İçeriğe geç →

MANİFESTO – İNCELEME

Julian Rosefeldt’in 2015 yılında çekip yayınladığı deneysel bir performans filmi olan Manifesto, ülkemizde de birkaç hafta önce vizyona girdi. Rosefeldt, daha önce neredeyse hiç denenmemiş olan bir şeyi yapıyor; tarihte önemli yer tutmuş birçok sanat akımını ve görüşü etkileyen manifestoları yüzümüze çarpmak için, sert ve de deneysel bir yolla izleyicisine ulaşmaya çalışıyor.

13 farklı karakteri canlandıran Cate Blanchett, 13 farklı manifestoyu farklı mekanlarda ve farklı karakterlere bürünerek bizlere okuyor; anlatıyor. Manifestoların hepsini bir manifesto haline getirip zamandan ve mekandan izleyiciyi tam olarak soyutlamadan, kimi zaman kendi kendiyle tartışarak bizlere genel bir estetik, kültürel algı yerleştiriyor. Fütürizm, dadaizm, pop-art, Marx, Dogma 95 gibi birçok düşünce ve sanat akımını farklı karakterlerin içinde bulunduğu, anlattığı manifestonun ruhuna çok uygun mekanlarda izleyicisine seri monologlar halinde sunmayı tercih eden Rosefeldt, bunu izleyiciyi sıkmadan yapabilme konusunda oldukça başarılı. Her mekana adapte olabilmemiz için öncelikle manifestonun ana fikirlerinden oluşan cümleleri bir araya getirip, izleyiciyi mekanda kısa bir yolculuğa çıkardıktan sonra karakterine yoğunlaşarak manifestoyu gözümüzün içine bakıp okutuyor. (Dogma 95 filmin her yerinde.) Her sahnenin temsil ettiği sanat/fikir akımlarının bir listesini aşağıdaki linkte bulabilirsiniz.

Ulaşmak için tıklayınız.

Cate Blanchett, okuduğu manifestoların ruhuna o kadar erişiyor ki, yarattığı 13 karakter de birbirinden farklı jest ve mimiklere sahip, hatta değişik ses tonlarına sahip. Bir karakterinde sanatın sanat için olması gerektiğine dair manifesto okurken, cenaze önünde yas tutan bir dadaist olurken aslında hiçbir şeyin olmadığını, hiçbir şeyin gerçek olmadığını savunuyor. Bu geçişler izleyiciyi kesinlikle rahatsız etmiyor ancak, monologları dikkatli takip etmeyip yalnızca süslü cümlelerin etkisine kapılan izleyici, kesinlikle karakterlerin tartışmalarının yer yer zıtlaştığını ve filmin manifestosunun kendi içerisinde çeliştiğini anlayamayacaktır. Bu kesinlikle bir eksi değil tabii ki, film bir bütün olarak bakıldığında kesinlikle bir film gibi duruyor. Sinematografik açıdan film o kadar başarılı ki, tarihe damgasını vurmuş süslü manifestoları Cate Blanchett’in büründüğü karakterin dehşetli sesinden dinlerken (daha çok Rosefeldt suratımıza çarparken) bir yandan da yarattığı enfes görüntülere dalıyoruz.

Rosefeldt, sahneleri çekerken yer yer el kamerasına geçiş yapıyor, kimi zaman tek plan sabit kamerayla çekim yapıyor ve kimi zaman ağır çekimlerle izleyicisini karşılıyor. Ancak tüm manifestolarda ortak olarak kullandığı bir teknik var ki, o da objelerin tekrar etmesi. Bir düzen (pattern) yaratma konusunda oldukça başarılı olan Rosefeldt, bir yandan da filmini tamamıyla bunun üzerine inşa ediyor desek yeridir.  Yarattığı ‘pattern’ler ile izleyiciyi ayık tutarken, bir yandan da okuduğu manifestoları bir pattern haline getirdiğini söylüyor ve bunu oldukça güzel şekilde başarıyor da.

Blanchett, bir ilkokul öğretmeni olup öğrencilerine Dogma 95 dersi verdiği sırada arkada yazan yazı bizi derinden etkiliyor. ‘Hiçbir şey orijinal değildir.’ Rosefeldt, bu fikrin ışığında filmini kurgulamış desek yeridir. Kullandığı monologların hiçbiri orijinal değil, hepsi zamanın ötesinde yazılmış ve tarihe kazınmış manifestolardan ibaret, neredeyse hiç özgün diyalog yok. Ancak Rosefeldt bu hazır monologları öyle güzel harmanlıyor ki, Blanchett yeniden ekliyor: ‘Özgünlük, çaldıklarınızı orijinal bir şekilde aktarabilmektir.’ Filmin başarıya ulaştığı nokta da bu. Daha önce bildiğimiz, belki de yalnızca adını bildiğimiz düşünceleri bizlere bir ders havasında verirken, bir yandan da sinema sanatının her inceliğini derinlemesine kullanıyor ve uzun yıllar akıllardan silinmeyecek/hatta belli üniversitelerde ders olarak okutulacak deneysel bir filmle bizi baş başa bırakıyor.

Kullandığı müziklerle, çekim teknikleriyle, yarattığı sahne tasarımlarıyla seyircisine sinema anlamında istenilen her şeyi vaad eden Rosefeldt, senaryo eksikliğini de yarattığı karakterler ve enfes monologların bu yaratılan karakterler ve sahnelere yedirilişiyle kapatıyor. Şüphesiz sinema tarihinde, eşine zor rastlanılacak seviyede detaylı, çalışılmış ve de ‘orijinal’ (!) bir iş olduğu apaçık olan Manifesto, sinemayı terk ettiğinizde sizleri düşünce içerisinde bırakıyor.

Puan
  • 8.5/10
    Yönetmenlik - 8.5/10
  • 7.5/10
    Kurgu - 7.5/10
  • 9/10
    Oyunculuk - 9/10
  • 8.5/10
    Sinematografi - 8.5/10
  • 7.5/10
    Ses / Müzik - 7.5/10
8.2/10

Özet

+ Harika sahne tasarımı.
+ Güzel, baymayan monologlar.
+ Cate Blanchett’in enfes oyunculuğu.
– İzlemesi zor bir film.

Kategori: Film İncelemeleri İncelemeler

Tek Yorum

  1. Siteniz cok Gzel Konularnz Takip Ediyorum Teekkr ederim harikasnz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.