UNDER THE SILVER LAKE – İNCELEME #filmekimi2018

Kariyerindeki ikinci filmi It Follows ile dünya çapında bir popülariteye kavuşan taze ve kendine has yönetmen David  Robert Mitchell, 4 yıl aradan sonra “belirli bir tarz” oluşturan son filmi Under the Silver Lake ile seyirci karşısına yeniden çıkıyor. Konu itibariyle okuyanda herhangi bir heyecan uyandırmasa da, filmin kendisiyle seyirciyi harekete geçirmeyi başaran Mitchell, seyircisini 2 saatlik aykırı ve çılgın bir dedektiflik öyküsüne çağırıyor.

Amaçsız, rüzgarda savrulan fakat hayli zeki bir genç olan Sam, günün birinde oturduğu apartta ilk görüşte aşık olacağı kadınla tanıştığı zaman hayatını bambaşka bir yola sokar. Çünkü kadın, tanışmalarının ilk günü ortadan nedensiz bir şekilde kaybolur ve geride oldukça şüpheli izler bırakır. İşsizlikten ve meraklı yapısından dolayı, Andrew Garfield’ın canlandırdığı Sam karakteri, daha yeni bulduğu ve kaybetmek istemediği aşkı Sarah’ı aramak üzere kendisini tehlikeli, absürt, çılgınca bir maceraya sokar.

Under the Silver Lake’in tarzını birkaç kelimeyle özetlemek pek mümkün. Bu durum filmin alt metnini küçümsememekle birlikte, tam tersi bir etki yapıyor ve birkaç kelimeyle özetlenebilecek bir film olsa dahi alt metin filmin sonundan itibaren demlenmekte olan bir yapıya bürünüyor. Under the Silver Lake, alışılmamış, cesur, komik, aykırı, absürt, bir o kadar da aşina olduğumuz bir film.

Evet, Under the Silver Lake, daha önceleri de sıkça gördüğümüz bir tarza sahip. Hollywood’da yıllar boyunca eğlenceli macera filmlerini izledik. Ancak Under the Silver Lake, onlara bir o kadar benzemekle beraber, onlardan çokça da ayrı bir yapıya sahip. Çünkü Under the Silver Lake ve David Robert Mitchell’ın hedefinde tam olarak da benzediği filmler var ve aslında dalga geçtiği, eleştirdiği, komik duruma düşürdüğü filmler bu filmler ve kendi filmi Under the Silver Lake.

Filmin akıp giden kurgusunda olayların bağlanış şekilleri her ne kadar sağlıklı olmasa da, kurgu izleyiciyi rahatsız edecek kadar kötü değil. Ancak film boyunca sonucunu merak ettiğimiz gizemlerin bağlanış şekilleri izleyiciyi kesinlikle tatmin etmiyor. Az önce de bahsettiğim gibi, filmin eleştirdiği noktalar bu kurgunun içerisinde kaybolur gibi oluyor; kurgunun yetersizliği bu alt metni geri plana atıyor ve filmin ciddiyetini kavramak biraz zorlaşıyor. Yine de, David Robert Mitchell, akıllardan uzun süre silinmeyecek ve ardıllarına ilham olacak birkaç sahne çekiyor ki, filmden aldığımız haz bir anda fazlasıyla artıyor. Popüler kültürün ve popüler olan her şeyin sahteliğini gözlere serdiği sahnelerde heyecanlanıyor ve keyfimiz yerine geliyor. Çünkü izlediğimiz şeyin sıradan bir film olmadığına dair bizleri ikna edici sahneler bunlar.

Under the Silver Lake, olay örgüsü ve kurgusu biraz daha detaylı tasarlanmış ve klişelerden arındırılmış bir film olsaydı; artı olarak da yan karakterler ve gizem unsurları biraz daha temelli anlatılsaydı kesinlikle türünde en iyisi olmaya aday bir filmdi. Bu haliyle bile, Under the Silver Lake yarattığı atmosferle, diyaloglarıyla, eleştirdikleriyle ve Sam karakterinin özgünlüğüyle kesinlikle seyircisini hayal kırıklığına uğratmayan bir film ve David Robert Mitchell’in en iyisi, ve gelecek filmler için umut vadedeni.

Puan
  • 8/10
    Yönetmenlik - 8/10
  • 8/10
    Oyunculuk - 8/10
  • 7.5/10
    Senaryo - 7.5/10
  • 7/10
    Kurgu - 7/10
  • 8/10
    Sinematografi - 8/10
7.7/10

Özet

…Under the Silver Lake yarattığı atmosferle, diyaloglarıyla, eleştirdikleriyle ve Sam karakterinin özgünlüğüyle kesinlikle seyircisini hayal kırıklığına uğratmayan bir film ve David Robert Mitchell’in en iyisi, ve gelecek filmler için umut vadedeni.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest