İçeriğe geç →

THREE BILLBOARDS OUTSIDE EBBING, MISSOURI – İNCELEME

Martin McDonagh, henüz birkaç filmlik bir kariyere sahip olsa da, seyirci karşısına sürdüğü her filmle ilgiyi ve takdiri üzerine toplamayı başarabilen bir yönetmen. Kendine has üslubu, karakter şeması ve diyalogların kurgusuyla her filmini kendi içinde bir özgünlüğe kavuşturabilmesi, belki de en yetkin becerilerinden. McDonagh’ın son filmi, 2017’nin en konuşulanlarından olan Three Billboards Outside Ebbing, Missouri de, tam olarak bir McDonagh filmi.

Kızının vahşice öldürülmesinin yasını tutan anne Mildred Hayes (Frances McDormand), kızının katilinin bulunamamış olmasından dolayı ülke adaletine karşı inancını yitirmiş, yasın ‘nefret’ safhasını en derinlerde yaşayan, hayatta kalmaya çalışan bir anne. Bir gün, kızının öldürüldüğü yolda arabasıyla seyahat ederken, yıllardır kullanılmamış olan yol kenarındaki üç reklam panosunu görüyor ve hem kızının katilinin peşinden ‘yeteri kadar’ gittiğini düşünmediği yerel polislerden hesap sormak; hem de ilgiyi üzerine çekerek yeniden davayı canlı tutmak amacıyla reklam panolarına oldukça sansasyonel mesajlar yazdırıyor ve filmin çıkış noktası, hatta filme adını veren kurgusal öge de bu oluyor.

Three Billboards Outside Ebbing, Missouri; tesadüflerin bir araya gelip, anlamlı sonuçlarla birleştiği bir kelebek etkisi filmi. Filmde bir araya gelen her karakter, yaşanan her olay bir sonraki karakterin ya da olayın geleceğini belirliyor ve bu anlatım tarzı film boyunca kara mizahla yedirilerek anlatılıyor. Genel anlamda üç karakteri merkezine alan Three Billboards Outside Ebbing, Missouri, bu karakterlerin trajedileriyle izleyiciyi baş başa bırakıyor ve hikayesini tamamen bu üç karakter üzerinden derinleştirerek izleyiciye sunuyor. Anne Mildred Hayes, genel olarak agresif, öfkeli bir ‘kadın’ figürünü canlandırırken Woody Harrelson’un canlandırdığı Şerif Willoughby de kasabanın merhametli ancak bunu çevresine belli etmeyen sert şerifini canlandırıyor. Bir de hikayemizin gizli ‘ana karakteri’ olan polis memuru Jason Dixon (Sam Rockwell) var ki, belki de Three Billboards Outside Ebbing, Missouri’nin bu kadar güzel bir film olmasında hem karakter hem de Sam Rockwell’in oyunculuğu açısından en büyük etken.

Mildred Hayes, kızının katillerinin peşinden gidilmiyor oluşundan dolayı Şerif Willoughby’e kızgınken, üç reklam panosunun ana hedefine de şerifi koyuyor. Bu da kelebek etkisinin ilk halkası oluyor ve kurgusal açıdan film, bu üç reklam panosunun ardından kesinlikle tahmin edilemez bir yola giriyor.

Şerif, reklam panolarının ardından, katilin bulunamamış olmasından dolayı kendisini sorumlu tutarken, bir yandan da pankreas kanserinin son safhasında olduğu için son günlerini huzur içerisinde yaşamaya çalışan olgun bir insan. Karısı ve iki çocuğuyla birlikte ‘harika’ diyebilecekleri bir gün yaşadıktan sonra onlara daha fazla acı çektirmemek ve bu harika günden sonra kendisini hep bu şekilde hatırlamalarını istediği için canına kıyıyor. Bu da kelebek etkisinin ikinci halkası oluyor çünkü tüm kasaba halkı, şerifin intiharının sebebini üç reklam panosu olarak görüyor. Ancak, McDonagh, bunun böyle olmadığını izleyiciye şerifin Mildred’e yazdığı mektupla anlatmaya çalışıyor ve üstüne, şerifin reklam panolarının ücretini bizzat kendisinin karşıladığını da aktararak aslında bu davanın hiç de Mildred’in düşündüğü gibi polislerin umrunda olmayan bir dava olmadığını anlıyoruz. Bu anlamda, Mildred pişmanlık duysa da, şerifin de isteğinin bu olduğunu öğrenince geri adım atmıyor ve reklam panolarını yerinde tutmaya karar veriyor. Bu da kelebek etkisinin üçüncü halkasını tetikliyor ve karşımıza izlemesi inanılmaz keyifli, gerçek anlamda bir ‘karakter’ ve onun dönüşümü çıkıyor.

Polis memuru Jason Dixon, şerifi babası gibi gören, şiddete meyilli, ırkçı annesinin baskıcı düşüncelerinin altında ezilmiş, sıradan bir polis memuruyken, babası gibi gördüğü şerifin kendisini öldürmesini duymasının ardından onun için artık zincirler kopma noktasına geliyor. Şerifin ölümünden dolayı Mildred’i sorumlu tutan Dixon, önce reklam panolarının sahibini şiddetine maruz bırakıyor ve bu da kasabaya yeni atanan ‘siyahi’ şerif tarafından işten atılmasıyla sonuçlanıyor. Dixon, filmin sonuç bölümüne kadar ‘baş belası’ bir karakter olarak izleyiciye aktarılsa da, son 45 dakikayla birlikte şahane bir şekilde işlenmiş, sinemada örneğine az rastlayabileceğimiz bir karakter dönüşümüne şahit oluyoruz. Kelebek etkisinin ikinci halkası olan şerifin intiharı, kelebek etkisinin dördüncü halkasını da tetikliyor ve yeniden bir mektup ile birlikte, Dixon ve izleyici olarak biz de, şerifin düşünceleri eşliğinde dönüşümün içerisinde kendimizi buluyoruz.

Ancak, alevler etrafımızı sarıyor. Öfkesini vandallığa doğru yönlendiren Mildred, flashback’lerden de öğrendiğimiz kadarıyla kızının ölümünden kendisini sorumlu tutuyor ve eski kocasının da hikayeye dahil oluşunun ardından bu pişmanlığı Mildred’i vandallığa doğru itiyor. Dixon’un da içeride olduğu polis departmanını attığı molotof kokteylleriyle ateşe veren Mildred, içeriden yanan Dixon’un çıkışını dehşet içerisinde izlerken, Mildred’in de dönüşümüne şahitlik ediyoruz. Bu dönüşüm, Mildred’in, restorandaki yemek sahnesinde içki şişesini eski kocasının kafasına geçirmeyişiyle tamamlanıyor ve Mildred artık öfkesini şiddetle çözmeye çalışan bir karakter olmaktan çıkıyor.

Aynı dönüşüm, Dixon tarafında da gerçekleşiyor ve Dixon gerçek merhameti, portakal suyunun içerisine uzatılmış bir pipette buluyor. Dixon artık iyi bir karakter ve izleyicinin kalbini de kazanması gerekli. Bu kalp kazanış da McDonagh tarafından oldukça şık bir şekilde kurgulanıyor ve bizleri akıllardan silinmeyecek bir bar sahnesiyle baş başa bırakıyor. Angela’nın katilini bulduğuna çok yaklaştığını düşünen Dixon, Mildred ile temasa geçiyor ve yüzleşme sahnesiyle birlikte, Ebbing, Missouri çıkışında yaşayan; yaşamları iç içe geçmiş üç karakter (Mildred, Dixon, Willoughby) sonunda birbirleriyle uzlaşıyorlar.

Ancak, Angela’nın katili bulunamıyor. Yine de, umudun var olduğu sürece, üç karakter de iyiliğin var olduğunu bizlere anlatıyorlar. Mahvolmuş hayatlardan, oldukça tempolu ve hüzün dolu üç farklı hikaye çıkarmayı başarabilen McDonagh, hikayesini açık bir sonla bitiriyor ve izleyicinin film üzerindeki hakimiyetini kısıtlıyor. Çünkü anlatılan hikaye olabildiğince gerçek ve bu gerçeklik, izleyicinin tatmin unsurunu dışarıda bırakarak kendini ‘yaşamdan bir hikaye’ olarak sunabilir. McDonagh da bunun farkında ve hikayesini tam da olması gereken yerde bitiriyor ve geride yalnızca, ‘iyiliğin’ öyküsü kalıyor.

İyi olmayı, öfkeyi, nefreti, Amerika’nın ücra yerlerindeki küçük yaşamları, ölümü; kara mizahla, inanılmaz ölçülü ayarlanmış keyifli diyaloglarla, şairane oyunculuklarla ve alkışlanacak kurguyla izleyici karşısına sunan McDonagh, bizlere 2 saatlik bir sanat eseri armağan ediyor. Missouri’nin parçalanmış hayatlarına, doğru seçilmiş müziklerle, gerçekçi kurgu ve oyunculuklarla, harika senaryo ve diyalog yazımıyla 2 saatlik süre boyunca misafir oluyor, ve film bittikten sonra daha iyi bir insan oluyoruz.

Puan
  • 8.5/10
    Yönetmenlik - 8.5/10
  • 9.5/10
    Senaryo - 9.5/10
  • 10/10
    Kurgu - 10/10
  • 9/10
    Oyunculuk - 9/10
  • 8/10
    Sinematografi - 8/10
  • 8.5/10
    Müzik - 8.5/10
8.9/10

Özet

+ Harika diyaloglar, senaryo.
+ Yerinde müzik kullanımı.
+ Tahmin edilemeyen kurgu.
+ Muhteşem oyunculuklar.

Kategori: Film İncelemeleri İncelemeler

Yorumlar

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.