ŞAHSİYET 4., 5., ve 6.BÖLÜM – İNCELEME

İlk üç bölümünden sonra bir süre bizi merakta bırakan dizi Şahsiyet’in devam bölümleri de geçtiğimiz hafta yayınlandı ve kesinlikle hayal kırıklığına uğratmadı.

Şahsiyet uzun zamandır Türk televizyon dizilerinde görmediğimiz derecede kaliteli bir sinematografiye sahip. Renkler mükemmel. Onur Saylak bizi dizinin içine almak istiyor ve biz de Agah ve diğer karakterlerle beraber sürekli koşuyoruz.

Dizinin yaydığı son derece sıcak ve kasvetli hava, soğuk ve kimsesiz ormanda bile o kadar bunaltıcı şekilde işlenmiş ki; cinayet ortamı için gereken her türlü psikolojik alt yapıyı dizinin her sahnesinde görmek mümkün. Müzikler de sahnelerle mükemmel bir uyum içinde. İlk bölümlerde müziklerin spoiler değeri taşıdığını söylemiştim. Son üç bölümde müzik kullanımı daha güzel bir hale geldi ve karanlık-cinayet temelli ses mikslerinden çok kara mizah türünde bir cinayet ortamı için uygun şekilde kullanılmaya başlandı. Sessizliğin içinde giderek yükselip tetiğe basma anında son seviyeye ulaşan ses efektlerinin kaldırılması iyi olmuş yalan yok.

Önceki yazımda belirttiğim ve eksik bulduğum konu gizem ve heyecan unsurlarının zayıflığıydı. Zaten son bölümlere kadar 9 canıyla 4 ayak üzerinde ilerleyecek olan Agah’ın gereksiz bayılmalarının krizlerinin beni etkilemediğini söylemiştim. Gizem konusu oldukça iyi bir şekilde çözülmeye başlandı diyebilirim. Yeni dahil olan Cemil karakteri, henüz iç yüzünü bilmediğimiz bir yangın olayı ve Kambura’nın derinindeki isim olarak şimdilik büyük bir merak konusu olmayı başardı. Her ne kadar Agah’ın intikam için eski suçluları öldürdüğünü bilsek de intikamın temelinin neye dayanıyor olduğunu bilmeyişimiz bizi çıkmaza sokuyordu. Fakat son bölümlerde ortaya çıkan yanan ev ve yakan insanlar davası diziye oldukça iyi yedirildi ve gizem dozunu arttırmayı başardı. Olayın ve Cemil’in diziye dahil edilişi gerçekten yavaş ve güzel oldu. Daha önceki bölümlerde de biraz mesaj verilebilirdi fakat bu hali de oldukça iyi.

Diğer bir gizem unsuru da emniyetteki yanlı polisler. Sefa ve Firuz’un kısmen farklı taraflarda olması da ilerleyen bölümlerde biraz meraklandırabilir.

Fakat hala heyecan kısmının olmadığını düşünüyorum. Şöyle ki; Agah’ın kızının Cemil’in yanında çalışması ve vurulan hakimin karısının Nevra’nın üvey babasıyla aynı huzur evinde olması ‘tesadüfleri’ biraz zorlama duruyor ve bu da diziyi tahminlere açık hale getiriyor; önce Deva ardından Cemil bulur, Cemil Agah’ın kızını kaçırır; Nevra’nın babası öğrenir, Firuz ve Sefa’nın yancılıkları ortaya çıkar.

Bu kadar tesadüf maalesef şu an için gereksiz ve fazla. La Casa De Papel’deki hatayı kısa zamanda çok fazla olay olması olarak belirtmiştik. Buradaki hata ise çok uzun zamanda polisin hiçbir şey bulamaması. Agah’ın kullandığı araba zaten çok nadir bulunan bir araba, oradan bile ilerleyebilirlerdi. Agah’ın oldukça ilkel şekilde cinayet işlemesi ve buna rağmen polisin hiç ama hiçbir şey bulamaması biraz garip. Bir diğer olumsuzluk da Agah’ın tırnağının bile kırılmaması. Alzheimer gibi majör hastalığı olan bir adamın henüz hiçbir şekilde açık vermemesi, vurup öldüremediği insanlar tarafından darp edilse bile ne yapıp edip hiç çizik almadan onları vurmayı başarması.. Bu adam eski polis değil, ileri seviyede judo, karate ya da ninjitsu bilmiyor en azından burnu kanayabilir. Her bölümde hiçbir sorun yaşamadan cinayetleri işlemesi biraz klişe olmaya başlayabilir. İçinde iki kişi olan, kameralarla döşeli bir eve bile hiç iz bırakmadan ceset koyması gerçekten çok ütopik.

Karakterlere yeniden bakalım. Hakan Günday karakter yazımı konusunda çok iyi. Agah karakterinin çok donanımlı ve çok zeki bir adam olduğunu hiçbir zaman gözümüze sokmasa da biz bunu anlayabiliyoruz. Agah’la ilgili belki de hiçbir şey bilmiyoruz, sıfır bilgiye sahibiz. Ama buna rağmen onu tanıyoruz. Agah’ın bize kendi davasını kabullendirmek gibi bir amacı yok. O insanları öldürmesinin arkasında yatan gerçek sebebi bile henüz tam olarak bilmiyoruz; fakat bunların hiçbiri Agah’ı bizim gözümüzde acınası ya da nefret edilesi biri haline getirmiyor. Aksine her bölümde ‘şu Agah keşke gündelik sohbetlerimde hayatımda olan biri olsa’ tarzında serzenişlerimiz olduğuna eminim. Davasına o kadar bağlı ki; ‘keşke hiç modernizm ya da cep telefonu olmasa, hep mektup yazsak ve 40’lı yıllarda yaşasak’ tarzı yapmacık istekleri olan insanların hep olmak isteyeceği ama asla olamayacağı bir karaktere sahip. Her şeyiyle kendi çizgisi ve prensipleri olduğunu belli eder şekilde ilerliyor. İntihar eden Ufuk’un başında söyledikleri, tiyatroyu hiç izlemediğini düşünmeme rağmen replikleri ezberleyecek kadar iyi izlemiş oluşu, son derece nostaljik olmasına rağmen ilişkilere olan muazzam modern ve akılcı bakış açısı hiçbir karaktere kolayca yazılamayacak hareketler. Kullandığı sesi dışarı vermeyen megafondan, diktiği kedi kıyafetine kadar her şey anlamlı. Bağladığı karaktere çok sevdiği kedisi gibi davranması ve kedisini beslemeyi unuttuğu için her fırsatta gösterdiği pişmanlığı bile bize onun hakkında birçok bilgi veriyor. Agah karakteri kesinlikle alelacele ve içi boş şekilde yazılmamış, bu da onu en iyi karakterler listesine almanıza yeterli bir sebep.

Nevra ve Ateş aşkı klişe.

Ateş, daha önce Baby Driver yazısında da belirttiğim gibi içinde müzik, uzay, ay, yol ve yalnızlık geçen birkaç cümleyle kolayca tavlanacak biri. Kendisine iki kez laf sokan Nevra’ya aşık olmak yerine keşke sadece onla ortak çalışma yolunda ilerleseydi. Yine de şimdilik kötü bir tarafları yok. Ateş’in evi, dekoru, silah ve silahı sıkan kişiyle ilgili replikleri de oldukça iyi detaylardı belirtmeden geçmeyelim. Tolga ve Cemil karakterleri çok iyi. Sırıtan hiçbir yanları yok. Cemil’in 6.bölümde burçlar ve memleketle ilgili yaptığı konuşma muazzam. Firuz ve Sefa’dan da kendilerini gösterene kadar fazla şüphelenmedik, gayet iyiler. Nesrin karakteri fazla iyi değil. Sağlam bir anne rolünde biraz yetersiz gibi, izleyip göreceğiz. Karakterlere derinlik katılmaya başlanması da hoşuma gitti, yalnızca ana karaktere odaklanmak yerine diğer karakterlerin hayatlarını da biraz olsun izlemeye başladık gibi.

Neva, sevgilisi ve arkadaşlarının katile destek çıkan ve internet sitesi açan halleri çok düşük seviyede bir hareket. İnternet sitelerine ‘katil şimdi kimi öldürsün’ başlığı koyacak olan gençlerin bu hareketine en iyi karşılık Black Mirror’un ‘Hated in the Nation’ bölümüyle verilmişti. Zaten Şahsiyet’te de ‘katil kimi öldürsün?’ saçmalığının sadece senaryoyu ilerletmek için yazıldığına eminim. Umarım o listedekileri öldürmek için ortaya Agah’ın kılığında sahte katiller çıkmaz.

Sonraki bölümlerin de kısa zamanda yayınlanması dileğiyle..

  • 8/10
    Yönetmenlik - 8/10
  • 8/10
    Senaryo - 8/10
  • 9/10
    Sinematografi - 9/10
  • 8/10
    Oyunculuklar - 8/10
  • 9/10
    Müzikler - 9/10
  • 8/10
    Kostüm-Dekor - 8/10
  • 8/10
    Kurgu - 8/10
  • 9/10
    Diyaloglar - 9/10
8.4/10

Özet

+Kaliteli yönetmenlik
+Kaliteli sinematografi
+kaliteli oyunculuk
-Tesadüflerin artması
-Heyacan unsurunun eksikliği

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest