BLUE RUIN – İNCELEME

Amerikalı genç yönetmen Jeremy Saulnier’in 2013’te çektiği filmi Blue Ruin; temelinde basit bir intikam filmi olmakla birlikte bunu yine oldukça basit anlatmasıyla kendine belli bir yer edinen değişik bir yapım.

Jeremy Saulnier’in ismini ben de bu filmle duydum, diğer filmlerini izlemedim ama Blue Ruin’in ağır aksak ilerleyişinden ve mantık hatalarından Saulnier’in genç ve acemi; karakter işleyişi ve sinematografisi açısındansa deneyimli bir yönetmen olabilme ihtimali arasında ikilemde kaldım.

Filmin yönetmenliği karanlık ve tekinsiz bir havada. Konu ve olaylara oldukça uygun; fakat yine de bilerek yapılmışlıktan çok teknik ekipman ve bütçe yetersizliğinden kaynaklı böyle olmuş gibi bir hali var. Maddi sıkıntıları avantaja çevirebilen yönetmen sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır zaten. Maddi sıkıntı ve kameradan kaynaklanmasını düşünme sebebimi de tiyatral çekimlerle karanlık ve durağan çekimleri bir arada görmek ve bu yüzden filmin içine girememek olarak açıklayabilirim.

Filmin konusu basitçe ailesi öldürülen bir adamın katilden intikam alma hikayesi. İntikam deyince Oldboy ya da Terminatörvari bir intikam olduğunu düşünmeyin. O kadar gerçekçi yapılmış ki; hiçbir deneyimi olmayan sıradan bir insan bir silahı nasıl tutarsa Dwight karakteri filmin başından sonuna dek hiç bozmadan o şekilde silah tutuyor.

Dwight’ın karakteri çok gerçekçi yazılmış, bu da filmi doğal ve samimi yapıyor. Korkusu ve heyecanı her sahnede belirgin, çoğu kez ağır şekilde çuvallaması da doğallığın en büyük kanıtı. Karakterden başlamışken ondan devam edelim. Dwight’ın arkadaşı Ben klişe bir karakter. Nerden geldi ve birden Dwight’ı eğitmeye nasıl böyle gönüllü oldu orada gariplik var. Uçarı ve kendine güvenen, yetenekli bir tip. Fakat yıllardır görmediği lise arkadaşı için adam vurmalar ve onu hemen eğitmek istemeler biraz gerçek dışı. Eğitim dediysem onu da gözünüzde büyütmeyin, sadece Dwight 2 metreden bile bir adamı vuramadığı için birkaç şişeye ateş edip deneme yapıyorlar o kadar. Bu noktada Ben’in tavsiyesi önemli, ona yazının ilerleyen kısımlarında değineceğim.

Dwight’ı canlandıran Macon Blair’in oyunculuğu başarılı. Korkak halleri ve adamlardan kaçışı çok iyi. Kendinizi onun yerine rahatlıkla koyabilirsiniz ve muhtemelen de aynı şeyleri yapıyor olursunuz. Klişe olmasına rağmen Devin Retray da kötü denmeyecek bir performans sergilemiş. Amy Hargreaves normal, kim oynasa aynı o şekilde bir abla rolü yapabilirdi diye düşünüyorum abartmaya gerek yok.

Sinematografi başarılı. Başlarda evdeki karanlık sahneler ve Dwight’ın arabayı soyduğu sahneler güzel. İlerleyen dakikalarda o kadar etkileyici bir sahne gelmiyor; ta ki filmin sonuna dek. Sondaki çatışma sahnesi de gayet iyi. Dwight’ın tereddüt edip öldürmekten vazgeçtiği ve sonra konuşmaları duyunca kendine hakim olamayıp ateş ettiği fakat yine tam isabet ettiremediği sahneler inanılmaz gerçekçi. Kötü taraftaki kız kardeş rolündeki Stacey Rock’un hakkını da vermek lazım, ben bile ateş etmek istedim, çok başarılı oynamış.

Tüm bunlara rağmen filmdeki mantık hataları ve kurgudaki uçurum da es geçilemez bana kalırsa. Dwight’ın; parmak izlerinin yol olması için telefonu sildikten hemen sonra yeniden parmağıyla tutması, yerdeki silahı alıp arabaya binmek yerine kaçan adamın peşinden gitmesi, son sahneden yaşlı kadın otomatik silaha uzanırken ateş etmemesi gerçeklikten oldukça uzak olaylar. Özellikle otomatik silah sahnesi çok kötü. Ben, Dwight’ı eğitirken ona onu bitirebilecek şeyin bu işteki kişisellik olduğunu ve hiç konuşmadan sadece kurşunları konuşturmasını söylemişti. Dwight’ın bu tavsiyeye uymaması klişe değildi mesela. O kadar korkak ve gerçekçi işlenen bir karakterin tek kelime etmeden Deadshot gibi herkesi vurması zaten saçma olurdu. Oradaki mantıksız tek sahne koltuğun altından silahı alan kadına ateş etmemesiydi.

Kurgu çok kopuktu. Dwight’ın evsiz olarak yansıtılmasının anlamını çözmek zor. Evsizken birden bu kadar evrim geçirmesi de sadece intikam hırsından kaynaklı olarak gösterildiği için biraz abartı geldi. Evsiz olarak gösterilmesinin nedeni; kötü biri olmadığının ve özünde korkak ve iyi bir karaktere sahip olduğunun anlatılmak istenmesi olabilir. Hatırlarsanız evleri sadece banyo yapmak ya da çok ihtiyacı olan bir iki parça giysiyi almak için kullanıyordu. Arabanın camını patlattığında da sadece ihtiyacına yönelik silah çalmıştı. Bütün bunların Dwight’ın karakteri hakkında bilgi vermek için yazılmış olması aklıma gelen tek mantıklı sebep.

Genel anlamda sessiz, diyalogsuz, karaktersiz, yalnız ve oldukça gerçekçi olması için çok fazla uzatılan filmde bana kalırsa içimize sin(e)meyen bir şeyler var. Her sahnesinde vurulma, kavga, dövüş olsa kesinlikle inandırıcılığını ve havasını kaybedip John Wick haline gelirdi; fakat bu yavaş ve yavan hali de beni bir süre sonra bunaltmaya başladı. Dwight’ın korkusunu görmemiz için kurduğu basit tuzak sahnesindeki evde tüfekle gezme anı ya da kardeşinin evinde bekleme anları gereğinden fazla uzundu. Her sahnesinde bol kanlı olaylar beklemesem de daha tempolu olabilirdi diye düşünüyorum.

Sonuç olarak ismini Dwight’ın kullandığı eski Pontiac’tan alan Blue Ruin; fazla bir şey beklemeden izlenebilecek oldukça gerçekçi ve doğal; karakter yazımı ve işlenişini görmek açısından bile zaman kaybı olarak düşünmeyip açıp izlemenizde fayda olan bir film.

  • 7/10
    Yönetmenlik - 7/10
  • 8/10
    Oyunculuklar - 8/10
  • 7/10
    Kostüm-Dekor - 7/10
  • 6/10
    Kurgu - 6/10
  • 6/10
    Diyaloglar - 6/10
  • 6/10
    Senaryo - 6/10
  • 8/10
    Sinematografi - 8/10
  • 6/10
    Müzikler - 6/10
6.8/10

Özet

+Son derece gerçekçi oluşu
+Oyunculuklar
-Acemice tekrara düşülen bazı sahneler
-Mantık hataları
-İzleyicinin filmin içine girememesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest