7YÜZ – 1.SEZON 2.BÖLÜM İNCELEME

BluTV’nin yeni dizisi 7Yüz, 22 Eylül’de yayınlanan ilk bölümü Büyük Günahlar ile öyle hızlı, kaliteli ve sarsıcı bir başlangıç yaptı ki; belki de diziden yalnızca orta halli beklentisi olan izleyenler bile bir sonraki bölümü izlemek için gün saymaya başladılar. Harika oyunculuklar, inanılmaz diyaloglar ve vurucu senaryosuyla kesinlikle bir hafta boyunca internet aleminin en çok ses getiren işlerinden biri olan 7Yüz, ikinci bölümüyle yeniden karşımıza çıktı. Prosedür isimli bölüm, her ne kadar yapımcı şirket dizi yayınlanmadan önce söylenen Black Mirror çakması yakıştırmalarını yalanlasa da, tam olarak Black Mirror çakması bir bölüm.

Rıdvan ve Banu çifti, birbirleriyle anlaşmayı başaramamış ve ilişkilerine sağlıklı bir nokta koyarak, arkadaş kalmayı tercih etmiş iki insan; iki iş arkadaşıdır. Rıdvan, Banu’dan ayrılışını kolayca hazmedebiliyor görünse de, dizinin giriş sahnelerinden ve ilk 15 dakikadan anlıyoruz ki, Banu bu ayrılığı hiç de atlatmış gözükmüyor. Evinde hala Rıdvan’la olan fotoğrafları, boynundaki hediye kolye, Rıdvan’ın başka kadınlarla olan ilişkilerine duyulan nefretle Banu, tam olarak takıntılı eski sevgili rolünde. Bir de buna arkadaş kalabilme zorunluluğu eklenince, ilk 15 dakikada kesinlikle psikopat bir eski sevgiliyi izleyeceğimizi düşünüyoruz ve beklentimiz yükseliyor. Çünkü dizinin adından da anlaşılabileceği gibi, takıntıları olan bir eski sevgilinin yüzleşme sahnesi bizi heyecanlandırıyor.

Ne oluyorsa da bu beklenti yaratıldıktan sonra oluyor. Prosedür adında, bilimsel altyapısı Vikipedi’den bakılmış 1-2 bilginin doktorlar tarafından söyletilmesinden oluşan, gökten inme bir fikir dizinin tüm kurgusunu ve inşa ettiği tüm beklentiyi bir anda yıkıyor. Rıdvan’ın, Banu’ya önerdiği bu eski sevgiliyi unutma bilimsel tedavisi, klişe bir şekilde Banu tarafından önce reddediliyor, ardından hiçbir ikna sahnesi izleyiciye yedirilmeden yalnızca ‘cool’ olduğu düşünülen üç dört cümlelik bir monologla, Banu’nun tedaviye ikna olduğuna inanmamız bekleniyor. Senaristler ve yönetmen, izleyiciyi belirli bir altyapıda oluşturdukları kurgunun içerisinde tutmayı hiç dert edinmemişler ve neredeyse tüm olayları ‘Yaptık, oldu, kabullenin ve izleyin’ kafasında işlemişler. Yani Banu neden tedaviyi reddetti, neden kabul etti? Bu sorular o kadar çabucak ve üstünkörü cevaplanmaya çalışılıyor ki izleyici olarak bu noktadan sonra bölüme dair tüm inancımı kaybediyorum.

Tedavi sonrası, işlerin ne yönde gideceğini tahmin ediyorsunuz ve aklınızın almayacağı (!) bir yöne ilerliyor kurgu. Aklınızın alamayacağı bir kurgu çünkü ne kadar düşünürseniz düşünün, en kötü seçeneği işlemiş olmaları sizi şok ediyor. Adeta üçüncü sınıf bir Hollywood romantik filmi gibi, karakterlerin rolleri değişiyor ve bir anda Rıdvan yeni Banu, Banu da yeni Rıdvan oluveriyor. Yani 30 dakika boyunca izlediğimiz şeyleri, bu sefer bir de Rıdvan’ın gözünden izlemeye başlıyoruz. Aynı olaylar, neredeyse ironik olsun diye yazıldığını düşündüğümüz aynı diyaloglar, aynı bakışlar, aynı ‘bir şey anlatmaya çalışıyormuş ama anlatamıyormuş’ boşluğundaki dertlenme sahneleri.. Kısacası 30 dakikalık bir senaryo yazdıktan sonra, ‘Abi böyle çok kısa oldu yaaa..,’ diyip rolleri değişip tekrar yazmışlar gibi. Bu noktada kendimi sorgulamaya başlıyorum.

Yani, bölüm inanılmaz derin de ben mi anlamadım? Göremediğim imgelemler mi var? Anlatılmak istenen çok katmanlı bir olay örgüsü mü var? Oyunculuk anlamında dehşet sahneler mi izliyoruz yoksa sinematografi mi çok güzel? Hayır, hiçbiri değil. Diyaloglar, ‘Seni seviyorum ama sana aşık değilim anlasana ya!,’ sığlığında, görüntüler klasik Sinema ve Televizyon öğrencisi staj projesi kalitesinde ve oyunculuklar da oyunculardan beklenmeyecek düzeyde sade ve yavan. (İlk 15 dakikadaki psikopat zannettiğimiz Banu oyunculuğu hariç)

Bölüm bitince soruyoruz: Ee, ne anlatmak istedi şimdi bu bölüm? Kıskançlığı mı işledi? Hayır, neredeyse ‘Kıskandım,’dan öteye gitmeyen bir kıskançlık alt metni var. İkili ilişkileri ve ayrılığı mı işledi? Hayır, ikilinin ayrılığı sonrası yaşananları izliyoruz zaten. Arkadaş kalma sorununu mu inceledi? Olabilir, ama bize anlatmak istediği şey ne? Ayrılan çiftler arkadaş kalamaz demeye mi çalıştılar? Finaldeki hiçbir manası olmayan ve 53 dakikalık kurguya hiçbir şekilde hizmet etmeyen vazgeçiş neden? Karakterlerin hiçbir derinliğinin ve de olay örgüsünün hiçbir alt metin içermeyişinin bu kadar bariz bir şekilde görülmesi, Prosedür bölümünü oldukça, ama oldukça vasat bir deneme projesi yapıyor.

Hadi, senaristler soramamış. Bari biz izleyici olarak soralım da en azından bölüme bir derinlik, bir olay örgüsü, bir hikaye katmanı katalım.

‘Unutmak mı iyidir, yoksa yaşanılanların üzerine gitmek mi? Acılardan kaçmak acıların yok olacağı anlamına mı gelir? Hayatımızdaki zorluklardan kolayca kaçıvermek ne kadar etik olur?’

Sanırım bunları anlatmaya çalıştılar, uzun, bomboş sahnelerde…

İlk bölümünün yarattığı beklentinin altında resmen ‘ezilen’ 7Yüz, umarım hatasını telafi eder ve kalan 5 bölümünde bizleri yeniden kendisine hayran bıraktıracak kaliteye geri döner. Çok, çok ama çok kötü, ne anlattığı belli olmayan, ne anlatmaya çalıştıklarını senartistlerin kendilerinin de anlamadığı, bomboş, saçma sapan bir Black Mirror saçması bölüm.

 

Puan
  • 6/10
    Yönetmenlik - 6/10
  • 4/10
    Senaryo - 4/10
  • 5/10
    Kurgu - 5/10
  • 6.5/10
    Oyunculuklar - 6.5/10
  • 6/10
    Sinematografi - 6/10
5.5/10

Özet

– Kötü oyunculuk
– Kötü senaryo
– Hiçbir yere varmayan hikaye örgüsü
– Boş sahneler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest