SUICIDE SQUAD – İNCELEME

Wonder Woman’ı yazarken çizgi romanlarla, animasyonlarla kıyaslamam demiştim bunu da kıyaslamayacağım çünkü çizgi roman uyarlaması olan filmlerin çizgi romanla hiç alakası olmadığını yeniden gördüm. Suicide Squad kesinlikle izlemeden önce ölünmesi gereken filmlerden. Sevenleriyle dalga geçip ‘nasılsa izleyecekler’ düşüncesiyle piyasaya sürülen bir film var ortada.

Filmin fazla ufkumuzu açan bir senaryosu yok. ‘Zaten Suicide Squad, ne ufku?’ demeyin. Film hiç sevmediğim Zack Snyder’e bile verilseydi daha kaliteli olurdu. Film bize başta İntihar Timi’ni kuran Amanda Waller ve onun fikrinin sebebini gösteriyor. Waller, yenmesi çok zor olan bir oluşumu-örgütlenmeyi yok etmek için, zaten gözden çıkarılmış olan en amansız suçluları seçiyor ve onlara bazı kurallar koyuyor. Onları seçmesinin sebebi görevi bir çeşit intihar olarak görmesi. Kurallarsa basit: itaatsizlik eden ölecek.

Karakterlerimiz; Deadshot, Harley Quinn, Captain Boomerang, El Diablo, Killer Croc, sonradan gelen Katana ve ekibi yöneten Albay Rick Flag. Filmin ilerleyen sahnelerinde Enchantress karakterinin kötü tarafa geçişini ve kahramanlarımızın(!) onu durdurmaya çalışmasını izliyoruz. Film boyunca sevgili aşkı(!) Harley Quin’in peşinden koşan Joker’i de unutmamak lazım.

Şimdi, bu adamlar hepimizin bildiği gibi DC evreninin has kötüleri. Birçoğu Batman’in asıl düşmanlarından. Eğer bir Batman filminde Batman’i öldürmeye çalışan Deadshot insanlara nefret edilesi olarak tanıtılıyorsa, biz bu adamı sadece ‘kızına oyuncak alan iyi bir baba’ olarak gösterildiği için sevemeyiz. Gotham’da bulaşmadığı hiçbir suç kalmadıktan sonra Superman’in bile hayatını zindan edip DC’yi birbirine düşüren Jokeri de sırf kalbinin sesini dinleyip aşkının peşinden koştuğu için sevemeyiz. Joker’i; The Dark Knight’taki gibi düşünceleri, kendinden asla ödün vermeyişi, zevk için kötülük yapmasını kendince haklı gösterdiği için severiz. Yani siz bir kötüyü alıp hop diye iyi edemezsiniz. Sailor Moon’un son sezonu değil bu. Çocukları fidye için kaçırıp insanları yiyen Killer Croc’u barda içki içtiği için ‘bu Croc da ne kafa adammış keşke beni de yese’ kategorisine koyduğumuzu yazmayı da unutmayayım.

Tiplerden çizgi romana en çok benzeyenler Harley Quinn, El Diablo, Captain Boomerang olmuş. Kendisine bayılsam da Jared Leto’nun Joker’i Scarface’teki Tony Montana’yla şarkıcı Marilyn Manson karışımı olmuş. Keşke Leto yorulmasaydı, Manson da süper bir Joker olabilirdi.

Yönetmenlik vasattı. Karanlık yapılmaya çalışılmış ama çok üzülünüp espirilerle aydınlatılmaya çalışılmış bir ortamdı. DC’nin saf kötü karakterleri el ele tutuşarak savaştı, birbirlerinin sonsuza dek en iyi dostu oldu ve bunlar bize normal gösterildi (Belirtmeden geçmeyeyim Suicide Squad ekibindekiler genelde her an birbirlerini bile arkadan vurmaya hazır tiplerdir ama bunu bile saygı çerçevesinde yapıp sınırlarını bildikleri için geniş bir hayran kitlesine kavuştular). Filmden kısa bir süre sonra haber sitelerinde kesilmiş sahne haberleri gördüm. İnanamayacaksınız filmin Joker’e ait kısımlarının resmen 30 dakikası kesilmiş. Nereyi ne kadar keseceğini bilmeyen ama buna rağmen ikinci filmi çekmek isteyen bir yönetmen var.

Sinematografi de kötüydü. Efektler çocuk filmi efekti gibiydi. El Diablo’nun hapisanede her yeri yakma sahnesi çok başarısızdı mesela hiç unutamadım. Enchantress’in göründüğü sahneler de oldukça kötüydü.

Şimdi oyunculara ve oyunculuklarına geçmek istiyorum. Deadshot’tan başlayalım. Bariz şekilde Will Smith sadece reklam için konmuş. Başka hiçbir açıklaması olamaz. Deadshot’ın sevilmesi, babacan olması istenmiş ve sevilen ünlü bir aktör hemen role alınmış. Will Smith böyle bir filme hiç yakışmamış, üzdü. Joker karakter olarak değiştirilmiş aslında iyi de olmuş çünkü ünlü süper kötülerin Heath Ledger Jokerine benzemeye çalışmalarından bıktık (bkz. Jesse Eisenberg’in saçı dahi kel yapılmayıp Ledger’dan özenilen Lex Luthor’u). Değişimi iyi olmuş ama özellikleri direk mafyalık. Kıyafetleri ise mafylığına tezat oluşturacak şekilde ciddiyetsiz. Yanına yardımcı dahi istemeyen Joker’in filmde Harley’e olan masalsı aşkı ve onu kurtarmak için kendini feda etmesi de inanılmaz şaşırtan bir başka konu.

DC’nin filmi tamamen Harley Quinn üzerine kurduğunu düşünüyorum. Amaçlarına da ulaşmışlar sanırım çünkü Harley o kadar sevilmiş ki spin-off için çalışmalara başlanacakmış. Güzel bir karakter olmuş. Ruhuna özüne uygun Joker’e takıntılı olan halleri gayet iyi oynanmış. El Diablo’nun kendini feda edişi dışındaki halleri normal bir oyunculuk; feda ediş kısmı da aşırı gereksiz duygusallıktı. Bir an Suicide Squad değil de pembe dizi izliyorum sandım. Suicide Squad’takilerin birbirleri için kendilerini feda etmeleri fikrine pek alışık değilim. Captain Boomerang çok akılda kalır değildi ama kötü sayılmazdı. Croc gerçekten çok kötüydü. Bilmesem cidden Croc’un hep yalnız olduğundan duygusallaşıp arkadaş edinince her yardıma koşan bir karakter olduğunu düşüneceğim. Albay Flag için ilk önce Tom Hardy ile görüşülmüş ama gerçekten şansı yaver gitmiş de başka çalışmalarıyla çakışması sebebiyle bu sevgi pıtırcığı filmde rol alamamış. Amanda Waller çizgi romanlarda çok daha acımasız çok daha sert ama filmde yine de iyi oynamıştı. Katana normaldi ama fazla değişik değildi. Şimdi sıkı durun ben de bombayı sona sakladım: cadı. Cara Delevingne’nin canlandırdığı cadı Enchantress uzun zamandır izlediğim en başarısız en rezil karakterlerden. Üstünde çok fazla düşündüm ve Cara Delevingne’nin rolü almasındaki sebepleri bire indirdim: sanırım filmin sponsoru ailesi ve de torpille zorla filme alınmış.

Filmin sonunda baştan sona kadar pek bir kurtarıcılık yapmayan Harley Quinn birden kahramanlığa soyundu ve ekip, düşmanları Winx Club gibi el ele vererek yenmeyi başardı. Fakat maalesef El Diablo ve  Enchantress’in asıl karakteri olan Dr. June Moon’un ölümü hepsini yasa boğdu. Ama yönetmen bizi üzmeye dayanamdı ve June Moon birden ölü cadının içinden dirildi ve sonsuza kadar aşkı Flag’le beraber yaşadı. Hiç şaşırmadığımız ters köşe ise ölmeyen ve Harley’i kurtarmaya gelen Joker oldu.

Filmde güzel olan tek şey şarkılardı ama maalesef bazen o kadar abartıldı ki sahneler şarkıların içinde kayboldu. Şarkı seçimleri hoş olmasına rağmen her yere konulmalarını biraz abartı buldum.

Filme emek verilmiş belli. Herkes elinden geleni yapmış ama kesinlikle bu ekip gerçek Suicide Squad değil. Umarım ikinci film çok daha özenli, orijinal ve başarılı olur.

Puan
  • 5.5/10
    Yönetmenlik - 5.5/10
  • 6/10
    Senaryo - 6/10
  • 6/10
    Oyunculuklar - 6/10
  • 6/10
    Dekor, Makyaj, Kostüm - 6/10
  • 6/10
    Müzik - 6/10
  • 6/10
    Sinematografi - 6/10
5.9/10

Özet

+DC’nin daha aktif olarak sinema evrenine girişi
+Müzik seçimi
-Çocuk filmi gibi efektler
-Orijinaliyle alakasız karakterler
-Kötü olan bazı oyunculuklar
-Zayıf senaryo

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.