IT CHAPTER ONE/TWO – İNCELEME

Daha önceki filmi Mama ile adını duyuran Arjantinli yönetmen Andres Muschietti’nin 2017 yılında yeniden beyaz perdeye uyarladığı It’i sanırım duymayanınız çok azdır. Ünlü yazar Stephen King’in en az kendisi kadar ünlü kitabı, zamanında ülkemizde haklarını alan yayınevi tarafından sansürlenerek basılmasıyla da büyük yankı uyandırmıştı. (Aynı yayınevi daha sonra orijinal metin de basarak eseri hayranlarıyla daha etik şekilde buluşturdu.)

Aslında 2017 yılında çekilen film, kitabın ilk beyazperde uyarlaması değil. 1990 yılında Tommy Lee Wallece yönetmenliğinde tv filmi şeklinde 2 bölüm halinde çekilen film, hayranları tarafından sevilmemişti ve böylece gelecekte başka bir uyarlaması için de açık kapı bırakmıştı. Neden sevilmediğini merak edip 90 yapımı filmi de kıyaslayabilmek için izlemiştim. Zaman zaman iyi ya da kötü farkları da yazıya ekleyeceğim.

2017 yılındaki filmin bu kadar fazla sevilmesinin en büyük sebeplerinden birinin Stranger Things olduğunu düşünüyorum. Seyirci çocukların macerasına çok alıştı, çocuklara senaryo saçmalıklarını ya da açıklarını yedirmek de oldukça kolay. Sonuçta 5 6 küçük çocuk kimsenin karşısında duramayacağı şeylere göğüs gerse bile genelde ‘vay be ne kadar zeki ve cesurlar bu film/dizi izlenir’ mentalitesiyle var olan en saçma şeyler bile sevilebiliyor, It Chapter One bunun ekmeğini fazlasıyla yerken, Chapter Two’nun sert kayaya çarpması da maalesef bunun utandırıcı sonucu oluyor.

Chapter One’da işlenen It’in çocuklara görünme biçimleri ve çocukların korkularının geniş şekilde işlenişi 1990’dakinden farklı ve sıralı. Muschietti kitap ve ilk uyarlamadaki gibi ilk filminde yetişkinliğe flash backler atarak değil de sadece çocuklar üzerinden yeni bir tarz yapmış. Gideri var mı, var tabi ki. Zaten çocukların bazıları inanılmaz yetenekli. Kalanları da bir şeyler yapmaya çalışmış. Devam filmi de orijinale benzer şekilde yetişkinlikten çocukluğa flash backlerle anlatılmış.

İlk filmin espri korku dengesi ve bunların harmanlanmadan işlenişi iyiydi denilebilir. Son sahnede çocukların saçma şekilde gaza gelip birbirlerini öpmesi ya da sopalarla yaratığa saldırmalarındaki saçmalığı da bir şekilde görmezden gelebiliriz.

Yönetmenlikten önce basit ama etkileyici olmaya çalışan kurguya bir bakalım;

Çocuklar grup içindeki aktiflik ve baskınlıklarına göre sırayla kendi korku maceralarını yaşarlar. (ilk çocukta jump scare başarısını es geçmeyelim.)

Fakat bu maceralar sadece tek başına gündüz gece fark etmeksizin korkutucu olacağı 1 km öteden anlaşılan bir mekana herhangi bir obje sayesinde giriş yapma, objeyi takip etme, palyaçoya yakalanma (kılık, format değişebilir) ve ondan kaçma şeklinde olunca insanın aklına Hokkabaz filminde her gün tekrarlanan gösteri geliyor. Oflayıp puflayarak parmakla çocuk saymaya başlıyorsunuz. Hadi diyelim ilk filmde kurgu bu şekildeydi, ikincide de aynısına gerçekten gerek var mıydı diye sormadan edemiyoruz. Filmin daha da ezilmesi için sanırım sadece iç ses eksikti. Madem ilk film sevildi, toplanın aynısını yetişkinlerle çekiyoruz ana fikri çerçevesinde 2,5 saat boyunca yine gir, gör, kork ve kurtul dörtgeni (Eddie’nin yaralanması dahil) iki filmde de ortak olarak işlenmiş.

İlk filmdeki yönetmenlik kesinlikle 2.sınıf değil ama bire de çıkmıyor. Tamam prodüksiyon iyi, baya para harcanmış ama hareketli/sabit kamera ikilemi filmi ne olduğu belirsiz şekilde ortada bırakmış gibi. Zaten üzerinde konuşmaya değecek bir yönetmenlik yok ama içine girmemiz gereken yerde dışardan izlememiz benim pek hoşuma gitmedi. Final filmi (her şey finalde çözülür) kategorisindeki 2 bölümün de finaline bakarsak zaten yönetmenlik şovunun orada olduğunu görebiliriz. Aslında ilk filmde Beverly’nin tuvaleti ya da Stanley’in tablosunun olduğu sahneler çok daha kaliteli. Yine de espriler şakalarla dolu olmamaya çalışan Chapter One finali her şeyiyle Chapter Two’dan kat kat iyi.

Chapter Two’daki efekt şovu o kadar ama o kadar komik ki; üstüne espriler de eklenince Avengers Babygame filmi izliyoruz sandım. Avengers demişken; saçma salak yersiz espri, başı sonu belirsiz aksiyon sahneleri, çekiç şov, kusturan görsel efekt gibi durumların Marvel’de yemesinin ama It’te yememesinin sebebi de It’in görece daha elit bir kesime hitap etmesi. Endgame’de önümde oturan ve Captain America’nın Mjölnir kullandığı sahnede eliyle havayı yumruklayıp ‘bana bunu verin işte’ diyen ve ses efektleriyle milyon çeşit dövüş hareketi yapan arkadaşlardan ya da Ironman öldüğünde ‘hayır abi ya olamaz ya’ diye bağıranlardan Stephen King hayranlığı bünyesinde bulunmaması da elit denebilecek eser ve işin aşağı çekilmesiyle hayal kırıklığına dönüşmüş.

Karakter yazımı fena değil. Eddie ve Richie ‘yi canlandıran çocuklar (zaten Finn Wolfhard’ın oldukça geniş hayran kitlesi var) süper. 2.filmde de yerli yerindeki esprileri harika. Yersiz espriler de filmin en rezil noktalarından zaten. James McAvoy’un ne yapsa izlerim şeklindeki hayranı olarak bu filmde oldukça salak bir iş çıkardığını söylemeden geçemem. Ben ve Beverly’nin geri zekalı gibi birbirlerine sürekli şiir okumalarını da senaryo saçmalığına; o sahnelerdeki gülüşümü komedi oyunculuğu yapmış olmaları dileğime veriyorum. Kitabı okumadığım için Henry Bowers’ı sadece filmdeki gereksizliğiyle yorumlayabiliyorum. Fakat kitapta çok daha detaylı şekilde hikayeye yedirildiğine eminim. Sonuçta Pennywise’nin piyonu olduğu düşünülürse üzerinde daha fazla durulması gereken bir karakterdi bence. Koymuş olmak için koymak biraz sığ bir hareket olmuş.

Richie ve Ediie’nin hikayesinin ilk filmde değil de burada ortaya çıkarıldığını düşünüyorum. 1990 yapımı filmde de birbirlerine olan bağları anlatılmıştı fakat burada ilk filmle ikinci film arasında sonuçta farklılık var. Richie’nin korkuları da zaten ilk filmdekinden daha başka, diğerleri aynı sorunlarla yüzleşirken onun farklı korkularını izliyoruz. Biraz amatörce yansıtılmış olsa da yine de iyi toparlanmış.

Senaryodaki en mantıklı yer büyü kısmı sanırım, kasabadan ayrılan her şeyi unutur olayı. Onun dışında Pennywise’nin orijinini yönetmenlik ve sinematografi kasarak asla açıklayamamaları gibi kısımlar felaket. Yetişkin hallerinin arasına serpilen flash backler tatlı, ama korku flash backleri her zamanki gibi gereksiz.

Bill Skarsgard ve Tim Curry’nin Pennywiseleri hakkında karşılaştırma yapmak saçma. Filmin temasına havasına uygun şekilde canlandırıldıkları kesin. Chapter Two’da Pennywise fazla korkunç değildi ama ilk film filan düşünülürse genel anlamda başarılı. Tim Curry, Skarsgard’a göre daha silik ve sinik bir Pennywise bana kalırsa. Bu da o tarihteki filmin kitabı ve korkuyu yansıtmakta günümüzdeki kadar etkili olmamasıyla alakalı.

İkinci filme dair en güzel şey de kesinlikle oyuncu seçimi olmuş. (Stanley’in göz rengi hariç) Mükemmel bir benzerlik yakalanmış.

Sonuç olarak Chapter One başarılı denebilecek bir film. 7/10 hak ediyor. Kasaba ruhuyla, çocuklarla, Pennywise’ın ilk göründüğü sahneler ve kaliteli korkusuyla oldukça iyi kurtarılmış. Fakat ilkinin tıpatıp aynısı olan, yersiz şekilde cıvıklaştırılan ve finalde sesli şekilde Pennywise’ye sonunun spoilerini verip üstüne aynı şekilde onu bitirmeye çalışan Chapter Two başarısız ve para amaçlı bir devam filmi olmaktan fazlası olamamış.

  • 7/10
    Yönetmenlik - 7/10
  • 7/10
    Sinematografi - 7/10
  • 5/10
    Kurgu - 5/10
  • 6/10
    Senaryo - 6/10
  • 7/10
    Karakter Yazımı - 7/10
  • 6/10
    Müzik - 6/10
6.3/10

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest