HABER: DANIEL DAY-LEWIS OYUNCULUĞU BIRAKIYOR

Bazı insanlar vardır. Oyunculuk konusunda kimsenin sahip olamayacağı ilahi bir yeteneği olan, oynadığı her karakter için kendisinin yerine asla başka birini koyamayacağınız insanlar. Daniel Day-Lewis işte tam da bu insanlardan biri. Duruşuyla, bakışıyla, muhteşem sesiyle hiç kimsenin kendisine rakip olamayacağı 60 yaşındaki ünlü İngiliz oyuncu; yakın zamanlarda sözcüsü aracılığıyla yaptığı bir açıklamada oyunculuğu bırakacağını açıkladı. Day-Lewis, daha önce de beraber çalıştığı ünlü yönetmen Paul Thomas Anderson’un 25 Aralık 2017 tarihinde vizyona girecek olan Phantom Thread isimli filminden sonra ekranlara tamamen veda edecek. Biz de ünlü oyuncunun akılda kalan rollerini hızlıca incelemek istedik.

Akıllarda hep seçme rollerde oynaması, her teklifi kabul etmemesi ve oynadığı her filminin sonunda kucak dolusu ödülle evine dönmesiyle kalacak olan Day-Lewis’in oyunculuğu bırakma sebebinin, kariyerini zirvede noktalamak olduğunu düşünüyorum. Gençken mükemmel rollerde oynayan; fakat yaşlanıp paraları azaldıkça hiçbir kalite unsuru taşımayan filmlerde boy gösteren birçok usta oyuncunun aksine, Day-Lewis bana kalırsa izleyicilerde oluşturduğu o mükemmel imajını korumak istediği için kariyerini sonlandırıyor. Ya da belki de yalnızca artık oyunculuk yapmak istemediği için.

60 yıllık hayatındaki ilk rolünü 14 yaşında oynayan oyuncu, sorunlu olarak nitelendirilen kişiliğini yenebilmek için profesyonel olarak oyunculuk yapması için teşvik edilmiş. Daha önce de söylediğim gibi her teklifi kabul etmeyen ve yalnızca seçme rollere oynayan Day-Lewis, seçtiği rollerde sergilediği muhteşem oyunculukla 3 kez En İyi Erkek Oyuncu Akademi Ödülü’ne (Oscar) layık görülerek bu alanda rekor kırmış, Oscar dışında BAFTA ve sayamayacağımız belki de yüzlerce ödülün de sahibi olmuştur.

İlk Oscar’ını 1989 yılında aynı adlı otobiyografik romandan uyarlanan My Left Food filminde canlandığdığı karakterle alan oyuncu, bu rolü oynarken sette bile tekerlekli sandalyeyle gezmiş, gerçekten de ellerini hiç kullanmamış ve aralarda bile başkalarının yardımlarıyla yemek yemiştir.

1992’de oynadığı The Last of the Mohicans filminde kendisini role öyle çok kaptırmıştır ki; avcılık, balıkçılık ve hayvan derisi yüzme gibi konularda inanılmaz derecede ustalaşmış, set aralarında da yalnızca kendi avladığı hayvanları yemiştir.

The Boxer filminde canlandıracağı eski bir boksör için uzun zaman boks dersleri almış ve boks konusunda epey ilerlemiştir. In the Name of the Father filmi için ise, çok çabuk kilo vermiş, İrlanda lehçesi konusunda alıştırma yapmış ve gerçekten bir süre geceleri hücrelerde yatmıştır.

En ilginç işlerinden biri de The Unbearable Lightness of Being isimli, yine aynı isimli kitaptan uyarlanan filmde canlandıracağı karakter için 8 ayda Çek dilini öğrenmesi olmuştur.

Martin Sorsese’nin efsane filmlerinden olan Gangs of New York’ta kullandığı 19.yüzyıl New York diline öyle alışmıştır ki; aylarca konuşmaya devam etmiştir. Yine bu filmdeki karakteri için bıçak kullanma ustalarından ders almış ve yeteneklerine bir yenisini daha eklemiştir.

Tüm bu rollerinin arasında 2007’de ikinci Oscar’ını aldığı, Paul Thomas Anderson’un ‘Oil!’ isimli romandan uyarlayarak çektiği There Will Be Blood filmindeki Daniel Plainview karakteriyle bana kalırsa sinema tarihinin en iyi rollerinden birini yapmış, filmin son sahnesinde kapitalizmi açıklayan efsane tiradıyla da unutulmaz replikler listesine adını yazdırmıştır. Ayrıca bu filmdeki aksanı ve ses tonu da başlı başına karizmatik unsurlardır.

Son Oscar’ını aldığı Steven Speilberg yapımı Lincoln filmiyle, 16. ABD başkanı Abraham Lincoln rolünde, başkanla öyle bir benzerlik yakalamıştır ki; yönetmen dahil herkesin kendisine Bay Başkan diye seslendiği rivayetleri dolaşmıştır.

Daniel Day-Lewis’in gibi bir oyuncunun bir daha asla gelmeyeceğinin farkındayız. Umarız onun gibi olamasalar da işini onun kadar ciddiye alan yeni oyuncularla karşılaşabiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest