GAME OF THRONES – İNCELEME

Ünlü Amerikan yazar George R.R. Martin’in 1991 yılında yazmaya başladığı ve 1996 yılında ‘A Game of Thrones’ adlı ilk kitabıyla yayınlanmaya başlanan “A Song of Ice and Fire” külliyatının popülaritesi 2010 yılına gelene kadar dünya çapında olsa da yalnızca fantastik eserlerle haşır neşir olan kemik bir kitleyle sınırlıydı.

Ancak, 2010 yılında HBO kanalının yüksek bütçeli yapım olanaklarıyla televizyon sektörüne ilk kitaba uygun olarak Game of Thrones adıyla uyarlanan A Song of Ice and Fire serisi hem popülaritesini 7’den 70’e ulaşarak tüm dünyaya yayacak; hem de 2019 itibariyle bitmesine daha 2 kitap olan eserin geleceğini de tartışmaya açacak kadar sansasyon yaratacak bir çılgınlığın da kıvılcımlarını yakacaktı.

İlk sezonuna baş rollerinde Sean Bean, Lena Headey, Peter Dinklage ve Emilia Clarke gibi ünlü isimlerle başlayan dizi, yarattığı evrenin detaylı oluşuyla; karakterlerinin özgünlüğü ve onların sunuluş biçimleriyle, sinematografisiyle; şaşırtan kurgusuyla ve merak ettiren senaryosuyla ününün sınırlarını tahmin ettirecek bir potansiyel göstermişti. Dizi henüz ilk sezonunda olaylara daha ufacık bir başlangıç bile yapmış olsa da (elimizde hali hazırda 6 bine yakın bir kitap materyali olduğu da göz önüne bulundurulduğunda) barındırdığı çok fazla ana karakter; her bir ana karakterin ayrı kurgusal çizgisi; bu ana karakterlere maceralarında eşlik eden yan karakterlerin de yan hikayelerini barındırması gibi detaylı bir senaryo taslağının güzel bir sinematografi ve harcamadan kaçmayan bir bütçeyle ekranlara dökülmesiyle izleyeni her anlamda tatmin eden şaşırtıcı, bir o kadar fantastik ve umut vaat eden bir yapımı kazanmış olduk.

Öyle ki, dizinin her bir bölümü sürprizlerle dolu olmasına karşın klişelerden de olabildiğince uzak oluşu son zamanlarda hasret kaldığımız şeylerdendi. Ana karakterlerin her an ölebileceği algısının izleyiciye hiç de abartıya girmeden; sıradanlaşmadan ve bunu normalleştirmeden bizlere sunulması hakikaten takdire şayandı.

Game of Thrones, (bu bağlamda A Song of Ice And Fire külliyatı) tema olarak yalnızca fantastik bir yapım olarak nitelendirilmekten çok uzakta; birden fazla derinliği olan bir yapım. Fantastik ögeleri kurgusunun asıl teması olan güç ve siyaset başlıklarının içerisinde yalnızca anlatımı destekleyici; evrenini tamamlayıcı ve izleyicisine (ya da okuyucusuna) keyifli ve hayal gücünü genişletebilecek yardımcı olarak kullanan George R.R. Martin ve dolaylı olarak senaristler D.B. Weiss & D. Benioff, oldukça tatmin edici bir iş çıkarıyordu ve dizi ilerleyen sezonlarıyla birlikte her geçen bölümde daha da yükseliyor; arşa çıkıyor ve izleyicisini bu evrenin bir üyesi haline getiriyordu. Yayınlanan her bölümle bir önceki bölümde bıraktıkları tatminkar hissin devamını sağlıyorlar ve hikayelerini daha da dallandırıp budaklandırıyorlardı. Dördüncü, beşinci sezonlara geldiğimizde doğal olarak bu dizinin nasıl biteceğini; neler olacağını düşünüp heyecanlanıyor ve bunca ana hikayenin yanında süregelen yan hikayelerin de nasıl ustaca kesişeceğini merak etmekten kendimizi alıkoyamıyorduk. Bir süre sonra internetteki fan forumları da teorilerden dolup taşıyordu zaten…

Bunca popülaritenin altında da bir sorun yükselegeliyordu. Dizi, her geçen sezonuyla halihazırda var olan kitap materyalini hızla tüketiyor ve yerine yeni materyal koyamıyordu. Altıncı sezona geldiğimizde, kitapların yazarı George R.R. Martin’in yazdığı tüm materyaller tükenmiş; ilerleyen sezonların çekim tarihlerine kadar da kalan iki kitabın (The Winds of Winter, A Dream for Spring) bitemeyeceği yazar tarafından kesin bir dille belirtilmişti ve yazar dizinin danışmanlık ekibindeki rolünü daha pasif bir hale getirip kitaplara yoğunlaşacağını açıklamıştı. Yani bunca yılın ve bunca başarılı, hem de çok başarılı sezonun ardından; dizinin bağlam noktalarına bu kadar da yaklaşmışken dizinin yaratıcıları D.B. Weiss ve David Benioff’un omuzlarına belki de hiç kimsenin kaldıramayacağı bir yük yüklenmişti ve beklenildiği gibi onlar da bu yükü ne yazık ki kaldıramadılar.

Dizi zaten kitabın çok daha detaylı kurgusunu olabildiğince basitleştirdiği haliyle bile fazlasıyla durağan ilerleyen; aksiyonlarıyla değil karakterlerinin gelişimleriyle ön plana çıkan ve sürekli daha da genişleyen bir örgüye sahipti. Olayların nasıl bağlanacağı konusunda kendi söyleşilerine de dayanarak yazarın da zorlandığı bölümlere geldiğimizde, resmen yetim kalan senaristler senaryoyu deyim yerindeyse ‘ite kaka’ götürmeye çalıştılar ve genel kanıya göre son sezona kadar olan 2 sezonda da bu konuda fazlasıyla başarılı oldular.

Dizi 6. ve 7. sezonlarında onu var eden temelleri fazlasıyla benimsemiş duruyordu ve kitaplardan bağımsız ilerlese de, eskisine nazaran bariz bir ‘göze batma’ yaşatmadan izleyicisini tatmin etmeye devam ediyordu. Yalnız bu sezonlarda da şöyle bir sorun ortaya çıkıyordu ki belki de her şeyi alaşağı eden ve senaryo yazımında gözardı edilen şey de buydu: senaristler (kısaca, internetteki tabir ile D&D) senaryonun tüm bağlamını son sezona sarkıtarak kurguyu yavaşlatmışlardı. Son sezonu da 6 bölüm çekmek gibi radikal bir kararla da bu bağlam hakkında soru işaretleri oluşturmuşlardı zira 7.sezonun sonuna kadar dağıttıkları, dallandırdıkları bu çok detaylı örgü şemasını 6 bölümle, Game of Thrones stiline sadık kalarak, olabildiğince durağan, olabildiğince gerçekçi, olabildiğince şaşırtıcı ve olabildiğince fantastik anlatmak kesinlikle mümkün değildi. Zaten son sezonla beraber de yıllar boyu inşa ettikleri ve neredeyse bir popüler kültür miti haline gelen dev yapımı temellerinden sarsıyorlar ve yerle yeksan ediyorlardı, ancak bu noktadan sonra başka çareleri de yoktu.

George R.R. Martin’den gelecek kitaplar ve serinin sonuyla alakalı ‘temel yapıtaşı olayları’ öğrenen D&D, bu kurgusal çıkışları izleyiciye öyle hızlı; öyle temelsiz ve öyle gelişigüzel yediriyordu ki inandırıcılıktan fazlasıyla uzak; mantık sınırlarını zorlayan sahnelerle karşı karşıya kalıyor; izlediğimiz ve çok beğendiğimiz bu yapımın kendi kendini (tıpkı Daenerys gibi…) gayet gereksiz paramparça edişi karşısında hayal kırıklığımızı gizleyemiyorduk. Zira senaristler de bu hayal kırıklığının farkında olacaklar ki son 6 bölümü (özellikle son 4 bölümü) bilerek bir görsel şölen, bir yönetmenlik harikası haline getiriyorlar ve izleyiciyi bu estetik büyünün algısına kaptırıp kurgusal çıkmazları gözardı etmelerini umuyor hale gelmiş oluyorlardı. Sezonlarca görmediğimiz aksiyon sahnelerini ardı ardına izliyor, büyümelerini sabırsızlıkla beklediğimiz ejderhaların nasıl ön plana çıkarıldığını fark ediyor ve buz ve ateşin şarkısının nasıl birbirine harmanlandığını görsel manada fark ediyorduk. Karakterlerin hepsinin hikayeleri, gelişimleri göz ardı ediliyor; geçmiş sezonlardan oldukça sapmış şekilde sonlanıyor ve tabiri caizse, bizleri yalnızca rahatsız ediyordu.

Son sezonuna kadar yarattığı tüm beklentiyi; tüm güzelliği; tüm efsaneyi son sezonunda yalnızca ufacık bir ihtimale bırakıyorlar ve adeta kendi evlatlarını sokağa atıyorlardı. George R.R. Martin de tüm bu kaosun ardından kitaplarını merakla bekleterek belki de dizinin yapım ekibinden sessizce sıyrılarak en doğrusunu yapıyor ve eleştiri oklarının kendisine yönelmesini (zira izleyicinin çoğunluğunun beğenmediği kurgusal sonlanmalar kendisinin fikri) engelliyordu. Kim bilir, belki de kitaplarında radikal kararlara gidip hem senaristlere, hem de dizinin yapım ekibine bir çalım atacaktır…

Game of Thrones, her ne kadar son sezonuyla resmen mükemmel hazırlanan bir yemeği ateşte az tutarak çiğ çiğ izleyicisine yedirmeye çalışsa da bizim midemiz bu çiğ yemeği almasa ve keşke biraz daha pişseydi diye bizleri hayıflandırsa da yaşattığı ve geçirttiği bunca güzel, keyifli ve kaliteli dakikalar için saygıyı sonuna dek hak eden; yapımda ve yayında emeklerini gösteren tüm emekçilere saygıda bulunulması gereken çok kaliteli bir fantastik baş yapıt olarak tarihe geçti.

Puan
  • 9/10
    Yönetmenlik - 9/10
  • 9/10
    Senaryo (ilk 7 sezon) - 9/10
  • 4/10
    Senaryo (son sezon) - 4/10
  • 8.5/10
    Kurgu (ilk 7 sezon) - 8.5/10
  • 5.5/10
    Kurgu (son sezon) - 5.5/10
  • 9/10
    Oyunculuk - 9/10
  • 9/10
    Sinematografi - 9/10
  • 10/10
    Ses, Müzik & Sahne Tasarımı - 10/10
8/10

Özet

Game of Thrones, her ne kadar son sezonuyla resmen mükemmel hazırlanan bir yemeği ateşte az tutarak çiğ çiğ izleyicisine yedirmeye çalışsa da; bizim midemiz bu çiğ yemeği almasa ve keşke biraz daha pişseydi diye bizleri hayıflandırsa da; yaşattığı ve geçirttiği bunca güzel, keyifli ve kaliteli dakikalar için saygıyı sonuna dek hak eden; yapımda ve yayında emeklerini gösteren tüm emekçilere saygıda bulunulması gereken çok kaliteli bir fantastik baş yapıt olarak tarihe geçti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest