THE HAUNTING OF HILL HOUSE – İNCELEME

Netflix’in sırrını çok önce çözmüş olmamıza rağmen hala arada şans verip izlediğimiz iç yapımları yok değil. The Haunting of Hill House da bunlardan biri. Son zamanlarda o kadar çok övüldü, o kadar çok sevildi ve geniş bir hayran kitlesi yakaladı ki; doğal olarak merak ettik. Fakat ne zaman bir Netflix yapımı çok beğenilse, övülse her zaman kof bir zaman kaybı olarak yorumlarımızda yerini almıştır. Çünkü izledikleri yol her şekilde paraya çıkıyor. Bir yapımda ne kadar çok aşk, dram, aksiyon olursa o kadar çok para kazandırır mantığıyla 1 sezon boş olarak ilerleyip izleyiciyi finale kadar salak yerine koyan ve ardındaki sezonlarda da olayı toparlamak yerine salak yerine koyma işini biraz daha abartan bir yapım şirketi var ortada. Yapımlarındaki bir diğer majör sıkıntı da herkese hitap ediyor oluşu. Başlarda böyle düşünmemeniz için ağır ve ağdalı ilerleyip sizi bir beklenti içine soksa da sezon ortalarında mutlaka Aşk-ı Memnu ya da Yaprak Dökümü finalinin sinyallerini vermeye başlıyor.

The Haunting of Hill House, ünlü korku roman yazarı Shirley Jackson’un aynı adlı kitabının sadece isimleri baz alınarak uyarlanmış bir versiyon. Kitabını okumadım fakat temelde hayaletli ev olması ve isimlerin aynı oluşu dışında başka hiçbir benzerlik olmadığını ufak bir araştırmayla buldum. Yani Crain ailesinin yaşadığı savruk aile dramı tamamen diziye özgü bir işleyiş.

Dizi; Crain Ailesi’nin geçici olarak sonradan perili ev olarak ün salacak olan bir eve taşınmalarının ardından kötü olaylar yaşamalarını ve bu olayların sebep olduğu travmalar sonucunda en küçük kardeşlerinin yıllar sonra o evde intihar etmesi üzerine ailenin yeniden bir araya gelmesini anlatan bir yapım. Güzel ve kötü olan birçok tarafı var. Stranger Things gibi basit çerez olarak başlamadığım için olumsuz özelliklerine daha fazla takıldım ve bu da diziyi fazla beğenmememe sebep oldu diyebilirim.

Öncelikle, harika bir korku dizisi olarak başladı. Dozunda tuttuğu hayalet ve korku efektlerini bir aile dramının arasına yedirip izleyiciyi fark ettirmeden korkutması gerçekten muazzamdı. Prodüksiyona ciddi para harcandığı da karanlık sahnelerde bile hiçbir kayıp, görülmeme, takip edilememe gibi sorunlar olmadığı için açıkça belli olan dizi gerçekten baştaki birkaç bölümde kaliteli ve koltuğa çivileten bir korku dizisi izleyeceğimize biziinandırdı. Ses kullanımı, müzikler ve özellikle belirtmem gerektiğini düşündüğüm introsu da diziyi devleştiren diğer teknik unsurlar.

Olumlulardan başlamışken birkaç bölümde başarılı şekilde kullanılan plan sekanslardan da bahsedelim. Özellikle 6.bölümde etkiyi inanılmaz yükselttiler.

Evin dekoru, renk kullanımı, eski Twin Peaks korku havasında bir tarzda ilerlemesine büyük katkıda bulunan gizli hayaletleri de mükemmel. Herhangi bir sahnede arkada gizlice beliren ve sahneyi dondurup dikkatli bakmayacağınız sürece göremeyeceğiniz hayalet detayları çok kaliteli. Merak edenleriniz varsa bu linkten izleyebilir.

Oyuncular konusunda beğendiğim-beğenmediğim noktalar var. Çocuk oyuncular yaşlarına rağmen gerçekten kendilerinden beklenmeyecek derecede iyi iş çıkarmışlar. Anneyi ve genç baba Hugh Crain’i canlandıranlar da oldukça başarılı. Yaşlı babayı fazla yetenekli bulmadım. Onun dışında göze batan bir karakter yoktu. Ne işe yaradıklarını hala anlamadığım Dudley ailesinin bile iyi kurtarıldığını düşünüyorum.

Fakat tüm bu güzelliklere rağmen dizi o kadar sığ, o kadar vıcık vıcık romantik aile filmi haline geldi ki; bütün bu iyi özelliklerin hepsi silindi ve dizi akıllardan silinemeyecek vasatlıktaki yılışık finaliyle ismini zaman kayıpları arasına yazdırmayı başardı.

Başlarda sevmediğim tek kısım kurguydu. Her karaktere 1 bölüm ayrılması zorla nerdeyse ortalarda diziye sokuşturulmuş bazı bilgilerin yanında başlarda anlatılan karakterlerden bir süre bahsetmediği için onları unutmamızı sağladı. 2 saatlik filme sığdırılabilecek konu ve karakter analizinin bu kadar uzatılması bir süre sonra sıkmaya başladı.

Luke ve Nell’in ikiz oldukları 4.bölümden önce hiç söylenmezken o bölümden sonra sanki önceki bölümlerde söylememelerinin açığını kapatmak istercesine sürekli söylendi. İşleyişi beğenenler olabilir, bu dizi için iyi veya kötü olarak bir genelleme yapmamızı sağlamaz. Sadece bence her bölümde her karakterden zamanla az ve öz olarak bahsedilip ilerlense daha iyi olurdu. Theodora’yı 3.bölüm haricinde adam gibi görebildiğimiz bir bölüm olmadı mesela. Ya da Steven’ı.

Karakterler başlarda sağlamken bir süre sonra oldukça utanç verici çocuksu hareketler yapmaya başladılar ve bu da dizininin karanlık otoritesinin sarsılıp çocuk dizisi haline gelmesine sebep oldu. Luke’nin 7’ye kadar sayması, Theodora’nın finalde eldivenlerini çıkarıp atması ve çimenlerde hissetmeye dair yaptığı Wattpad aşk romanı temelli konuşma, babanın hayal ettiğimiz kadar büyük olaylar olmasa da küçük olayların bile ayyuka çıkmasına rağmen hala ‘korumak için susuyorum’ diyalogları gerçekten çok kötüydü.

Kırmızı odaya daha önce girmelerine rağmen bunun finale kadar saklanması ve tüm okların finali işaret etmesi de bir başka başarısızlık. Klasik reyting avcısı dizi ilerleyişi; vurucu pilot bölüm, hiçbir şey anlatmayan en az 6 bölüm, geçmişe dönük 1 bölüm ve her şeyin çözüldüğü final bölümü. Her şey derken yanlış anlamayın, yalnızca yaprak misali farklı yerlere dökülen kardeşlerimizin bir araya toplanması ve annelerinin delirip kendini öldürmesi çözüldü. O kırmızı oda herkesin kendi acıları, kalbi ya da midesi, kendi iç dünyası olarak yansıtılmaya çabalanıp son 2 bölüm bir Nolan filmine çevrilmeye çalışılsa da bazı önemli sorular hala cevap bulamadı.

Hill ailesi kim?

Poppy’nin bahsettiği cinayet ne?

Evde yaşayan başka aileler var mıydı, evin asıl sırrı sadece orda romantikçe yaşayan hayaletler mi?

O kırmızı odanın gizemi gerçekten sadece finalde bize sunulan herkesin kendi vicdanı teması mı?

Bu soruların cevaplanmama sebebi de tipik bir Netflix dizisi olarak 2.sezonun çekilecek olması.

Dizinin düştüğü en büyük hata da yolunu kaybetmesi. Baştan beri korkunç gösterilen hayaletler finalde Steven’ın arkasında Michael Jackson’ın Thriller klibi gibi dizilip tatlı bir vedayla Steve’i evden uğurladıkları için dizinin başında verilen tüm korku teması yerle bir oldu. Neyse ki Steve ya da bir başkası bir hayaletle aşk yaşamaya başlamadı diye şükretmedim değil.

Bazı saçmalıklara daha değinmek istiyorum. Hiçbir sırra açıklık getiremeyen ve hiçbir işe yaramayan Dudley ailesi ve kızları Abigail, annelerinin tüm o zehirleme triplerini görmelerine rağmen ses çıkarmayıp akşamında bile kimseye anlatmayan vasıfsız ikizler, o evden asla taşınmayan baba, mavi gözlü oyuncu eksiği varmışçasına oyunculara takılan kocaman çirkin lensler (teknik sorun olmasa da söylemek istedim), anne karakteri büyük bir soruna yol açmayıp Inception Mal gibi kendi kendine takılmasına rağmen bunu büyük bir sır haline getiren baba oldukça saçma noktalar. Luke ve Nell’i ‘çocuklukta yaşanan travmalar çok zor hatırlanır’ mantığıyla es geçsek, evden taşınmamalarını dizinin çekilebilmesi için temel neden olarak görmezden gelsek de Dudley ailesinin gereksizliğini açıklayamıyoruz mesela. Herkesin hayaleti kendisidir temasını izleyip kırmızı odada öyle saçma bir final izletmeleri ise sadece tek bir şekilde açıklanabilir; o da diziyi 7 yaş ütü hale getirerek daha geniş bir kitleye sunup daha fazla kişiye hitap ettirmek ve daha fazla, çok daha fazla para kazanmak. La Casa De Papel hatası.

Finalinde o tatlış ve sevimli pasta kesme sahnesini kırmızı odadan asla çıkamadıklarını belirten ibarelerle çekeceklerini fakat sonradan vazgeçtiklerini duydum. İki türlü de olmazdı diye düşünüyorum. Bu kadar iddialı başlayan bir dizi kesinlikle daha fazla gizemi, daha fazla çözülmeyi ve daha ağır olayların yaşandığı bir finali hak ediyor. Keşke Netflix’in olmasaydı ve az kişiye hitap eden mükemmel bir korku dizisi şeklinde çekilseydi. Yazık oldu ama yine de çabalamaları ve korkudaki başarıları sebebiyle nispeten iyi olarak akıllarda kalmayı başaran bir dizi oldu. Yeni sezonda neler olacak bekleyip göreceğiz.

  • 8/10
    Yönetmenlik - 8/10
  • 7/10
    Diyaloglar - 7/10
  • 7/10
    Sinematografi - 7/10
  • 7/10
    Kostüm-Dekor - 7/10
  • 5/10
    Senaryo - 5/10
  • 7/10
    Müzikler - 7/10
  • 6.5/10
    Oyunculuklar - 6.5/10
  • 6/10
    Karakter Yazımı - 6/10
  • 5/10
    Kurgu - 5/10
6.5/10

Summary

Bu kadar iddialı başlayan bir dizi kesinlikle daha fazla gizemi, daha fazla çözülmeyi ve daha ağır olayların yaşandığı bir finali hak ediyor. Keşke Netflix’in olmasaydı ve az kişiye hitap eden mükemmel bir korku dizisi şeklinde çekilseydi. Yazık oldu ama yine de çabalamaları ve korkudaki başarıları sebebiyle nispeten iyi olarak akıllarda kalmayı başaran bir dizi oldu. Umarım 2.sezonu gelmez, gelirse de antoloji dizisi şeklinde her sezon farklı aileyi anlatmak yerine eve odaklanabilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest