7YÜZ 1.SEZON 6.BÖLÜM (KARŞILAŞMALAR) – İNCELEME

7Yüz’ün bu hafta yayınlanan 6.bölümüyle, yapımcıların iddiasının aksine yeniden Black Mirror tarzına geri dönüyoruz. Teknolojiyi, sosyolojik boyutlarıyla ve çarpıcı biçimde inceleme furyası, yeniden 7Yüz’ün yeni bölümüyle karşımıza çıkıyor.

Hamile olduğunu öğrenen, düşünsel olarak çıkmazda olduğunu varsaydığımız bir kadının perspektifiyle diziyi izlemeye başlıyoruz. Sevgilisiyle birlikte yeni bir eve taşındığını öğrendiğimiz bu kadın, hamileliğin verdiği şokla birlikte donuk bakışlarla ilk beş dakikada bizi tekinsiz atmosferin içerisine kendi başına sokuyor. Ardından, diğer karakterleri ve de derinleşen hikaye örgüsünü yavaş yavaş anlamlandırmaya başlıyoruz.

Karşılaşmalar ‘aplikasyon’u burada karşımıza çıkıyor. Oldukça sade, ancak umut vaat eden bir fikir karşılıyor bizi hikayeyi derinleştirecek olan unsur olarak. ‘Gözetlenme’ temasına şık bir eleştiri getireceğini vaat ettiğimiz bölüm, 2. ve 3.bölümlerde olduğu gibi yine anlatmak istediği temadan uzaklaşıp oldukça klişe bir sarmalın içerisine giriyor ne yazık ki. Dizinin ilk dakikalarından beri hissettiğimiz gerilim atmosferi, bizleri kurgunun tepe noktasında olacaklara karşı heyecanlandırıyor ve merak içerisinde bırakıyor. Hele ki, sahne tasarımı, renk kullanımı, profil çekimleri ve diyalog sekansları da bu gerilim atmosferine eşlik edince, dizinin şanına ve adına yakışır şekilde bir yüzleşme teması izleyeceğimizi düşünüyor ve yine boş bir hayale kapılıyoruz.

Dizi, bizlere isteneni bir türlü veremiyor. Yarattığı orijinal temanın kısırlığını hikaye örgüsünde açmayı beceremiyor ve bu boşluğu, hakkını vermek gerek, oldukça şık sahnelerle diri tutmaya çalışıyor. Ancak, bu noktada kesinlikle izleyiciyi bir süre sonra rahatsız eden ağır çekim teknikleri dizinin bu boşluğunu yeniden gün yüzüne çıkarıyor ve aslında kurgunun tam olarak hiçbir yere bağlanmayacağını anlıyoruz. Açılış sekansı olarak hamilelik temasını aslında hikaye örgüsünün içerisine hiç yedirmeden, sanki kaçırdığımız bir şeyler varmış hissi alarak yine aynı tema ile bölümün kapanışını yaptığımızda kendi kendimize sormadan edemiyoruz. ‘Hamilelik neden vardı? Hikaye örgüsüne ne gibi bir katkısı oldu? Bu örgü, hamilelik sekansları çıkarılsa ve hiç gösterilmese bir boşluk hissettirir miydi?

Az önce de bahsettiğim gibi, yaratılan gerilim atmosferi o kadar başarılı ki, iyi oyunculuklar da buna eklenince kesinlikle derinliği olan sahneler izlediğimizden emin oluyoruz. Öyle ki, dizinin ortalarına doğru, ‘aplikasyon’u kullanmaya başladıkları anda işlerin sarpa saracağını haber veren ses kullanımı, gerilim müzikleri ve de ısrarla tüm dekorlarda ve kostümlerde kullanılan mavi tonu bizlere yaratılan şaşalı bir son olduğunu anlatıyor gibiydi. Kielowski’nin mavi rengini, atmosferine referans olarak veren yönetmen Ceylan Özgün Özçelik, adeta bir gövde gösterisi yaparak kesinlikle Belçim Bilgin’in canlandırdığı karakterin içsel bunalımlarını, kendini arayışını ve de iç dünyasındaki huzura olan açlığı bu renk kullanımıyla izleyicisine aktarmayı başarıyor. Ancak yine de tekrar etmekte fayda var, bu kadar ağır çekim kullanımı kesinlikle hoş değil. Onur Ünlü’nün de bir türlü kullanmaktan kurtulamadığı bu çekim tekniği, kesinlikle sinema okuyan bir öğrencinin dönem projesinde yeni şeyleri deneme çılgınlığından öteye gitmiyor; zira sahnelerdeki gerilim temasını zaten birçok farklı unsur ile çok başarılı bir şekilde tasvir edebilmiş durumda yönetmen. Bir de üstüne zaten kısa sürede derin bir konuyu işleme zorunluluğuna böylesine ağır sahneler eklenince, dizinin akışında büyük boşluklar olduğu hissine kapılıyoruz.

Diyaloglar, kesinlikle başarılı. ‘Prosedür’de anlatılamayan kadın-erkek ve romantik ilişkiler bu bölümdeki diyaloglarda yeterince detaylandırılmış ve derinleştirilmiş durumda. Özellikle karakterlerin profil çekimlerinde yüzleşme minvalinde gerçekleştirdikleri diyaloglar, şu ana kadar dizinin en iyi yüzleşme sahneleri olabilecek kadar başarılı teknik detaylar barındırıyor. Ayrıca, unutmadan da söylemek gerek, bir önceki bölümde kullanılan evin kullanılması hoş bir detay.

Ancak bu hoş diyaloglar, güzel sanat yönetmenliği ve iyi fikir, klişe bir sonla bizleri kapanışa uğurluyor. Tamam, Onur karakterinin sapık olması bizleri şok edecek bir detay olabilirdi, bundan 30 yıl kadar önce çekilmiş olsaydı. Onu geçelim, hatta BluTV’nin bir önceki işi Masum’da Bartu Küçükçağlayan’ın canlandırdığı Selim karakteri olmasaydı. Bu gereksiz ‘twist’ ile dizi Onur karakterinin bölüm boyunca ettiği derin ve üzerinde düşünülebilecek kapasiteye sahip lafları ve de bu karakterin gelişimi kesinlikle yerle yeksan ediliyor. Onur karakterinin bir sapık olduğunu öğrendiğimiz anda, izleyici olarak doğal bir şekilde ona ait olan tüm monologlar, cümleler gözümüzde anlamsızlaşıyor ve bu da 45 dakikalık bir bölüm için ciddi bir sahne ağırlığı demek. Yani ince ince dokudukları karakterlerden birini tamamen gözümüzde siliyorlar. Ötekini ise anlamsız bir şekilde hamile bıraktıktan sonra, sanki hamileliği ile alakalı tüm şüphe buymuş da şimdi ortaya çıkmış gibi göstererek bir kürtaj seansı ile bölümü noktalıyorlar.

Değdi mi şimdi?

Neyse, teknik anlamda umut vaat eden, oyunculukları ve diyalogları iyi, fikir anlamında orijinal, ancak işleniş bakımından yine vasatın altı bir bölümle karşı karşıyayız.

Puan
  • 7/10
    Yönetmenlik - 7/10
  • 8/10
    Sinematografi - 8/10
  • 8/10
    Diyaloglar - Monologlar - 8/10
  • 7.5/10
    Oyunculuklar - 7.5/10
  • 5/10
    Kurgu - 5/10
  • 5/10
    Senaryo - 5/10
  • 7.5/10
    Ses / Müzik - 7.5/10
6.9/10

Özet

+ Güzel atmosfer
+ Çok başarılı sinematografi
+ Güzel fikir
– Kötü kurgu
– Gereksiz twist
– Israrla aplikasyon denmesi.
– Ağır çekimlerin suyunun çıkması.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest