Filmekimi 2019 – Gün 3: Tavşan Jojo, Bacurau, Diego Maradona, Yanık Portakal, Üzgünüz Size Ulaşamadık

Tavşan Jojo – Jojo Rabbit

Süper kahraman filmleriyle dünya çapında bir üne kavuşan popüler (popülist) yönetmen Taika Waititi; kendisine fazlasıyla uzak; empati kuramadığı ve sadece popüler kültüre oynadığı oldukça keyifsiz; başarısız ve saçmalıktan ibaret filmiyle karşımızda. Tarihin en büyük diktatörünün insanlığa yaşattığı en büyük dramlardan birini böylesine ucuz bir komedi haline getirip hiciv yaptığını sanan Waititi; ergenlere hitap eden senaryosuyla izleyicisini yalnızca hayal kırıklığına uğratıyor. Marvel sinemasından örneklerine sıkça rastladığımız; yeni dönem Amerikan mizahını fazlasıyla içinde barındıran bir komedi/espri anlayışı filmin tüm atmosferine hakim ve resmen sinir bozucu. Çocuk karakterlerin merkezde olduğu ucuz bir senaryo; her ne kadar çocuk aktörlerin oyunculukları muazzam olsa da izleyicisine kendisini yediremiyor. Faşizm iğnemelesine, kara mizaha, hicve vurulmuş kocaman bir 2000’lerin Amerikan baltasıdır Taşvan Jojo. Senenin en başarısız işi; bomboş ama bomboş bir Amerikan pop-kültür saçmalığı. Sempatik Hitler’i ile, komik Nazi askerleriyle donatılmış bir hafıza erozyonu. 1/10

Bacurau

Çok zor bir film. Filho ve Dornelles’in ortak yönetmenliğinde çekilen Bacurau; daha önce bir benzerine kesinlikle rastlamadığımız özgünlükte ve zorlukta, ‘old school’ sahne geçişleriyle, çarpık senaryosu ve bozuk kurgusuyla; tüm bunların yanında harika seçilmiş bir renk paletiyle ve dolayısıyla sinematografisiyle; insanı gerim gerim geren müzikleriyle, garipliğin sınırlarında apayrı bir film. S Brezilya kırsalında; kimsenin bilmediği bir yerde Bacurau adlı küçük komünün hayatı, siyasi hırsların öfkesi özelinde Amerikalıların hedefi haline geliyor ve filmin temposuz; fazlasıyla ağır ancak başından sonuna gergin senaryosu bir anda vahşet dolu bir insan avı öyküsüne dönüşüyor. Refn’le özdeşleşmiş stilize şiddeti kullanmaktan kaçınmayan; Tarantino gerginliğindeki film, karakterlerin huzursuzluğunu her saniye izleyicisine işlemekte o kadar başarılı ki; 2 saatlik film süresi boyunca koltukta bir o yana bir bu yana dönmekten kendinizi alamıyorsunuz. Kesinlikle rahatsız edici, vahşi, cesur bir kapitalizm eleştirisi. Bacurau köyünün direnişine tanıklık etmek isteyen herkese tavsiye ederim. 8/10

Diego Maradona

Asif Kapadia’nın 400 saate yakın Maradona görüntülerinden elde ederek kurtardığı 2 saatlik Maradona belgeseli, daha önce televizyonlarda denk geldiğimiz belgesellerden farklı bir yerde. Maradona’nın öyküsünü naif bir dille, tempolu ve dozu iyi ayarlanmış gerginlikle anlatan Kapadia, Diego Maradona hayranlarını da, onu hiç tanımayanları da salondan memnun ayrılmasını sağlayacak bir belgesel koyuyor ortaya. İzlemesi fazlasıyla keyifli, güzel bir belgesel. Ancak ötesi yok elbette. 6/10

Yanık Portakal – The Burnt Orange Heresy

Capotondi’nin Yanık Portakal’ı, Filmekimi’nde beni en çok şaşırtan filmlerden biri oldu. IMDB’den 1-2 cümlelik özetini okuduğumda beni hiç de heyecanlandırmayan Yanık Portakal, her geçen dakikasıyla beni ters köşe yapmakla kalmadı; fazlasıyla da memnun etti. Tipik Hitchcock gerginliğinde, tuhaf karakterleri; gizemli diyalogları; çarpık ilişkileri ve insan hırslarını bir araya toplayan Capotondi, kesinlikle incelikli, zeka dozu yüksek bir gerilim filmiyle karşımıza çıkıyor. Senaryodaki ani sapmalar, ters köşeler; sinematografisiyle oldukça başarılı bir şekilde yaratılmış gergin atmosfer; izlemesi oldukça keyifli oyunculuklar… Sonuna doğru kaybettiği tempo ve sakız gibi uzatılmış finali olmasa, senenin en keyifli işlerinden birisi diyebileceğim Yanık Portakal; kesinlikle şaşırtıcı bir film. 7/10

Üzgünüz, Size Ulaşamadık – Sorry, We Missed You

Tipik bir Ken Loach sineması. Onlarca filminin bir araya getirilişi. Öfkeyle ve diğer tüm duygularla dolan izleyici. Samimi karakterler. Gerçek bir öykü… Üzgünüz, Size Ulaşamadık her dakikasıyla, her saniyesiyle ve her sahnesiyle bir Ken Loach filmi, bir işçi filmi, vahşi kapitalizme karşı bir ayakta kalış. Sıcacık karakterleri ve bu karakterlerin tertemiz yürekleri filmin tüm atmosferine mutlu bir hava katarken; patronların, acımasız kapitalist düzenin ve paranın oluşturduğu ‘iğrenç’ dünya karakterlerimizi yiyip yutarken; biz de izleyici olarak öfkeden kudurmakla kalıyoruz sadece. Ken Loach bize yeni hiçbir şey sunmasa da buna gerek yok. Çünkü sunduğu şey gerçekliğin ta kendisi; salonda oturan izleyicilerin tamamına yakınının hayatına tutulmuş bir büyüteçten ibaret. Ekranda izlediğimiz hayatlardan farklı hayatlar yaşamıyor olmanın verdiği bilinçle filmi izleyince; aslında “Yeşilçam” tonundaki senaryosunun hiç de abartıya kaçmadığını görebiliyoruz. Ken Loach, I Daniel Blake’ten sonra –şahsi görüşümce I Daniel Blake başarısızlığından sonra- sinemasına kaldığı yerden devam ediyor. Çok keyifli, çok iyi. 8.5/10

Puan
  • 1/10
    Tavşan Jojo - 1/10
  • 8/10
    Bacurau - 8/10
  • 6/10
    Diego Maradona - 6/10
  • 7/10
    Yanık Portakal - 7/10
  • 8.5/10
    Üzgünüz, Size Ulaşamadık - 8.5/10
6.1/10

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest