ŞAHSİYET 7, 8, 9. BÖLÜMLER – İNCELEME

İlk 6 bölümüyle adından sıkça söz ettiren internet dizisi Şahsiyet, son yayınlanan üçleme bölümüyle yeniden izleyici karşısına çıktı. Gerek temposuyla, gerek kara mizah yönüyle, gerekse de sinematografisiyle izleyiciye Türk dizilerinde beklenmedik ögeler sunan Şahsiyet, son üç bölümüyle belli başlı şeyleri çok iyi yaptığını ispatlarken, bazı konularda da hala sorunları olduğunu apaçık gösterdi. Karakterleri merkeze koyarak son üç bölümü incelemek gerekirse, durum genellikle iyi, ancak bazı noktalarda da gereksiz çekilmez.

Öncelikle Agah karakteri ile başlayalım. Dizinin ana karakteri, usta oyuncu Haluk Bilginer’in seri katil portresi Agah Beyoğlu, elbette dizinin ana karakteri. İlk 6 bölümde beyefendi, zeki ve intikamcı kişiliğiyle izleyiciye farklı, bir o kadar da edebi bir tarzla kendini izletti. Ancak şöyle bir sorun vardı ki, Agah Beyoğlu dizinin bir ana karakteri olamadı. Çünkü senaryo Agah Beyoğlu üzerine değil de, Kambura üzerine kurgulanmıştı –oldukça isabetli bir tercihle. Evet, Agah da Kambura ile oldukça bağlantılı bir karakter ancak bu yeterli değil. Tamam, Agah birilerini öldürüyor, bunu yaparken de elbette kendi içinde neden sonuç ilişkileri kuruyor ve ne yaptığını tamamen bilen birisi. Ancak, izleyici olarak biz bunu göremiyoruz. Agah Beyoğlu’nun kurgusal gizemi, izleyici açısından çok da yerinde bir tercih değil. Hakan Günday, Agah’ın iç dünyasını yansıtırken yalnızca işin kara mizah unsurunu öne çıkarıyor ve Agah monologları, ya da diyalogları sadece kara mizah unsurları üzerinden ilerliyor. Yani Agah’ın bir seri katil olarak çizilen portresinin derinleştirilme derdinin olmayışı, bir süre sonra dizinin Agah ekseninde mi, yoksa Kambura ekseninde mi olduğunu sorgulamamıza yol açıyor. Final bölümlerinde yollarının kesişeceğini ve tüm soru işaretlerinin cevaplanacağını biliyoruz elbette, ancak bunu biliyor oluşumuz bölümlerdeki kurgusal eksikliği doldurmuyor ne yazık ki. Gönül isterdi ki bu kadar oturaklı, eğlenceli ve sıradışı yaratılan Agah karakterini birazcık daha tanıma şansımız olabilseydi her bölüm, tıpkı Dexter’da olduğu gibi. Bunun yerine, karikatürize edilmiş bir Agah Beyoğlu izliyor olmak bizi nereye kadar dizinin içinde tutacak, belirsiz.

İkinci unsur, bu sefer pozitif olan, Cemil karakteri. Dizinin kırılma noktası Kambura’nın en önemli ögesi elbette Cemil. Tüm gizemin kaynağı, hatta Kambura’nın ta kendisi. Hakan Günday’ın dizide yarattığı en iyi karakter, kesinlikle ustaca bir karakter yazımı. Gerek monologlarıyla, gerek diyaloglarıyla, gerekse oyunculuğuyla Cemil (Hüseyin Avni Danyal) kesinlikle Şahsiyet’i izlemeye değer kılan karakterlerden birisi. Son üç bölümde iyice hikayenin ana eksenine yerleşmesiyle birlikte, dizinin ana kötüsü haline gelen Cemil, aslında bir kötü karakter değil de, bir anti kahraman gibi çizilmiş. Son üç bölümü belki de bu kadar kaliteli kılan en önemli unsur dizinin sonunda sahip olduğu baş düşmanın bu kadar iyi çizilmiş olması. Çünkü tüm kurgusal ögeleri ve hikayedeki boşlukları kendisinde tamamlayan bir karakter Cemil. Agah’ın macerası da, Kambura’daki dehşetli olayların arka planı da, dedektiflik öyküleri de kesinlikle Cemil karakteri etrafında birleşiyor ve bu da kesinlikle olması gereken bir kesişme.

Öte yandan, yayınlanan son üç bölümde Deva karakterine de bolca yer ayırıyor Hakan Günday. Agah Beyoğlu’nun toplum bazında kahramanlaştırılışını, ya da bir mit haline gelişini üç beş ergen etrafından anlatmak –bizce- yerinde olmayan bir tercih. Çünkü Deva ve arkadaşları, dizinin yarattığı ‘gerçek ve bizden’ olan havayı tamamen bozar nitelikte, Amerikan dizilerinden bozma tavırlarıyla oldukça sinir bozucu karakterler. Gerek diyaloglarının yapaylığı, gerek Deva karakterinin gereksiz cesur tavırları, gerekse sevgilisiyle beraber bir Joker-Harley Quinn portresi çizmeye çalışması oldukça sahte, gereksiz ve sıkıcı. Hakan Günday neden bu karakterler üzerinde ısrar ediyor bilinemez ancak, dizinin yaratılan havasını baltaladıkları da bir gerçek. Zira onlar olmasaydı da Agah Beyoğlu, nam-ı diğer Köpek Öldüren birkaç bağlayıcı sahneyle toplum gözünde dehşet verici bir mite dönüşebilirdi. Ancak Deva ve arkadaşları yüzünden, bu tadı bir türlü alamıyoruz. Sokaklarda soytarı gibi gezen üç beş ergen irisi, bizleri tatmin etmiyor doğrusu. Hakan Günday’ın en klişe karakterleri diyebiliriz kendileri için.

Eleştirilerimizin bir odağı da elbette Nevra, Nevra’dan ziyade Cansu Dere. Günday, bir kadın dedektifi her ne kadar beklenilen feminenlikte yazamasa ve yer yer silik, genellikle çelişkili, soğuk bir karakteri karşımıza çıkarmış olsa da, Nevra eğer Cansu Dere tarafından canlandırılıyor olmasaydı iyi bir karakter olabilirdi. Son üç bölümde, Nevra’nın ikili ilişkilerine daha da yakından tanıklık ediyoruz ve Nevra’yı daha iyi tanıyoruz. Kendi deyimiyle, çekinik ve korkak olan Nevra, her geçen gün yaşadığı öfke patlamalarıyla evrim geçiriyor ve karakter gelişimi de beklenen yönde, acımasızlık ve soğukkanlılık – hatta yer yer olgunluk -yönünde ilerliyor. Özellikle annesi ve Ateş Arbay ile olan diyaloglarında kendisini sıkça ifade etmekten çekinmeyen Nevra, Cansu Dere’nin oldukça başarısız oyunculuğu yüzünden bizleri bırakın etkilemeyi, sorgulatmıyor bile. Tabii bunda Cansu Dere kadar, Nevra’nın kendisi de sorumlu. Günday, beylik laflarla Nevra’yı derinleştirmeye çalışsa da, özellikle Ateş Arbay ile yaşadığı aşkın sıkıcılığı, klişesi ve Türk edebiyatında sıkça rastladığımız ‘arızalı’ teması bizleri etkilemenin yakınınd an bile geçmiyor. Nevra-Ateş ikilisinin olduğu sahnelerde dizi temposunu sıkça kaybediyor.

Şahsiyet, son üçlüyle, Kambura adında bir şahesere imza atıyor. Türk sinemasında, hikaye anlatımı konusunda belki de en iyi işlerden birini çıkaran Hakan Günday, bizlere gizem dolu, derinlikli bir derya-deniz sunuyor. Kambura’da yaşananlar, Kambura halkı, sorgu sahneleri, Kambura’nın kendisi, politik mesajları, pasif agresif bir Müjde Ar… Şahsiyet’e bir şahsiyet kazandıran unsur olan Kambura öyküsü, izleyiciyi diziye öyle bir bağlıyor ki, gizemin dozunun da mükemmel ayarlanışıyla, bitmesini istemediğimiz bir gizem öyküsünü kendisinde barındırıyor. Gerçek, bizden ve sorgulaması oldukça yerinde Kambura olayları, Agah Beyoğlu’nun gözünden de aktarılmaya başlanırsa eğer, yani Agah Beyoğlu da cinayetlerinde birkaç cümle ederse Kambura hakkında, tadından yenmeyecek bir suç öyküsü haline gelecek.

Özet olarak, Şahsiyet son üç bölümüyle genel anlamda gittikçe derinleşen ve güzelleşen bir hikaye öyküsünü bizlere sunuyor. Agah Beyoğlu’nun seri cinayetleri –gerçekten seri- arasında, neler olup bittiğini anlamaya çalıştığımız bir Kambura trajedisi ve bu suç çemberinin ortasındaki yozlaşmış dedektiflik örgüsü… Onur Saylak’ın, artık bir tarzı var diyebileceğimiz kalitedeki çekim teknikleriyle ve ‘nefis’ ışık kullanımıyla sinematografik anlamda izleyicisini her geçen bölüm daha çok tatmin eden Şahsiyet, müzikleriyle de dizinin temposunu çok iyi yakalıyor. Hakan Günday’ın ergen karakterleri zorlaması ya da Nevra-Ateş aşkındaki yapaylık ısrarı devam etse de, Şahsiyet genel anlamda sadece Agah Beyoğlu’nu ve Kambura’yı izlemek için bile başlı başına bir sebep. Yer yer tempo düşüşleriyle, fakat genel anlamda ilk 6 bölümdeki kalitesini koruyarak ve hikayesini derinleştirerek, sonraki üçlüyü merakla bekleten Şahsiyet, bu üçlüsüyle de geçer not alıyor.

Puan
  • 8.5/10
    Yönetmenlik - 8.5/10
  • 7.5/10
    Senaryo - 7.5/10
  • 7.5/10
    Kurgu - 7.5/10
  • 8/10
    Oyunculuk - 8/10
  • 8.5/10
    Sinematografi - 8.5/10
  • 8/10
    Ses ve Müzik - 8/10
8/10

Özet

+ Kambura öyküsü
+ Cemil karakteri
+ Hikayenin gizemini koruması
– Cansu Dere, Nevra
– Sıkıcı Nevra-Ateş aşkı
– Ergenler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest