MIDSOMMAR – İNCELEME

Midsommar, birçok yapıma imzasını atan fakat asıl çıkışını Hereditary isimli korku filmiyle yapan Amerikalı yönetmen Ari Aster’ın son filmi. Aynı zamanda kendi deyimiyle son çektiği korku filmi olma özelliğini taşıyor. Hereditary ve Midsommar’ı diğer sıradan korku filmlerinden ayıran ve sıyrılıp yönetmenlerini yükseltmelerini sağlayan birçok özellikleri var. Alt metin, jump-scare kullanmama, yönetmenlik, sinematografi ve sahne dizaynı iki filmi de birinci sınıf film kategorisine çıkarmaya yeten ana hatlar. Klişelerden uzak senaryo tarzı (girilmeyen eve en son mutlaka girilir klişesi hariç) diğer detaylar da zaten kendi seviyelerindeki diğer filmler arasından sıyrılmalarını sağlıyor.

Sevmediğim tek nokta iki filmde de benzer konuların olması. Film boyunca seçileceği belirtilen bir öncü, öncüye tapan müritler ve sorunlu aile ortamını barındıran kısıtlılık başta beni sıksa da belli konular üzerinden ilerleyen sevdiğim başka yönetmenleri düşününce filmlere daha farklı baktım ve Hereditary’de içindekileri muhteşem şekilde ortaya döken bir yönetmenin birkaç yıl sonra biraz daha cesaretle aklına gelen başka şeyleri daha sert şekilde sunması ve kendi eserini daha da geliştirmesi olarak gördüm. Haneke’nin Funny Games’i tarzı bir yeniden bakışı kastetmiyorum, daha çok tam olarak her şeyi halletme ve noktayı koyma işi gibi.

Filme geçmeden önce kısa bir şekilde bazı ülkelerde gelenek olarak kutlanan Midsummer Festivali ve özelliklerinden bahsetmek istiyorum. Aşk, doğurganlık, verim gibi olumlu özellikleri simgeleyen ve çok eski zamanlara dayanan festivali kan ve sertlikler hariç filmle birebir aynı şekilde kutlanıyormuş diye düşünebiliriz. Filmde 90 yılda bir olarak betimlenen festival de 9 gün (9 sayısı filmde birkaç noktada daha karşımıza çıkıyor) süren bir versiyon. Farklı kaynaklarda farklı şekillerde açıklansa da temel amaç yazın gelişini kutlamak.

Filmle birebir olan taraflarından biri festivalin ünlü sembolü olan Majstang.

Yukarı gerçek ve film versiyonlarını koyduğum sembol; üçgen, çubuk 2 adet halka ve filme özgü sembol harflerden oluşmakta. Derinlerine bakarsak; Darren Aronofsky’nin Mother’ına benzer bir anlam taşıdığını görebiliriz. Temelde yaratıcı ve toprak ananın birleşmesiyle toprak veriminin artması olarak nitelendirilen sembol, festivali de zaten özetliyor. Ek olarak doğurganlık ve filmde de üzerinde durulan yaşam döngüsünün halkalarla sembolize edilmeye çalışılmasını da belirtebiliriz. Filmin en sonunda sunulan 9 kurban da normalde festivalde kurban edilen hayvanların filme özel versiyonu. Normalde ayı kurban edilmiyor sonuçta (daha çok besi hayvanları). Ayı olayını da Yunan mitolojisinde ayının insanın atası sayılması ve insanlara ayı postları giydirilerek atalarla özdeşleşme çabası ve ayının içindeki ruhun özgürleştirilmesiyle insanın özgürleşeceğini düşünmeleriyle açıklayabiliriz. Peki bu olayda ayı neden kafeste derseniz de kafayı sıyırmış ve ayı kesmeye kararlı uçuk bir grubun ayıyı zapt etme çabası ya da her şeyi özgür irade başlığına gömüp aslında kendi istediklerini yaptırmaları sebebiyle olabilir (tıpkı Christian’ın zorla giydiği ama üstünde kendini feda etme sembolü taşıyan kıyafetler gibi).

Sembollere girdiğim için buradan devam etmek ve sembolleri incelerken tabloları da koyup ünlü yatak odasında filmi baştan aşağı bize sunan tablolara da değinmek istiyorum.

Gözümüze en çok çarpan semboller masanın şekli, uçurumdaki taşlar, Majstang, ve ayin odasındakiler olabilir. Zaten taş ve Majstang’dakiler de aynı. Garip olan hiçbir kaynakta bu sembollerin anlamını bulamamam. Komik olansa zaten bir anlamı olmayışları ve filmde özdeşleştirildikleri karakterlerle anlam kazanmaları.

Dani’nin kıyafetinin sol köşesi
Christian’ın kıyafetinin sağ köşesi

R’ye benzer sembol ve net görülen yukarı ok filmde Dani ve Christian’la özdeşleştirilmiş. Majstang’da yere batan çubuğun tanrı ve toprağın da toprak ana olduğundan bahsetmiştik. Yukarı ok Majstang’daki doğurganlığı başlatanı yani Christian’ı simgeliyor. Christian’ın kıyafetlerindeki sembollerin kendini gönüllü feda etmekle ilgili olabileceği de tezlerden biriydi. Fakat kafesteki ayının zorla kurban edilmesi misali Christian’ın da zorla feda edilmesi mizaçlarına ters bir şeyin zorla yaptırılıyor olması açısından ilginç ve benzer.

Kum saati ve ters R’ye benzeyen Dani’ninkiler de yeniden doğuş, toplum, aileyi keşfetme ve yaşam döngüsüne girmeyi simgeliyor olabilir. Çünkü Dani’nin mayıs kraliçesi seçilmesi ve ürünleri kutsamasını, yaşam döngüsünü ve çeşitliliği simgeleyen bir diğer objenin de bariz şekilde gözümüze sokulan ve mantar etkisiyle canlı görünen ortası siyah odaklı taç yaprakları pembemsi çiçek olduğunu düşünüyorum. Çiçek zaten gözümüze sokulmuş ama çiçek çeşitlerini fazla bilmediğim için birkaç farklı kişiden gelincik olabileceği yorumunu aldım. Renk açısından benzerliği olmasa da araştırınca gelinciğin Yunan mitolojisinde tanrıça Demeter’e sunulan ekin ve ürünlerin içinde tasvir edildiğini ve ekinlerin arasında büyüdüğünü okuyunca çiçeğin gelincik olması mantıklı geldi. Sarı, pembe tarzı renklerini de çeşitlilik ve verimin de verimlileştirilme amacına bağladım. Aynı zamanda gelinciğin ölümden sonra yaşam ya da yaşam döngüsü tarzı anlamlarının olması da önemli bir ayrıntı.

Demeter’in de Yunan mitolojisinde bereket, tarım, mevsimler ve anne sevgisi tanrıçası olarak betimlenmesi gelinciğin filmde kullanılmış olabilme ihtimalini arttıran başka bir nokta (aşk ve doğurganlığın festival ülkelerindeki diğer bir sembolü de doğurganlık tanrıçası Freyja). Anne sevgisini ortak olarak bakılan kabile çocuğuyla, çocuk yapmayı önemsemelerini Christian ve Maja’yla ve mevsimlerin önemini de 72 yıllık yaşam döngüsünü mevsimlerle açıklamalarıyla bağdaştırabiliriz.

72 yıllık yaşamın sonunda mevsimsel sonlanış ve yardıma muhtaç olmadan istenildiği gibi hayata son verme olayını da tıpkı ayı ve Christian’da olduğu gibi zorlama hissettim. Kişisel karar ve istek aslında intiharda yerini almıyor yani irdelersek aslında herkes 72 yaşına geldiği zaman yaşamına nokta koymalı. O zaman bu iradesel durumun aslında istekten öte yine Harga’nın ortaya çıkardığı bir dayatma olduğu düşünülebilir. Ki zaten atlayınca ölmeyen yaşlı adamı zorla öldürmeye çalışmaları da bunu kendilerinin zorunlu kıldığını gösteriyor. Adamın tüm kemikleri kırıldı, zaten kurtulamazdı ama çekiçle kafayı dağıtma olayını acıya son vermeden öte ölme zorunluluğuna bağlamak daha mantıklı geldi.

Üçgen ve yuvarlak şekillerin de iç içe, yan yana ya da ayrı olarak her yere serpiştirlmiş olmasını da üçgenin Maya mitolojisinde ışık ve doğumu, genel anlamda da mitlerde tabanının yeryüzü ve toprağı tepesinin yaratıcıyı; halkanın ise yaşam döngüsünü ya da güneşi simgelemesi olarak söylemek mantıklı olabilir.

Gelelim tablolara. Ari Aster; Ingmar Bergman, N.W. Refn ve Wes Anderson’a benzettiğim tarzını daha detaycı hale getirerek Stanley Kubrick havasında her sahneye bir foreshadowing tablosu koyarak derinleştirmeye çalışmış. Oldukça da başarılı. Sadece gözümüze sokulan aşk büyüsü tablosunu biraz zorlama buldum o kadar. Altta vermek yerine bariz olarak anlatılması sınavlarda herkesin yapması amaçlanan aşırı basit sorulara benzemiş. Tablolarda favorim de yatak odasının duvarlarında yer alan total film senaryosu.

Önemli mesajlar, konuşmalar ve foreshadowinglerin olduğu filmin başlarındaki ev sahneleri, Christian’ın evindeki ayı tablosu ve diğer tablolar, ayın evrelerine benzer kırmızı mavi tonlardaki resim de önemli diğer detaylar. Harga’da duvardaki tablolardan bazılarının yakınlaştırılmış hallerini de buraya ekleyeceğim (Kızların elbiselerindeki ve yerdeki gelincik figürlerine de dikkat etmekte fayda var).

Alev ve meşaleden de bahsedelim. Midsummer festivalinin bir bölümünde yakılan ateş ve bu ateşin üstünden atlayarak arınacaklarına inanan halk için ateş festivalde önemli bir yere sahip. Zaten filmde önemli ve ölüm barındıran her aşamada meşale ve meşaleyle ilgili okunan şiirleri duyabilirsiniz.

Hoşuma en çok giden diğer tablo da Avusturyalı ressam Gustav Klimt’in 1915’te yaptığı Death and Life tablosuna benzettiğim tablo. Filmdeki tablo; kaçınılmaz sonu uyum ve renk geçişleriyle hem hissettirip hem hissettirmeden veren orijinal tablo kadar başarılı olmasa da ölüm ve yaşam olayını oldukça güzel sunduğu kesin.

Yönetmenlik, sinematografi ve karakterlere gelirsek; yer yer daha önce bahsettiğim yönetmenlerin etkisini hissetmekle birlikte Ari Aster’ın korku filmlerini kara mizahımsı bir tarzda çekmesi onu herkesten ayırıyor diyebilirim. Aynı anda farklı şeyler hissettiğimiz kaliteli korku filmleri film bulmak nerdeyse imkansız hale geldi çünkü. Filmlerini ikinci sınıftan bire yükselten en önemli noktaysa kesinlikle görüntü yönetmenliği. Normal hayatı karanlıklara bürüyüp asıl korku verici sahneleri tamamen aydınlık olarak çekmek gerçekten harika bir ters yüz (ters yüz demişken Kubrick’e selam vermesinin inceliğini de unutmayalım).

İzlerken etkisini en çok hissettiğim yönetmen sanırım Wes Anderson oldu. Her sahne öyle yumuşak bir şekilde simetrik hale getirilmiş ki bakarken rahatlamamak mümkün değil. Farkları Anderson’un daha tiyatral; Aster’ın daha nostaljik havada olan sinematografisi. Bir de olumsuz bir özellik olarak mükemmeliyet eksikliği hissettim. Mesele Nuri Bilge Ceylan ya da Refn filmlerinde -hatta izlediğim son yapımı olduğu için direk Too Old Too Die Young’ı örnek vereceğim- herhangi bir sahneyi ekran görüntüsü olarak alıp duvara asabilecekken burada o potansiyelde olan sahneler biraz eksik geldi. Bunu da amacın mükemmellik olmamasına bağlıyorum. Çünkü yönetmenlik ve sinematografide bu kadar başarılı olan bir insan bunu muhtemelen bilerek bu şekilde yapmıştır.

Karakter olarak da temelde 4 kişi var diyebiliriz.

Esas karakterimiz psikolojisi bozuk olan, gittikçe daha çok bozulan ve -ironik şekilde- bir psikoloji öğrencisi olan Dani. Dani bir şeylerin ters gittiğinin farkında ve düzeltmek için çabalıyor. Bunu da başlardaki telefon konuşmasından anlıyoruz. Telefonun diğer ucundaki sığ insan profilinin de hakkını vermek lazım. Dani filmin başında ailesini kaybedip ailesi olarak görmek istediği Christian’la sorunlar yaşayan ve asla düzelemeyecek olan bir kadın portresi çizerken; zamanla Pelle’nin sözlerine uyarak bireysellikten kopup Harga’yla bütünleşince hastalıklı da olsa bir aile bulduğunu, Christian’dan sonsuza dek kurtulduğunu fark edip mutlu olmaya başlıyor. Ayin odasındaki toplu ölümler sırasında topluluktaki insanlarının bir kısmının ağlarken bir kısmının gülmesi ve bir süre sonra tam tersini yapmaları da her ne kadar psikopatça olsa bile birlik olmanın etkileyici bir örneği. Diğer örnekler arasında da birleşme sırasında kadınların bir arada hareket edişi ve bebeği garantiye almak için yaptıkları hareketler, Dani’yle beraber ağlayan kadınlar. Zaten dertler paylaştıkça azalırdan yola çıkarak Dani’nin de ağlamayı bıraktığını görüyoruz.

Dani’nin sığınacak liman olarak görmek istediği Christian ise tam bir aptal. Yan rol ve başrol ikileminden filmin sonuna kadar çıkamayan bir tip olan Christian filmin benciliyet ve geri zekalılık açığını tek başına kapatmış olabilir. Hazıra konması ve uçurumdan atlayan insanlar üzerine olan fikirleri de oldukça trajikomik. Alt metin olarak bir ilişkinin bitmesini izlemiş olduğumuzu düşünürsek; ilişkideki Christian o kadar rezil bir insandı ki yandığı anda ilişkisi bittiği için gülüp rahatlayan Dani’ye hak veremedim değil (isminde bir gönderme olabileceği de önemli bir nokta).

Diğer eleman en aptalları olan Mark. Zaten birçok foreshadowing’i daha yakalayacağımız arkadaş ortamı konuşmalarında ‘skin the fool’ muhabbeti de salaklığını anlatmıştı. Başta Josh’ın ölüm sahnesinde Mark’ın katil oluş aşamasına anlam veremesem de yüzündeki kesiklerle skin the fool’u birleştirince Mark’ın öldürülüp derisinin yüzüldüğü ve yüzünü maske olarak birinin takıp Josh’ı öldürdüğünü fark edince taşlar yerine oturdu.

Josh temel anlamda yıllarını tezine veren ve bu sayede bizim de Harga’yı ve Christian’ı tanımamıza vesile olan adam olarak gösterilebilir.

Pelle’yi bu topluluğa dahil etmeyeceğim.

Sonuç olarak Midsommar; bir ilişkiyi irdeleyen, ilişkinin nasıl olması ve olmayacaksa nasıl bitmesi gerektiğini bize farklı yollardan anlatmayı deneyen ve bunu yaparken de mükemmel altyapılardan destek alan oldukça kaliteli bir korku filmi. Harga’nın baskısı, her zaman topluluk ve aile olarak hareket edişleri, yanlış bir ilişkinin bitmesi gerektiğini görmek için çok derin bakmamak gerektiğini süregelen bir Pagan ayiniyle birleştirip anlatması oldukça özel ve değerli. Harcanan ciddi emeği her sahnede görmek mümkün. Hereditary’nin kat kat üzerinde olan filmin tür olarak yönetmen tarafından zirvede bırakılması da diğer bir artısı. Mutlaka sinemada görülmesi gereken bir yapım.

  • 8/10
    Yönetmenlik - 8/10
  • 9/10
    Sinematografi - 9/10
  • 8/10
    Diyaloglar - 8/10
  • 8/10
    Kurgu - 8/10
  • 8/10
    Senaryo - 8/10
  • 7/10
    Oyunculuklar - 7/10
  • 8/10
    Karakter Yazımı - 8/10
8/10

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest