ŞAHSİYET – İLK ÜÇ BÖLÜM İNCELEME

Son dönemlerde yaygınlaşmaya başlayan Türk yapımı internet dizileri arasında en beğendiklerimiz gösterdikleri gelişim açısından hiç şüphesiz Masum ve 7Yüz oldu. Sebebi de konuları, işlenişleri farklılıkları olarak sayılabilir. İki diziden de daha önce detaylıca bahsetmiştik. İkisi de çok iyi sayılmaz; ama kendi çizgilerinde ve internet dizisi kategorisinde başarılı oldukları ve sektörün önünü açtıkları bir gerçek. En önemli sebebi de hayatın içinden sıradan normal insanların yaşadıkları sıradan ya da sıradışı olayları olabildiğince gerçek şekilde ekrana yansıtabilmeleri.

Şahsiyet’te ise Masum ve 7Yüz’e ek olarak çok daha başarılı ve ilerde olan bir durum var; teknik. Yönetmenlik hayrete düşürecek kadar başarılı. Renkleri vurucu tonlarda kullanmayı hemen hemen her yönetmen ister. Önemli olan nokta renk paletini hikayeye harmanlamak ve doğru yerde doğru renkleri kullanmak diyebiliriz. Etkileyici bir konu seçip arkaya elektronik müzik koyup doğru bir şekilde renk harmanlamak her filme ve her yönetmene nasip olmayan bir şey sanırım (güzel bir örnek için Danny Boyle’nin Trance’sine bakabilirsiniz).

Şahsiyette renkler hikayeye o kadar düzgünce yedirilmiş ki; jenerik ve Agah’ın uç noktalardaki renkleri hikayeye bağlanmaya başlamanız için son derece önemli bir nokta. Daha başlangıçta, polis merkezinde, Beyoğlu’nda karşınıza çıkan mavi ve kırmızı modern renklere karşılık Agah’ın kasvetli sarı-kahve-bordo tonlarındaki hayatı bize belki de modernizme başkaldırıp eski günleri özleyen bir karakterin iç dünyası hakkında ipuçları verebilir.

Nostaljik bir İstanbul beyefendisinden seri katile dönüşme hikayesi işlenen Agah karakteri çok iyi. Post modern bir polisiye öyküye ancak böyle bir katil yakışırdı dedirtiyor. Basit ve sıradan bir insan, çok daha fazlasını istemiş fakat çoğumuz gibi belli şeyleri yapabilmiş ve buna karşılık çoğu şeyden vazgeçmek zorunda kalmış biri. Bir gün Alzheimer olduğunu öğreniyor, önce bunun için dünyası kararsa da bunu kendi açısından bir fırsat ve dönüm noktası olarak görüp hayatına tamamen farklı şekilde yön veriyor. İlk bölümün sonunda ‘iyi biri’ olmak istediğini söylemesiyle de bana; hayatı boyunca iyi olmaya çalışan ve bunu akciğer kanseriyle sonuçlandıran unutulmaz dizi Breaking Bad’in unutulmaz karakteri Walter White’yi hatırlattı Agah. Biraz inceleyince gerçekten de karakter gelişimi açısından benzemiyorlar diyemeyiz. Deva karakterinin de ‘Jesse’ olabileceğini düşünüyorum.

İlk bölüm itibariyle çok güzel bir giriş yapan dizi yayınlanan diğer bölümlerde de çıtasını yüksek tutmayı başardı. Görüntü yönetmenliği açısından oldukça iyi bir iş çıkaran dizinin müzikleri de en az renkleri kadar harika. Gerekli yerlerde gerilim sağlayan müzikler kimi zaman sahnenin spoiler’ı olsa da (örneğin ilk bölümde Agah’ın hakime arkası dönükken düşük sesle başlayan müziğin giderek şiddetlenmesi ve tam müzik kesildiği anda ateş edilmesi) genel anlamda oldukça kaliteli oldukları söylenebilir.

Konu için kabaca; Alzheimer olduğunu öğrenen bir adamın kendi intikam ve ceza prosedürünü devreye sokarak aklındaki cinayeti işlemesi ve bunu devamlı bir hale getirmesi; bir polisle arasında düğüm ve bulmaca oluşturması diyebiliriz. Açıkçası ilk bölümün sonlarında duvarda öldürüleceklerin fotoğraflarını görünce biraz korkmuş ve her bölümde rutin olarak bir cinayet işleneceğini düşünüp biraz erkenden sıkılmıştım. Fakat ikinci bölümde Agah’ın suçu attığı karaktere muamelesini, titiz çalışmalarını ve son anda fikrini değiştirip başkasını öldürdüğünü izlediğim için fikirlerim değişti. Konu zaten cinayet ve o adamların öleceğini biliyoruz, umarım bunu rutin şekilde her bölüm ‘git-öldür-yazıyı yapıştır’ şeklinde yapmazlar ve daha farklı olur.

Oyunculara bakarsak Haluk Bilginer’in ne kadar mükemmel olduğunu söylemeye gerek yok. Kedisini gömerkenki tepkileri bile inanılmaz gerçekçiydi. Agah karakteri de başlı başına mükemmel bir şekilde yazılmış. Hakan Günday her anlamda kendini hemen belli etmiş, özellikle de Agah karakterinde. Bir İstanbul beyefendisinden seri katil çizilmesi gerçekten ilgi çekici. Suçu üzerine yıktığı adama kendi çapında verdiği ders, vurduğu hakimin karısına yemek yedirmesi, birini vururken soğukkanlı olması fakat ıskaladığında hedef üstüne gelince korkup düşmesi; kısacası her şeyiyle güzel betimlenmiş.

Cansu Dere her zamanki gibi başarısız. Gerçekten acemi oyunuyor ve maalesef Gal Gadot’un Wonder Woman’ını anımsatıyor. Çünkü bu vasat ve ezik hali bana kalırsa ezik bir karakteri canlandırmasından öte rol yapamamasıyla alakalı bir durum. Canlandırdığı Nevra karakteri cinayet bürodaki tek kadın olması sebebiyle gözümüze sokularak bütün erkek polisler tarafından ezilen biri. Bu gerçekten çok abartılmış, ortamda kendisini tanımayan polisler bile omuz atıyor. Karakterin Agah’la alakası bir gazete küpürü olarak gösterilse de daha da derinleşebilmesi ihtimali var. Ezikliği Mindhunter’daki Holden Ford gibi değil. Ford korkak olsa bile istekli ve başarılıydı, fakat Nevra azimli, başarılı ve zeki bir tipe benzemiyor. Karakter evrimi açısından da çoklu kişilik bozukluğuna sahip değilse güçlü bir hale getirilmesi çok zor olur çünkü Cansu Dere gerçekten yeterli bir oyuncu değil. Cansu Dere ve Haluk Bilginer ikilisini daha önce de Ezel dizisinde izlemiştik, Cansu Dere orda neyse burada da aynı çizgide rol yapıyor, maalesef kendini fazla geliştirmemiş.

 

Deva karakteri şu an gereksiz ve sevimsiz bir halde. Canlandıran kişi de fazla yetenekli değil. Dizide genel olarak yetenekli oyuncular var fakat Deva ve Nevra göze batan derecede başarısız. Umarım Deva’nın değişimi de katmanlı ve ağır şekilde güzelce işlenebilir. Yazılmasından öte canlandırılması açısından fazla umutlu olmadığımı söyleyebilirim.

Şebnem Bozoklu genel anlamda beğendiğim bir oyuncu. Hafif deli kadınları canlandırmasıyla aklımda yer etmiştir hep. Burada da psikolojisi bozuk bir kadını canlandırmakta fena değil fakat duygu geçişleri biraz havada kalıyor. Bazen yapmacık hale gelebiliyor.

Metin Akdülger yetenekli. Daha önce birkaç röportajını okumuştum, oldukça donanımlı. Tip rollerinde başarılı denebilecek bir portre çiziyor. Burada ikinci bölümden itibaren dahil oldu ve bence olması gereken gevşek gazeteci rolünde başarılı. Muhtemelen daha ciddi olaylara dahil olup bilinçlenecek olmasının temeli bu gevşeklikle atılmış, umarım başarılı bir iş çıkarır.

Necip Memilli de dizideki yetenekli oyunculardan, şu an için olumsuz bir yanını göremedim. Cinayet bürodaki polisler Nevra’yı ezme konusunda gerçekten çok abartılı hareketler sergiliyorlar. Hepimiz ikna olduk Nevra’nın ezik bir karakter olduğuna, umarım artık fazla uzatmazlar.

Görüntü yönetmenliği, oyuncular, konu ve müzikler dışında beğendiğim bir nokta da gerçekçilik. Cinayet büro tamamen gerçek. Beyaz-açık sarı tonlarda genel bir ışıklandırması var ve bu da gereken soğukluğu katmayı başarmış. Amerikan dizilerindeki gibi son derece havalı ve gerçeklikten uzak polislerle dolup taşmıyor, gayet başarılı.

Sevmediğim kısımlara geleyim. Agah-Nevra arası geçişler ilk bölümde çok kopuk ve alakasızdı. Sırf karakterleri göstermek gerektiği için zorlayarak hiç bağlantı olmadan yapılan geçişler kafa bulandırıcıydı ama sonraki bölümlerde toparlandı. Anlatım tarzını da başta kafa karıştırıcı olarak görüyordum. Geçmişe dönerek detay vermesi takip edilebilirlik açısından zorlayıcı geliyordu fakat sonra dizinin amacının biraz da olsa kafa karıştırmak olduğunu anladım ve bu rahatsız etmemeye başladı. Beni rahatsız eden son kısım da bazı yerlerde gerekli heyecan duygusunu yaşayamamam. La Casa De Papel’de sonunda ne olacağını ve kimlerin öleceğin, kimlerin yaşayacağını, kazanacağını, kaybedeceğini bilmiyorduk, onda da çok fazla açık vardı fakat anlatıcı belli bile olsa merak ve gizem unsurunu hep koruyordu. Burada ise başrolün Agah olduğunu ve daha fazla sayıda cinayet işlemesi gerektiğini bildiğim için kalp krizi geçirdiği son sahnede hiç heyecanlanamadım ve nasılsa kurtulur deyip geçtim. Bunu nasıl çözerler bilmiyorum fakat bence klişeye vurmadan çözmeyi deneyebilirler. Kuşkulanılsa bile çok sonradan kuşkulanılacak ya da daha başlarda olduğu için zaten kurtulacak diye düşündüğüm Agah’ı olur olmadık yerde bayıltmak biraz klişe oluyor.

  • 8/10
    Yönetmenlik - 8/10
  • 9/10
    Oyunculuklar - 9/10
  • 8/10
    Diyaloglar - 8/10
  • 9/10
    Sinematografi - 9/10
  • 7/10
    Kurgu - 7/10
  • 8/10
    Senaryo - 8/10
  • 8/10
    Müzik - 8/10
  • 9/10
    Kostüm-Dekor - 9/10
8.3/10

Özet

+Renklerin hikayeye yedirilişi
+Senaryo
+Haluk Bilginer
-Kopuk sahne geçişleri
-Heyecanlı olmaktan uzak olan çözüleceği kesin duran bazı olaylar
-Bazı oyuncuların soğukluğu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest