca gösteriyor.

Filmdeki adamın isminin Anthon St. Claire olduğunu öğrenen Adam onun ev adresini, ajansını, telefon numarasını buluyor ajansına gidiyor, evini arıyor. Telefonu Anthony’nin karısı olduğunu anladığımız bir kadın açıyor ve Adam’ın sesini Anthony’ye benzetiyor. Ajansta çalışan güvenlik ise Adam’ı yine Anthony sanıyor ve onu 6 aydır görmediğini söylüyor, Adam ise sanki içine doğmuş gibi (bilinçaltı) ona gelen paket olup olmadığını soruyor ve güvenlik ona bir paket uzatıyor. Bu noktadan sonra diğer karakterimiz olan Anthony ile tanışıyoruz. Anthony, Adam’ın daha baskın, girişken ve havalı diyebileceğimiz benzeri. Daha sonra Adam ile kendisi de konuşan Anthony, hemen ardından karısıyla kısa bir tartışmaya giriyor. Burada, karısının filmin başındaki hamile kadın olduğunu fark ediyoruz. Kavgada karısı ona bir adamla konuştuğuna inanmadığını ve yeniden ‘o kadın’la görüştüğünü düşündüğünü söylüyor ve görüyoruz ki ikinci bir kadın da var. Anthony telefonda konuştuğu Adam’ın bilgilerini bir kağıda yazıyor, ona görüşmek istediğini söylüyor. Bu sırada hattın karşı tarafındaki Adam ise, bu telefon konuşmasının içine doğduğunu söylüyor (bilinçaltı). Fakat Anthony’nin karısı Helen, bu kağıdı gizlice alıp Adam’ın çalıştığı okula önceden gidiyor.

Helen’in yüzünde ve tavrında inanılmaz bir şaşkınlık seziliyor. Nedenini başta kocasına benzettiği bir yabancı olarak düşünsek de asıl nedeni filmin sonunda daha iyi anlıyoruz. Adam ile sohbet eden Helen, ona 6 aylık hamile olduğunu söylüyor (Adam ajansa gidip Anthony gibi davranıp ona gelen paketi aldığında da güvenlik onu 6 aydır görmediğini söylemişti. Demek ki Anthony karısının hamile olmasının baskısıyla 6 ay önce oyunculuğu bırakmış.). Helen eve girdikten sonra Anthony de eve geliyor ve Helen’e yaban mersinlerinin yerini soruyor.

Anthony ve Adam’ın buluşması bir otelde gerçekleşiyor. Üçüncü bir kişi yok. Yalnızca ikisi ve sarı tonlarında boğucu bir oda var.

Buluşmadan ürken Adam, ajanstan onun adına aldığı zarfı Anthony’ye veriyor ve otelden kaçıyor. Daha sonraki sahnelerde, Adam’ın annesiyle buluşmasını izliyoruz. Annesine Anthony’den bahsediyor. Annesi de Adam’a, zaten başının bir kadınla dertte olduğunu, üçüncü sınıf oyunculuk hayallerini ya da kendine benzeyen adamları araştırmayı bırakıp karısıyla ilgilenmesini söylüyor ve Adam’a yaban mersini veriyor. Adam bu konuşma sonucunda şaşırıyor ve yaban mersinini sevmediğini belirtiyor (Anthony daha önceden evinde, karısına yaban mersinlerinin yerini sormuştu).

Anthony ise bu sıralarda Adam’ı takip ediyor ve kız arkadaşı Mary’yi görüyor.

O anda Mary’yi saplantı haline getiren Anthony, Adam’a kendi karısı Helen’le beraber olduğu konusunda iftira atıyor ve onu tehdit ediyor. Burada Anthony’nin Adam’ı tehdit ediş sahnesi var. Sadece bir kere senin kıyafetlerini ve arabanı alıp kız arkadaşınla vakit geçireceğim ve bitecek diyor. Anthony’nin Adam’dan çok kendini ikna etmeye çalışması da göze çarpan bir ayrıntı.

Anthony’nin Mary’nin yanına gitmesi sonucu, Adam da Helen’in yanına gidiyor. Anahtarı olmayan Adam, güvenlik görevlisinden yardım istiyor. Onu Anthony sanan görevli de ona geçen akşamı sürekli düşündüğünü fakat ayindeki ekibin ona yeni davetiye ve anahtar vermediklerini söylüyor (filmin başındaki ayinde bulunan kişinin Anthony olduğunu ve karısından gizli oraya gittiği için gergin olduğu sonucuna da varabiliriz). Durumu anlamayan Adam, adamı bir şekilde geçiştiriyor ve daireye doğru yürüyorlar. Adam eve girdiğinde, Helen kocasındaki tuhaflığı seziyor.

Helen, kocasına okulda gününün nasıl geçtiğini soruyor ve Adam şaşırıyor. Buradan da Helen’in Adam ve Anthony’nin aslında aynı kişiler olduğunu anladığını, okulda Adam’ı gördüğündeki şaşkınlığının da hastalığı fark etmeye başlamasından dolayı olduğunu anlıyoruz. Adam’ın, Anthony’nin evindeki banyosundaki sıkıntılı hallerini, dolabı açıp yaban mersinlerini görmesini ve evde bulduğu bir fotoğrafı incelemesini görüyoruz. Bu fotoğraf filmin başlarında Adam’ın evinde de vardı fakat yarısı yırtık haldeydi. Banyodaki ve odalardaki sarı, kasvetli havaya dikkat. Helen kocasına ‘kalmanı istiyorum’ diyor ve ikili daha sonra uykuya dalıyor.

Aynı anda Anthony ve Mary birlikteyken, Mary onun parmağındaki yüzük izini fark ediyor ve bağırmaya başlıyor. Beraber arabaya biniyorlar ve çok geçmeden kavga ediliyor. Kavganın şiddeti artıyor ve arabanın kontrolünü kaybeden ikili bir anda kaza yapıyor; aynı anda Adam da uykusundan uyanıyor. Rüyada ölmenin uykudan uyandırdığını duymuşsunuzdur diye düşünüyorum (bilinçaltı). Bu ölümle de Adam, Anthony’yi kendi içinde öldürüyor ve karısının baskısı altında, onun görmek istediği kişilik olan Adam’a bürünüyor (kalmanı istiyorum). Kaza yapan arabanın camındaki kırığa da dikkat.

Ertesi gün Anthony’nin kıyafetinin cebinde, ajanstan aldığı zarfı görüp açan Adam, zarfın içinde bir anahtar buluyor ve aklına güvenlik görevlisinin söylediği, filmin başındaki o ayin geliyor. Aniden öteki karakteri Anthony gibi düşünen Adam, oraya gitmek istediğini üstü kapalı şekilde karısına söylüyor ve biz karısını bu istek karşısında kocaman bir örümceğe dönüşmüş olarak görüyoruz..

Film, yönetmenlik açısından oldukça iyi. Sarı kasvetli ortamlar fazlasıyla ürkütücü ve de Gyllenhaal’un derinliğiyle daha da gerilimli bir hale gelmiş. Müzikler de oldukça başarılı. Diyalogsuz sahnelerdeki müzikler istenilen atmosferi yakalamaya yardımcı olmuş. Örümcek metaforu ise her yerde var. Kadınların baskısıyla ezilen ve istediğini yapamayan Adam’ın kendi içinde oluşturduğu Anthony karakteri ise oldukça vahşi ve istediğini elde eden bir tipleme. İsimlerin anlamlarını araştırmadım ama Adam isminin Hz.Adem’i çağrıştırması için konduğunu düşünüyorum. Sevdiği kadınla beraber yasaklı meyveyi yiyip cennetten kovulan ilk insan.

Sık sık gördüğümüz örümcekler Adam’ın içindeki korkuların ve baskının dışa vurmuş hali diyebiliriz. Kadınları simgelemelri ise Adam’ın baskılarının kaynağını bize gösteriyor. Filmin başında Adam’a filmi öneren arkadaşının Adam’ı filmden tanıyıp ona bu öneriyi yapmış olması da bir varsayım. Filmdeki Anthony, öğretmen arkadaşının bilinçaltına yazılmış olabilir. Beğenmediğim kısım ise anneyle olan diyalog. Tamam, hepimiz Adam ve Anthony’nin aynı karakterler olduğunu anladık ama bu kadar bariz gözümüze sokulmasına gerek yoktu. Daha imalı bir konuşma yapılabilirdi.

Enemy, kesinlikle unutamayacağınız, izlemeniz gereken bir film. Belki analizini okuyunca daha iyi anlayıp daha çok sevebilirsiniz.

  • 8/10
    Yönetmenlik - 8/10
  • 9/10
    Oyunculuk - 9/10
  • 9/10
    Sinematografi - 9/10
  • 7/10
    Diyaloglar - 7/10
  • 7/10
    Kurgu - 7/10
  • 8/10
    Kostüm-Dekor - 8/10
8/10

Özet

+Güzel yönetmenlik
+Uzun süre düşündüren film
+Dekor
+Harika gerilim ögeleri
+Jake Gyllenhaal’un oyunculuğu
-Yavaş ilerleyişi
-Gereksiz uzun sahneler
-Çok az diyalog olması
-Anneyle yapılan konuşma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest