Son-Mother, Kokon & Surge – Mini İnceleme Serisi 2

Son-Mother – Mahnaz Mohammadi

İzlemekten en keyif aldığım ülke sinemalarından birisi de İran sineması. Gerek kültürel olarak bizlere yakınlığı, gerekse de toplum olarak yaşadıkları tarihsel travmalardan ötürü sosyolojik yapılarındaki çatlakların ardından sızan türlü türlü dramatik hikayeler sanatlarını fazlasıyla etkilemekle kalmıyor, gittikçe artan kaliteleriyle de dünyada adlarından söz ettirmeye de devam ediyorlar. İranlı yönetmen Mahnaz Mohammadi’nin ilk uzun metraj filmi olan Son-Mother, hayat kavgası veren iki çocuklu bekar bir annenin çocuklarına rahat bir hayat kurabilmesi adına vereceği fedakarlıklar üzerine inşa edilmiş bir alt sınıf öyküsü. Ancak filmin kendisini var ettiği tek nokta bu değil. Mohammadi öyküsünü tam ortadan ikiye bölerek, öncelikle bir anne öyküsü, ardından da bir oğul öyküsünü anlatıyor, adından da anlaşılacağı üzere. Filmin ilk yarısında anneye odaklanmış ve İran’ın mide bulandırıcı ideolojik yapısının yarattığı tahribatın üzerine kurulmuş bir yaşam öyküsü izlerken, ikinci yarısında da bu tahribatın ardından oğul karakterine odaklanarak ilk yarıda sunulan dramatik yapının çocuk üzerindeki yansımalarını izleyicisine gösteriyor. Bu anlatım tarzına daha öncelerinde de sık sık rastlasak da, Mohammadi yarattığı sınıfsal kavga ve İran’ın sosyolojik yapısına getirdiği sert eleştirilerle baştan sona izlemesi çok keyifli bir drama haline geliyor.

İran sineması da etkileyiciliğine kaldığı yerden devam ediyor.

8/10.

Kokon – Leonie Krippendorff

Baştan sona temposu hiç durmayan bir gençlik filmi: Kıpır kıpır ve hayat dolu. Kreuzberg’in sokaklarında bir dakika bile dinlendirmeyen ve her tarafından gençliğin enerjisini hissedebildiğimiz, izlerken bir an bile sıkılmayacağımız hareketli bir film Kokon. Kendisini ve cinsel kimliğini yeni yeni tanıyan, olgunluktan çok uzakta bir genç kadının aşk öyküsünü merkezine alan film, temelde bir varoluş çabası. Modern toplumun içinde kendisini tanımaya çalışan ve bir yandan da sosyal olarak var olmaya çalışan ana karakterimiz Nora’nın yaşadıkları, karşılaştıkları, hissettikleri izleyiciye o kadar canlı ve net bir şekilde aktarılıyor ki, Nora’yla bütünleşmemek imkansız hale geliyor. Filmin atmosferine uygun şekilde hareketli kamerasını sürekli Nora’nın odağında tutarak izleyiciyi bir an olsun bile ana karakterinden koparmayan yönetmen Leonie Krippendorff, hiç görmediğimiz, duymadığımız öyküleri anlatmasa da kurduğu atmosfer, yarattığı karakterler ve inşa ettiği romantik drama ile ve düşmeyen temposunun getirdiği eğlenceli kurgusuyla 2020 yılında kendisini var edebilen bir Alman yapımına imza atıyor.

7/10.

Surge

Eğer bu film yüksek prodüksiyonla çekilmiş olsaydı, yönetmeni daha öncelerde adından sıkça söz ettirmiş popüler bir yönetmen olsaydı ve bu film Amerikan yapımı olsaydı, filmin başrolünün teslim edildiği Ben Whishaw kesinlikle 2020 yılının en iyi oyuncu Oscar’ını kazanıyor olurdu. Ancak Surge ilk uzun metrajını çeken Aneil Karia ile, yeni yeni popülariteye ulaşan Ben Whishaw ve Londra sokaklarıyla, bu film hak ettiğinden çok daha az ilgi gören bir film oluyor. Modern toplumun içerisinde, yaratılmış kan emici sistemin içerisinde yaşamaya çalışan bir adamın 24 saat içerisinde gerçekleşen, tabiri caizse tertemiz deliriş öyküsünü anlatan Surge, son zamanlarda gördüğüm en iyi oyunculuk performansını mükemmel gerilimiyle birleştirerek fazlasıyla rahatsız edici bir yapım haline geliyor. Temposu bir an olsun durmayan, gerilimi tırmandıkça tırmanan ancak gerçeklikten de bir an olsun kopmayan sade öyküsü, alt metinleri ve Ben Whishaw’ın hayat verdiği Joseph ana karakterinin orijinalliği, takıntıları ve talihsiz serüveniyle Surge belki de 2020 yılının en iyi filmlerinden birisi. Gerçekten son zamanların en “underrated” filmlerinden birisiyle karşı karşıyayız.

8.5/10.

Puan
  • 8/10
    Son-Mother - 8/10
  • 7/10
    Kokon - 7/10
  • 8.5/10
    Surge - 8.5/10
7.8/10

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir