KYNODONTAS – İNCELEME

Kynodontas, filmleriyle belli bir bakış açısına sahip olduğunu gösteren başarılı Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’un 2009 yılında çektiği dram-gerilim filmi. Biz de bu yazıda ‘Klasik Sinema’ ile birlikte bazı sinemalarda yeniden gösterime giren bu sansasyonel filmi incelemek istedik.

Lanthimos’un o çok kendine özgü olarak nitelendirdiğimiz tarzı aslında filmlerinin hissettirdiği duygular açısından Lars von Trier ya da Michael Haneke’ye benziyor. Oldukça hastalıklı, rahatsız edici. Kynodantas da tam anlamıyla hastalıklı bir Lanthimos filmi.

Daha önce de The Lobster filmini incelediğimiz yönetmenin (incelemeyi buradan okuyabilirsiniz) bu filmi Lobster’dan daha eski; tarz olarak aynı rahatsız edicilikte olsa da daha tiyatral ve çok daha sert. Lobster’da filmi dışardan izleyen ve dış sesle neler olduğu konusunda sürekli bilgilendirilen ‘seyirci’ konumundayken, Kynodontas’ta filmin içinde, o faşizan düzenle örülü sınırlar içinde yaşayan bir aile ferdi gibiyiz. Çok uç ve uçuk tarzda yansıtılmış bir aile olduklarını biliyoruz, fakat derinlemesine baktığımızda aslında o küçük dünyadan çok da farklı olmayan bir düzen içinde yaşamaya çalışıyoruz.

Film; Freud’un en temel insan kişiliği basamağı olan ‘id’ kavramı üzerine işlense de verilen alt metin ve faşist düzene karşı durmaya çalışmak ya da gerçekliğin ne olduğu kavramlarını 300 sayfalık bir kitapta anlatmak yerine yaklaşık 100 dakikada bize sunmayı hedefliyor.

Tüfek; güzel, beyaz bir kuştur.

Ailemiz 5 kişiden ve bir de hayali kardeşten oluşuyor. Faşist bir baba, köle bir anne, ‘id’ mantığı çerçevesinde bir bebek gibi hayatlarını sürdüren ama 20 ve 35 yaşları arasında olan 3 kardeş ve bu kardeşlerin yasakları çiğnemeye karşı kullandıkları bir silah olan çitlerin arkasında cinsiyetini bilmediğimiz bir başka ‘hayali’ kardeş.

Kardeşler; baba tarafından kısmen lüks bir eve hapsedilmiş, evden ayrılmak için köpek dişinin düşmesini ve hatta yeniden çıkmasını bekleyen 3 potansiyel seri katil. Evet üçü de birbirinden psikopat şekilde yetişen kardeşler yönetmen tarafından o kadar ince tarzda bize tanıtılıyor ki; şu saatten sonra dışarı çıkmalarındansa evde kalmaları daha iyi diyorsunuz. Kardeşlerin suçu belki var, belki de yok. Öyle bir düzen içinde filizlendirilmeye çalışılan her bir anarşi tohumunun direk olarak şiddetle sona erdirilmesi sebebiyle psikopat olmalarında suçlu olmaktan çok suçsuz olmaları daha kabul edilebilir bir yaklaşım. Oynadıkları oyunlar sadece fiziksel üstünlük kurmaktan ibaret ve neyin doğru neyin yanlış olduğuna sadece babaları karar verebiliyor. Filmin bu noktada gönderdiği bir mesaj daha var: gerçeklik öğretilendir.

İki kere ikinin dört olması, yerçekimi, ‘zombi’nin anlamı, bir dilin başka bir dile çevirisi kısaca bildiğiniz, bileceğiniz, öğrendiğiniz her şey ama her şey bir başkası tarafından kabul ettirilmiş ve size öğretilmiş gerçeklikler. Eğer okuyup, görüp, duyup kabul ederseniz sizin gerçeğiniz haline gelecek olan öğretiler. Evet, gerçeklik öğrenilen olmaktan öte öğretilen bir kavram. Bildiğimiz herhangi bir şeyi bilme temelinizi irdeleyelim. Kitaplar, internet, okul, deneyimler, sohbetler, deneyler. Belki en farklısı deneyimler. Timur Bekmambetov’un 2009 yapımı fazla parlak olmayan Wanted filmindeki kurşun bükme sahnelerini ve bunun üzerine olan diyalogu çoğunuz bilirsiniz. ‘‘Sorman gereken soru ‘nasıl’ değil, ‘ne’. Daha önce hiç silah görmemiş olsan ve ben sana bir silah verip kurşuna falso vermeni söylesem merminin düz çıktığını bilmediğin için direk çözüm odaklı çalışırsın.’’ Burdaki olay tamamen daha önce silah kullanma deneyimine sahip olmamak. Kullandıktan sonra ise silah size fizik kuralları ve düzen çerçevesinde nasıl hareket ettiğini öğretir, siz de nasıl hareket ettiğini öğrenmiş olursunuz. Sobaya elinizi değdirdiğinizde yanması da ateşin size öğrettiği bir başka gerçek örneğin.

Eğer size yanlış bir şey öğretilirse (örneğin birisinden iki kere iki beş eder lafını duyarsanız) beyniniz daha önce kendisine öğretilen ve temellendirip kendi öğrenisi ve bilgisi haline getirdiği doğru ile hemen buna müdahale edip karşı çıkacaktır. Kafanıza yerleşen ve gerçeklik algısını oluşturan öğreti, tüm yanlışlara karşı çıkan bir doğru haline geldiğinde de evden ayrılma vaktiniz gelmiş olur.

Şimdi, bu gerçeklik bakışının üzerine tekrar düşünelim. Çocuklar 25-30 yaşlarında oldukları halde sadece babalarının iyi, doğru ve gerçek kavramları çerçevesinde hareket etmekten nerdeyse hiç rüya bile görmeyen bilgisiz 3 kardeş. Doğrusunu(kabul edilen ahlak ve etik çerçevede) bilmedikleri durumlar konusunda tamamen yanlış eğitilmelerinden dolayı sergiledikleri davranışların sonuçlarından da asla rahatsız değiller, sadece farklı şeyler gören büyük kız kardeş bir şeylerin değiştirilebileceğini fark ediyor ve film de zaten bundan sonra tam bir kaos halini alıyor.

Günümüzde de çoğu kesimde hala geçerli olan eril egemen toplum filmde de açık şekilde gösteriliyor erkek kardeşin diğerlerinden daha fazla kayırıldığı birçok farklı şekilde bize sunuluyor. Eve her hafta dışardan getirilen eskort kadın karakter de bunun en belirgin örneği. Zaten kardeşlerin aklına farklı şeyler düşmesinin en büyük sebebi de o kadın.

Filmi izlerken zaman zaman kendimi tutamayıp güldüğümü hatırlıyorum. Çocuklara öğretilen kelimeler, oluşturulan kedi algısı, o durumda dinlenmeyecek ve seçilmeyecek yegane şarkılardan biri olan My Way şarkısı (onca şarkı arasından seçilmesi manidar) ve onun çevirisi gerçekten trajikomik ve bir o kadar da korkunç detaylar. Bu film için hayatınız boyunca izleyeceğiniz en ağır, en gerçek ve bu yüzden de en korkunç filmlerden biri diyebiliriz.

Büyük kız kardeşin dış dünyaya özenmesi ve çitlerin arkasına geçmek için yanıp tutuşmasıyla girdiği yol akıllara zarar verecek cinsten. Özgürlüğe giden yolun kapısını acıyla açıp yerine yenisi gelmeyen dişi sebebiyle arabayı süremeyecek olduğunu bilip bagaja girmesi inanılmaz gergin bir sahne. Bagajda hava alamayacağını bilmemesi ya da anarşist yaklaşımının bile sınırlar çerçevesinde ilerlemeye çalışması o kadar üzücü ki; çok daha farklı bir sonu hak etmesi ve özgürlüğe sadece ölerek kavuşmaması için bagajı yakından çektikleri sahnede kendi kendime dua edip durduğumu hatırlıyorum. Kızın; kendi doğrularının üstüne yenilerini öğrenmesi sonrasında bile hala eski kuralları izleyerek hareket etmesi fikrini Lobster’da da izlemiştik (çiftlerin her şeye rağmen hala beraber olmak için ortak nokta aramaları). Her şeyden daha tuhafı ise lavaboda kan gören babanın, kızın evden kaçtığını anlaması fakat arabayı hiç kontrol etmemesi. Bu da insanları inandırmaya çalıştığı yalan bir gerçekliği bir süre sonra kendisinin bile saçmalayıp unutmasıyla açıklanabilir.

Kynodontas, Tarkovski fikriyle ilerleyen; ince ince işlenen ve temellendirilen, herkese seslenen ama herkese kendini göstermeyen, sadece görmek ve öğrenmek isteyenler için çekilen, izlemesi çok zor bir film. İnsanlığın sonu gelmedikçe uzun yıllar modası geçmeyecek bir başyapıt.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest