TOO OLD TO DIE YOUNG – İNCELEME

Spoiler içerir.

Şiddetin -gerçek- tarihçesi.

Cronenberg’e saygım olsa da bu ismi gerçekten hak eden bir yapım varsa o da Too Old to Die Young olabilir. Hatta Refn’in tüm filmleri ve başlı başına sinemasının tanımı ve evrimi olabilir.

Son zamanların en yetenekli, en özgün ve en cesur yönetmenlerinden biri olan Nicolas Winding Refn’in yeni projesi Too Old To Die Young, birçok açıdan mükemmel bir yapım. Olumsuz özellikleri her Refn projesinde olduğu gibi bunda da var ama bir elin parmağını geçmeyecek kadar.

Dizi; Amerika özelinde dünya genelinde artan faşizan ideolojiler ve modern toplumun giderek ahlaken kendisini imha etmeye başlamasının sertçe bize sunulması olarak anlatılabilir. Bu durumdan kurtulmak için şiddetli bir yıkıma ihtiyaç olduğu ve toplumun bu çerçevede yeniden inşa edilmesi gerektiği de baş karakterler üzerinden ilerleyen getiri durumu. Açık şekilde polis merkezindeki Faşizan piyeste de görebiliyoruz.

Temelde dizi bir polis, uyuşturucu kartelinin yeni patronu ve sonradan onun karısı olacak olan gizemli bir kadın üzerine. (Arkada verilen fakat yandan çok ana karakter kategorisine giren ve dizinin anlatmak istediğini bize sunan iki karakterden de ilerleyen kısımlarda bahsedeceğim.)

Başroldeki Martin, Refn’in çok sevdiği az konuşan ama çok şey sunan imza karakterlerinden. Drive, Only God Forgives ya da Valhalla Rising filmlerindeki tarzdan. Dizide de klasik modern toplum insanını temsil ediyor. İçten içe karşı olduğu her şeyi yapan sonra anlamsız şekilde kefaret ödemek için kendine çeki düzen vererek intikam meleği postuna bürünen; tüm çabasına rağmen de modern topluma karşı gelemeyip ezilip giden biri. Rüşvet alan, tehdit savuran bir polis. Diğer bir sorunu da pedofil olması; bunu kendine yediremeyip pedofilleri avlaması saçmalığı. Burada da devreye Refn’in seyirciyi çaktırmadan aşağılayan yeteneği giriyor zaten. Belki izleyen çoğu kişiye Martin iyi ve düzgün bile gelmiş olabilir. Miles Teller’ın genç, Nell Tiger-Free’nin yaşlı duruşu ve Martin’in kötüleri avlaması sebebiyle ilişkilerini desteklemiş bile olabilirsiniz ki bu gerçekten Refn’in mükemmel aşağılama yeteneği sayesinde yüzünüze bile çarpmamıştır. Çünkü yönetmen açık şekilde ‘Martin sırf başrol ya da -görece- iyi bir karakter olarak gösterildiği için ses çıkarmayıp kızın babası seviyesiz konuştuğunda sinirlenirsiniz’ diyor aslında. Martin öldürdüğü babadan çok da farklı biri değilken onu öldürme hakkını kendinde bulabiliyor. İçine girdiği intikam meleği postu da ona pek uymadığı için sert kayaya çarpıyor zaten. Diana’nın hayal kırıklığına uğraması da Viggo’dan sonra gelecek intikamcıyı Martin seçerek yanlış yaptığının farkına varmasından ibaret.

Martin karakterini bugüne kadar sayısız saçma gençlik projesinde yer alan Miles Teller canlandırıyor. İlk duyduğumda komik gelmişti ama Teller’ın seçilmesi hem kendisi, hem dizi, hem de sinema sektörü açısından muazzam bir olay olmuş. Diziye her hareketiyle adeta renk katmış. Yeni Ryan Gosling olur mu bilemem ama en az onun kadar mükemmel bir iş çıkarmış. Radarımıza girdiği için mutluyum. Tükürüşleri bile ayrı efsane. Miles Teller dizinin başına gelen en doğru şeylerden biri olsa da aynı zamanda diziyi bir yanlışlığa da kurban etmiş; yeni Twin Peaks’in yaptığı hatayı Refn de yapıp her posterde, festivalde, programda Teller’ı öne çıkarınca dizi 8.bölümden sonra büyük bir boşluğa düşmekle düşmemek arasında yalpalıyor. Sebebi de tamamen yanlış pr. Ortada 3 hatta 5 başrol var ama hepsi Miles Teller’a kurban ediliyor. Refn’in afişlere, posterlere sığdıramadığı başrolleri sonunda öldürmeyi sevmesine alışsak da bu yanlış pr’ları hata olarak görüyorum diyebilirim.

Jesus ise Refn’in Freudyen karekterlerinden biri. Only God Forgives’le benzer bir hikayesi var. Sert göründüğünü düşünse de -düşünsek de- temelde birilerinin arkasına saklanıp sadece karşıdaki hareketsizse hareket edebilen bir tip. Bölümlerden birinde yanında çalışan birine yaptığı ‘ıslak sırt’ yakıştırmasını kendi benimseyen biri. Çökmeye başlayan modern toplumun ta kendisi. Mini dizi olduğunu bilmeme rağmen 2.sezon iptal edildi haberlerini okuyunca akıbetini merak ettiğim karakterlerden biri olan Jesus’un er ya da geç şiddetli yıkıma kurban gideceği aşikar olsa da açık kapı şeklinde bırakılan hikayesinin beni fazla tatmin ettiğini söyleyemem.

Ölümün Yüce Rahibesi olarak bildiğimiz Yaritza, diziye renk katan bir diğer karakter. Tarot kartlarına uygun şekilde yıkımda oynayacağı kurtarıcı rolü için kurban vermekten çekinmeyen Yaritza, Diana’ya göre kurtuluşun yeni ve doğru olan umudu. Kendisinin hikayesi de açık kapılı olsa bile yine de oldukça başarılı yazılıp oynanmış bir karakter.

Dizideki karakter bağlantısını sağlayan isimse Jena Malone’nin hayat verdiği Diana. Diana, görü yeteneği sayesinde yıkımı engelleme isteğini ve görevini biraz Jesusvari bir şekilde halleden biri. Yok edicilik işlemine kendisi fazla bir katkıda bulunmasa da önemli bir karakter. İletici bir nebi olarak da düşünebiliriz. Jena Malone de Miles Teller gibi birtakım yüksek bütçeli ve gişeli saçma Hollywood filmlerinden Refn sinemasına geçiş yaparak daha üst bir klasmanda yerini aldı sanırım. Umarım kendisini bu şekilde izlemeye devam edebiliriz. Viggo da özet olarak Yaritza’dan önceki ‘şiddetli yıkıcı’.

Diana ve Viggo’nun diziyi özetleyen monologlarını da buraya bırakacağım.

Janey ve babası ise Martin’i daha iyi tanımamız için yazılmış iki karakter.

Yönetmenlik ve sinematografi her zamanki gibi dünyanın en iyisi. Çünkü Refn’in olayı bu. Hangi sahne olursa olsun durdurup ekran görüntüsünü alıp duvara asabilirsiniz. Sadece Viggo’nun yıkımı için bile izleyebilirsiniz. Eğer en iyi yönetmenliği yapmasa ve kamera kullanımı böyle olmasa filmleri bomboş birer kabuktan ibaret. En sevdiğim yönetmen olabilir ama filmlerinin alt metin ve konu olarak boş olduğunu da kabul etmeden geçemem. Diğer olumsuzluklar da metaforların zorlayıcı olmaması, derinlik olmaması ve zayıf hikaye anlatımı olarak söylenebilir. Dizinin modern bir Bela Tarr filmi tarzında aşırı yavaş olması da muhteşem sinematografiyi dengelemek için yapılması gereken bir hareket. Abartılmamış mıydı derseniz evet abartı yavaşlıkla dolu bölümler var. Ama genel anlamda şart olan bir olgu. Darius Khondji ve Diego Garcia görüntü yönetmenliğini çıkarılabilecek en yüksek seviyeye çıkarmışlar. Tanımlamak için mükemmel kelimesi bile yetersiz. Müzikler de her zamanki gibi Cliff Martinez’in elinden. Muhteşem ötesi. Her karakteri kusursuz şekilde canlandıran oyuncular da diziyi üst seviyeye çıkaran diğer bir unsur.

Refn’in Lynch tarzı metafor ve psikanaliz merakı dizinin isminde, bölüm isimleri ve Tarot kartlarında; dini metaforlara olan olumlu-olumsuz merakı da yine karakter isimlerinde kendine yer bulmuş diyebiliriz. Too Old to Die Young’daki genç kelimesi masumluğu, temizliği, saflığı simgeliyor ve isim de temelde masum ölmek için çok geç olarak düşünülebilir; ki zaten ölenler de fazla masum değil. Metafor ve objelendirme de bu filmde Yaritza ve Martin’in aksiyon sahnelerinde aynı kıyafetleri giymeleriyle verilmiş. Yaritza’nın göz temalı ceketi, Viggo’nun yapma gözü ve annesinin o gözü yemesi de Refn’in başka bir imzası.

Bölüm isimlerine bakacak olursak bölüm konularıyla oldukça bağlantılı olan Tarot kartlarından esinlenildiğini görebiliriz. Tarot kartlarının sırasına göre bölümleri yeniden sıraya dizip o şekilde izlemek de mümkün. Yani Cannes’da 4 ve 5.bölüöleri izletmesinin de bir anlamı var.Fakat her türlü 10.bölüm final bölümü. Yönetmenin her filminden önce yakın arkadaşı olan Alejandro Jodorowski’ye gidip projenin geleceği için Tarot baktırması da kendisinin merakını iyice ortaya koyuyor.

Refn’in tarzı hakkında başlı başına bir yazı yazmak gerekse de Tarantino’ya olan hayranlığı diziye ve filmlerine zaman zaman yansıyor. Karakterleri birleştirme tarzı ve cinsiyetçilik yapmadan güçlü kadın başrole yer vermesi (birden çok yapımında), şiddeti yansıtması ve fetiş tarzı oldukça benzer noktalar. Ayırdığım yer de Refn’in daha sanatsal ve ağdalı, Tarantino’nun daha haldır huldur olması. Zaten kopya demek ikisine de büyük haksızlık olur.

Dizi birçok kişiye uzun ve sıkıcı gelmiş -ve gelecek- olsa da bakış açısı ve tek bir kusur bile bulunmayan tekniği görmek açısından mutlaka izlenmesi gereken bir yapım. Bir sonraki sinema projesi gelene kadar Nicolas Winding Refn ve onun inanılmaz yetenekli ekibi hakkında fikir sahibi olmak isterseniz mutlaka izlemenizi öneririm.

  • 10/10
    Yönetmenlik - 10/10
  • 10/10
    Sinematografi - 10/10
  • 8/10
    Kurgu - 8/10
  • 7/10
    Senaryo - 7/10
  • 10/10
    Oyunculuklar - 10/10
  • 9/10
    Karakter Yazımı - 9/10
  • 10/10
    Müzik - 10/10
9.1/10

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest