THELMA – İNCELEME

Thelma; Louder Than Bombs, Oslo,31 August, Reprise filmleriyle adını duyuran Danimarkalı yönetmen Joachim Trier’in son filmi. Yönetmene ait izlediğim ilk film olması ve daha önce bu tarz senaryoya sahip başka filmleri izlemiş olmam dolayısıyla biraz sıradan ve soğuk bulmuş olabilirim. Diğer filmlerinde de aynı çekim tarzını ve eskimiş klasik sembolleri kullanmış olabilir ya da belki kullanmamıştır. İzlemediğim için yorum yapamıyorum ama Edgar Wright tarzı ‘ne olursa çekerim’ düşüncesine sahip biri değilse bence bütün filmleri aynı soğukluktadır.

Thelma’nın konusu için internet sitelerinde ‘sevdiği kadının peşinden Oslo’ya giden Thelma adlı bir kızın sadece aşkının yanında ortaya çıkan süper güçlerini keşfetmesi.’ yazdığını okuduğum zaman kafamda Midnight Special tarzı bir film canlanmıştı. Kızın yeteneklerini de Arrival filmindeki gibi filmin içine yedirilmesi daha kolay ve güzel şeyler bekliyordum ama iki beklentim de karşılanmadı. O yüzden internette yazan konulara çok da takılmamanızı öneririm.

Evet filmde Thelma isimli bir kız var, evet bu kız bir kıza aşık oluyor ve evet Thelma’nın bazı -çok da süper denemeyecek- güçleri var. Ama Thelma sevdiği kızın peşinden bir yere gitmiyor. Okumak için Norveç’e giden Thelma burada aşırı dindar ve yobaz ailesinin baskısından kurtulunca kim olduğunu, kime aşık olduğunu ve yeteneklerini keşfetmeye başlıyor.

Filmin başında küçük bir kız çocuğunu ve bir adamı üstü buz tutmuş gölde yürürken görüyoruz. Kız durup bir noktada donuk kısmın altında yüzen balıklara bakıyor (ki bu noktanın küçük bebek kardeşini öldürmek için yetenekleriyle onu yolladığı yer olduğunu düşünüyorum) ve sonra ilerlemeye devam ediyorlar. Bir geyik görüyorlar ve silahı önce geyiğe doğrultan adam daha sonra küçük kıza doğrultuyor; fakat tetiğe basamıyor.

Günümüzde ise o kızın Thelma, adamın da babası olduğunu anlıyoruz zaten. Thelma üniversite için başka şehre gelmiş, annesi ve babası da sürekli baskıcı tavırlarıyla onun hayatının her noktasına müdahale ediyor. Başlarda Thelma bundan memnunmuş gibi düşünebiliyoruz. Çünkü o kadar baskı altında büyümüş ve yobazlığa o kadar alışmış ki; korkusu yüzünden yapabileceği şeyleri yapmak ona ağır geliyor.

İlerleyen sahnelerde Thelma’yı Anja adlı bir kızın yanında epilepsi krizi tarzı krizlere girerken izliyoruz. Ağaçların hareketlenmesi, hayvanların garip davranışları (özellikle kuzgun, yılan gibi karanlık ve sembolik hayvanlar) da krizlere eşlik eden diğer durumlar. Anja ile yakınlaştıkça ya da ailesinin yasakladığı şeyleri yapınca cehenneme gideceğini düşünen Thelma’nın her şeyi çok lazımmış gibi babasına anlatması, sinirlenmeme rağmen empati yapmaya oldukça müsait bir durum. Kız ailesine inanılmaz bağlı ve vicdan azabı o kadar büyük ki; yaptığı her hareketin hesabını vermek istiyor. Anja kısmen tatlı biri. Girl Interrupted’daki Lisa gibi manyak karakterli ve herkesin katıksız aşık olacağı biri değil. Oldukça normal bir kız.

Zaman geçtikçe krizleri ilerleyen Thelma, bunun için doktora gidiyor ve düşük bütçeli Black Mirror bölümü misali Thelma’ya bazı testler uygulanıyor. Testler sırasında yoğun bir duygu patlaması yaşayan Thelma, Anja’nın yanında olmamasına rağmen oldukça gerilimli bir sahneyle Anja’yı yok ediyor.

Tahmin ettiğiniz gibi krizler epilepsi kaynaklı değil. Gittiği doktordan kendisinin 6 yaşında bir kriz geçirdiğini, hatta büyükannesinin hala yaşadığını ve onun da benzer krizler geçirdiğini öğrenen Thelma, büyükannesini ziyarete gidiyor ve bana kalırsa filmin asıl açıklığı bundan sonra başlıyor.

Büyükannesini ziyaret ettiğinde hasta bakıcılardan öğreniyoruz ki büyükannenin de Thelma’nınkine benzer özel güçleri varmış. Hatta Thelma’nın doktor olan babası da bunu biliyormuş ve oldukça ağır olan birtakım ilaçlarla büyükanneyi ‘iyileştirmeye’ çalışmış. Anlamsız olaylar silsilesinin bundan sonra başladığını söylemiştim. Babasının büyükannesine yoğun ilaçlar verdiğini öğrenmesine rağmen Thelma babasını arıyor ve ona olanları anlatıyor. Bunun sonucunda apar topar eve dönüyor ve babası ona da kendince ‘tedavi’ uygulamaya başlıyor. Bu sahnelerde Thelma’nın çocukken, bebek kardeşini güçleriyle yok ettiğini(zihin gücüyle buz tutmuş göle yollayarak) ve bu olay sonucu annesinin intihar etmeye çalışıp sakat kaldığını öğreniyoruz. Burdan sonra ise babasının tedavisiyle boğucu günler geçiren Thelma’nın kendi özüne dönüş sahneleri başlıyor.

Şimdi filmi incelemeye başlayalım. Yönetmenlik çok büyük bir şey vaadetmiyor. Sinema okuyan öğrencilerin basit bir kamerayla çektikleri dönem sonu bitirme projesi gibi. Çok katı ve kesin suretle çekilen film izleyiciyi o kadar dışarda tutuyor ki yarısından itibaren filmi izlemeyi bıraksanız sanki yönetmen sevinecekmiş gibi hissediyorsunuz. Filmin gidişatı maalesef süper güçlü biz kızın güçlerini keşfetmesi üzerine ilerlenebilecek bir yapıya sahip değil. O kadar sert çekilmiş ki kızın süper güçleri bu sert tarza uydurulmak istenilince ortaya değişik bir film çıkmış. Midnight Special’ı fazla beğenmeme sebebim de buydu mesela ama o bundan kat kat daha kaliteli ve izleyiciye takip imkanı sağlayan bir film. Seyirciye bir film izlediğini sürekli hatırlatma konusu, Ingmar Bergman gibi kamera açıları ya da oyuncuların uzak-yakın plan çekimleriyle halledilmemiş. Zaten o şekilde halledebilen sayılı yönetmen var. Burada direk olarak çekilmek için çekilen bir film var gibi.

Sinematografi normal. Thelma’nın partide hayal gördüğü sahnede ağzına kötülüğü simgeleyen yılanın girdiği ve daha sonra kusarken yine hayalinde o yılanı kustuğu sahne o kadar kaliteli ki sırf bu yüzden beğenmedim. Çünkü filmin geri kalanı düşük bütçeli film havasındayken yılan sahnesi filme oldukça Refn tarzı bir hava katmış ve filmin geneline göre çok başarılı olmuş. Yani hem sevdim hem sevmedim diyebilirim.

Thelma’nın babasıyla beraber duvara dayanıp ‘içindeki kötülüklerin atılması için’ dua ettiği sahneler var. Bunlardan birinde babasına kaybettiği o kıza aşık olduğunu söylüyor ve babasından merhamet bekliyor. Beklemiyor diyenleriniz de çıkabilir tabi ki ama söyleyiş anı ve tarzı bana çok zavallı ve yalnız göründü. Belki de sadece Anja’ya zarar vermek istemediğini kanıtlamak için söylemiş olabilir. Babasının bundan sonraki sözleri oldukça yıkıcı. Her istediğine güçleri sayesinde hemen sahip olan Thelma’nın Anja’yı da güçleriyle kendine aşık etmiş olma ihtimalini babası herkes adına dile getiriyor. Blade Runner’da Rick Deckard’ın replikant olup olmadığı kadar bulandırıcı bir ikilem olmasa da yine de filmde üzerinde düşünülebilecek konulardan.

Dua etme sahneleri başlı başına empati sebebi. Belki okuyanlarınız arasında Thelma gibi olan, onun gibi hisseden ve bir şeylerden dolayı vicdan azabı çekenleriniz vardır. Yanlış olduğunu düşündüğü bir şeyi yapan ve bunu bir şekilde bir yerlere birilerine söylediğinde bu yanlış yapmanın sorumluluğu ve yükünün azalacağını; sonuçlarından korktuğu için kendince belirlediği ve sınır çektiği yanlışları asla yapmayıp yapınca da pişmanlıktan saatlerce düşünenleriniz..

Thelma ve annesi arasındaki ilişki kopuk. Bazı sahnelerde çok yakın bazı sahnelerde çok uzak olan bir ilişki var ve ucundan tutmakta zorlanıyorsunuz. Zamanında bebek kardeşini öldürdüğü ve kendisinin de dolaylı yoldan felç olmasına sebep olduğu için annesi Thelma’ya karşı vahşi ve acımasız tutumlar izlemeyi önerebiliyor.

Baba figürü yobazlığın simgesi. Kendi doğrularının herkesçe kabul edilmesini isteyen ve koyu muhafazakar bir prototip olarak tasarlanan bir babanın kızının zaten başlarda Thelma gibi olmasını beklersiniz. Ben son ana kadar Thelma’nın kendi yolunu bulacağına emindim. Babasının büyükannesine yaptıklarını öğrendikten sonra hala babasından yardım istemesi inanılmaz derecede hevesimi kırsa da filmin sonu beni tatmin etti diyebilirim.

Thelma, Anja’ya; çocukken babasının Thelma’nın ellerini zorla muma tuttuğunu fakat değdirmediğini ve bu sayede Thelma’ya cehennemi göstermeye çalıştığını anlatan anısından sonra filmin sonunda babasının yanmaya ellerinden başlaması üstü pek de kapalı olmayan bir olay. Thelma’nın içindeki yobazlığı babasını yakarak öldürmesi sonucu havada beliren ve göle girip çıktıktan sonra kusarak içinden attığı kuzgunların Thelma’nın gölgeli kimliği ve karanlık yüzünü temsil etmesi de oldukça yüzeysel ve basit (daha karmaşık göndermeli bir film istiyorsanız da Black Swan’ı açıp duvardaki kelebek ve kuğulara dikkat ederek izleyebilirsiniz.). Neon Demon’da da göndermeler (bakire kanıyla banyo, kızı yemeleri, şeytan üçgeni vs.) oldukça basitti fakat film o kadar kaliteli çekilmişti ki yüzeysellik asla takılabilinecek bir nokta olmadı. Thelma’nın suda kriz geçirdiği ve yine suda kendini bulduğu sahneler var. Suda gerçekleşmesi filme ne kattı orası tartışılır fakat sorunların suya karışması ve babasını suda yakması açısından önemli sayılabilir.

Sonunda Thelma, her şeye rağmen annesini iyileştirdi ve babasını yakarak Oslo’ya geri döndü. Oslo’ya dönüşünden sonra Anja’yı birden geri getirmesi havada kaldı. Birdman’in sonundaki ‘gerçekten öldü mü?’ diye düşünüp tek sekans kamera açısının değişmesiyle 3-4 saniye sonra adamın öldüğünü fark etmemiz gibi bir sahne yapılmak istenmiş sanırım. Ama bende ters tepti ve fazla çabalandığını düşündüm.

Oyunculuklar iyi sayılabilir. Baba çok vurucu bir yobaz rolü yapmadı. Bazı sahnelerde rolü kaçırıp gülebileceğini bile düşündüm. Thelma ve Anja’nın ikili diyalogları samimiydi. Oyunculukları da bence geçer not alır. Anne de ortalamaydı.

Sonuç olarak Thelma; vermek istediği ‘kendi hayatından sen sorumlusun’ mesajıyla, çoğu sahnede empati yaptırması ve hemen hemen herkesin hayatının bir döneminde içinden çıkamadığı ve çıkmak için çabaladığı sahneleri içermesiyle ortalamanın biraz üstünde bir film. Keşke süper güç konusu filme hiç dahil edilmeseydi ve sadece salt gerçeklik üzerinden yürüseydi. O zaman daha vurucu ve daha karanlık olabilirdi.

  • 6/10
    Yönetmenlik - 6/10
  • 6/10
    Senaryo - 6/10
  • 6/10
    Sinematografi - 6/10
  • 6.5/10
    Oyunculuklar - 6.5/10
  • 6/10
    Kurgu - 6/10
  • 6/10
    Kostüm-Dekor - 6/10
  • 6/10
    Müzikler - 6/10
6.1/10

Özet

+Empati yaptırn olaylar
+Samimiyet
-Çekimler
-İzleyicinin dahil olamaması
-Süper güç konusunu işleyememe ve kurgudaki eksiklikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest