CİNAYET SÜSÜ – İNCELEME

Spoiler içerir.

Artık ortada çok net şekilde kendine göre yorumladığı absürd mizahı kaliteli yönetmenlik ve sinematografiyle birleştiren, festivale bile yollansa 2.sınıf görülemeyecek bir Ali Atay janrı var. ‘Ne tarzından bahsediyorsun’ diyenler için; Inarritu detaycılığı, Malick asimetrisi, Haneke’nin sabit kamerasından bahsetmiyoruz. O yüzden ‘ama karakter yalnızlığında kullanılan sabit kameranın açısı…’ saçmalığını söylemenin manası yok. Filmi beğenip; beğenmeyenlere eleştiri yapan bazı insanların ‘gayet komik, nesi beğenilmemiş anlamadık. Kamerası, görüntü yönetmenliği dersiniz hadi bir derece diye anlamadığım için tamam derim’ tarzı yorum yapması bir yere kadar doğru olsa da bir yerden sonra saçma.

Absürtlüğe yedirilmiş gerilimli ya da dramatik sahneler ve onlara eşlik eden uyumlu müzikler Türk sinemasında son dönem komedi filmlerinde asla toparlanıp bir araya getirilemeyen unsurlar. Ali Atay bir araya getirmiş mi, getirmiş. Sıradaki filminde de canlı renkler, kaliteli çekimler ve komediyi harmanlayacağı bir gerçek. İnsanın keşke olsa da izlesek hatta içinde bir karakter de biz olsak dediği filmler çekip güldürmeyi hatta düşündürmeyi de başarıyor. Guy Ritchie’yle kıyaslayanları duyuyorum. Lütfen yapmayın. Cıvık Guy Ritchie’nin klasik Amerikan tarzı alt kültür komedileriyle kıyaslanmak Ali Atay filmleri için bir nevi hakaret.

Yönetmenlerin belli başlı oyunculara hemen her filmlerinde bir şekilde yer vermeleri artık sıklıkla gördüğümüz bir durum. Mehmet Özgür ve belki Feyyaz Yiğit de son iki Ali Atay filminde karşımıza çıkarak bu şekilde düşünebileceğimiz oyuncular. Mehmet Özgür zaten muazzam. Canlandırdığı karakterleri beğenmeme ihtimalim yok sanırım. Feyyaz Yiğit da ‘bu arkadaş hep aynı karakteri mi canlandıracak’ diyenlere açıklama olarak yazılan karaktere uygun görülerek alınmış gayet başarılı bir oyuncu. Farklı bir yüz olabilir miydi, olsa mıydı; evet. Ama sırıttığı hiçbir yer yoktu filmde. Kısacası oyuncu seçimleri muazzam. Absürd komediye uygun şekilde sadece sokakta görsek bile içten şekilde gülebileceğimiz adamları bir araya getirmek mükemmel bir iş. Bazı olumsuz yanları da var, beğenmediğim kısımda ondan da bahsedeceğim.

Karakter yazımını oyunculukla bütünleştirme işi süper. Dizdar Koşu başrol olarak anlaşılabilse de filmde tek bir başrol yok gibi. Espri yapmadan bile komik olabilecek, zorlama olması gerekirken oldukça doğal kurtarılmış karakterler ve onların modern uçarılıkları var. Birinci sınıf kategoride, asla başkası adına utandırmayan, seviyeli ve seyirciyi salak yerine koymayan başarılı bir iş.

Senaryoda acelecilik olsa da güzel. Acelecilik ve oturmazlık da karakterlerin uçluklarıyla örtülmeye çalışılmış. İlk yarıyı durağan bulanlarımız vardı ama bana tam tersi aceleye getirilmiş hissi verdi. Aceleyle beraber sürükleyicilik de diyebiliriz. 10 bölümlük mini dizi olarak çekilse güldürebilecek kalitede espri ve süslü cinayet varken Hannibal ya da True Detective havasına bürünmeden (sadece cinayetlerle) bitmesi de bence güzel bir cesaret göstergesi. Buradan Ali Atay’ın daha çok fikri olup film yapabileceği mesajını aldım kendimce, Black Museum gibi. Umarım doğru çıkar, hevesliyiz. Film boyunca ikinci yarıda bir kez saate baktım, o da acele bitmesin diyeydi. Çekmek için film çekilmeyip (Ali Baba ve 7 Cüceler hatası) cidden üzerinde düşünülmüş konular da Ali Atay filmlerini izlenir ve kaliteli kılan diğer detaylar.

Senaryonun işlenmesi ve kurgu sürükleyici olsa da hızlı. Tabi dizi topuna girilmemesi iyi olmuş ama keşke cesetleri incelememe boşluğu karakterlerin absürtlüğüyle örtülmeye çalışılmasaydı. Filmin toplamı zaten uzun bir zamanda geçmiyor. Cengiz Bozkurt’un kıyafetleri ve yorgunluğu üzerinden az çok anlıyoruz. Bu hızlı ilerleme işi sürükleyici olsa da kurgusal anlamda fazla abartmadan daha uzun ve inandırıcı şekilde yapılabilirmiş. Film 15 yaş üstü. Zaten şu ana kadar da uygunsuz espri çok var diyene rastlamadım. Kaldıramıyorsanız genel izleyici kitlesi izleyebilirsiniz. Diyaloglar ve espriler de olması gerektiği gibi ilerledi zaten. Film de bariz şekilde absürd komedi. Marvel misali en ciddi yerleri bile espriyle mahvetme durumundan bahsetmek salaklık olur. Burada tam tersi komediye uygun şekilde sokulmuş; ‘bu ne şimdi’ demeyeceğiniz, kaliteli tarzda gerilim ve ciddiyet var.

Soundtrack’i aşırı ünlü, overrated şarkı içeren filmleri beğenmediğimi daha önce de yazmıştım. Aslında bu filmine bağlı (müzik temalı filmlerden bahsetmiyorum). Müziğin de filmlere uygun şekilde düşünülmesi gerektiğini fark ettim. Ortada zaten oldukça uç durumlar sunan, mantıksız olayları yaşatabilen bir film var. Sarabande bile çalsa ‘aa gönderme mi var’ deyip gülerdik. Gönderme olmasa bile muhtemelen tuhaf karşılamazdık. Disko şarkılarını filme doldurmuşlar diyenler de Trier’in Dogma 95’i benimsediği zamanlardaki filmleriyle karıştırmadan gülerek izlese her şey daha normal olabilir. Çünkü bu filme konulan şarkılar sahnenin önüne geçmekten çok, amaçlanan komedi anlayışını tamamlayan türde olmuş.

Cesetlerin bulunduğu olay yerleri ve sergilenişleri çok güzel. Burada Hannibal’dan esintileri zaten hissediyorsunuz. Sonunda sanatçıyla yapılan sorgu da sahne süslülüğünü daha anlamlı hale getirmiş. Kurbanların bulunduğu sahneler ‘özenti’ diye düşünmeye fırsat vermemek için göze uzun süre sokulmadan istenileni anlatması açısından oldukça başarılı ve kaliteliydi.

Neleri beğenmedim; konu ve oyunculuklar sayesinde akıcı ve sürükleyici olan filmin temelde aceleye getirilmiş olduğunu düşünüyorum. Sıkmadan tadında bitti o açıdan harika, ama özellikle ilk yarı cesetlerin hızlı bulunuşu senaryo ve film sonunda açıklanan saklama ve süslenme sahneleriyle anlatılsa bile yine de çok hızlıydı (ilk kurbanın konuşulan eşinin katil çıkması güzel detay olmuş). Filmin totali çok kısa bir sürede geçse de olay yeri incelemenin ya da ekibin cesetleri asla incelememesi ve kanıt aramaması da ekibin uçarı haliyle bile zor açıklanıyor; ki muhtemelen ona güvenilmiş. ‘Karakterleri çok uç ve absürd olarak tanıttık. Yani cesetlerdeki ipuçlarına asla takılmazlarsa ya da diğer cesetleri çok hızlı şekilde bulmaları onları şüphelendirmese bile izleyici bunu karakterlerin doğallıkla alakası olmayan abartılı hallerine verebilir’ düşüncesi filmi izledikten ve cinayetler açığa çıktıktan sonra baskın hale geldi. Bir de ekip; Cem Yılmaz’dan, filmlerinden ve ekibinin aynı olmasından bıktığımız şu günlerde Ali Atay her ne kadar filmlerinde farklı oyunculara yer vermeye çalışsa da ilerdeki filmlerinin çoğunda Mehmet Özgür ve Feyyaz Yiğit’i göreceğimiz havası var. Umarım fazla sıkmadan yeni yüzler de kullanır.

Sonuç olarak Cinayet Süsü; ismindeki mükemmel spoiler havasıyla, son dönem komedi filmlerinden ayrılmasıyla ve kalitesiyle izleyenin asla pişman olmayacağı oldukça eğlenceli bir yapım.

  • 8/10
    Yönetmenlik - 8/10
  • 8/10
    Sinematografi - 8/10
  • 7/10
    Kurgu - 7/10
  • 9/10
    Karakter Yazımı - 9/10
  • 7.5/10
    Senaryo - 7.5/10
  • 8/10
    Müzik - 8/10
  • 9/10
    Oyunculuklar - 9/10
8.1/10

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest