BABY DRIVER- İNCELEME

Baby Driver, uzun zamandır birçok yerden duyduğum bir film. Açıkçası izlemeyi düşünmüyordum. Nedeni de daha önce siteye de incelemesini yazdığım Drive filminin bariz bir kopyası olduğunu düşünmemdi. Benzer yanları var, doğru; ama tarz, derinlik, oyunculuk anlamında kesinlikle uzaktan yakından alakaları yok diyebilirim. Sebebi de Refn’in Drive’yi oldukça katmanlı, ağır ve sert bir film olarak çekmesi; bize yönetmenlik nasıl olur, romantik film nasıl çekilir, ‘hep birbirlerini gördükleri halde tanıştıktan kısa bir süre sonra birbirine aşık olan iki kişi nasıl ekrana yansıtılır’ dersi vermesi. Drive’nin müziklerini de her zaman tek geçerim fakat Baby Driver da müzik konusunda kendi yürüdüğü çizgide başarılıydı.

Filmin konusuna kısaca bakmak ve daha sonra teknik anlamda biraz incelemek istiyorum. Bu sefer daha farklı tarzda bir yazı yazacağım.

Evet, başrolümüzün ismi Baby (elbette takma isim; fakat gerçekten Baby olsa daha güzel olabilirdi). Kavgalı aile ortamında büyüyen, daha sonra ailesini bir kazada kaybeden ve bu kazadan kendi de kulak çınlaması hastalığı kazanan Baby (kulağındaki çınlamayı durdurmak için sürekli müzik dinleyişi de Baby’yi değişik yapan bir başka olay); inanılmaz yetenekli bir şekilde araba sürüyor, araba çalıyor. Çaldığı arabalardan birinin sahibi olan Doc lakaplı bir adam tarafından yakalanılıp tehdit edilince de arabanın içindekilerin karşılığını ödemek için Doc’un soygunlarında araba sürüyor. İşe bakın ki üstüne bir de para kazanıyor ve bu parayı üvey babasıyla yaşadığı evde biriktiriyor. Üvey babası da tamamen sağır bir adam.

İşler her klişe filmde olduğu gibi Baby’nin bir kıza aşık olmasıyla karışmaya başlıyor ve Doc, Baby’den son bir iş istiyor.

Evet, şimdi gelelim inceleme kısmına.

+

+

Konu tarz ve içerik bakımından filmimizin taşıdığı üç ana olay işte burada. Baby Driver kesinlikle ama kesinlikle bir sanat filmi değil. Yönetmenin asla öyle bir amacı olmamış. Bu yüzden de ilerlediği çizgide değerlendireceğim.

Konusu aynen yazdığım gibi, derinliği olmayan sıradan bir konu. Zaten artık filmlerden ya da kitaplardan benim beklediğim şey, ilginç konunun yanısıra daha çok bu konuyu işleyiş biçimi (Suç ve Ceza’yı düşünün). Burada da konuyla beraber işin içine biraz oyunculuk giriyor.

Drive’nin konusu da oldukça basit sıradan bir konuydu. Onda da hiç konuşmayan ve aşık olup başını derde sokan bir sürücümüz vardı. Fakat bu aşk öyle derin anlatılıyordu ki; izlerken size asla ‘şimdi bu adam hayatına yeni giren bir kadın için bunları yapar mı?’ demiyordunuz. Ama bu filmde ben bunu çok sordum. Tamam birbirlerinden hoşlanan bir çift var, fakat gerçekten lise yıllarında değiller ve bu bir yaz aşkı da değil. Daha derin ya da daha uzun geçmişli bir aşk olabilirdi. Çocukluk aşkı vs gibi ya da diyaloglar yoğun olabilirdi (anlamsal yoğunluğu kastediyorum). Baby’nin ve Debbie’nin hayali ‘uzaklara seyahat edip araba ve müzikle baş başa olmak’tan öte bir şey olabilirdi mesela. Zaten bu tip filmlerde garip takılan, kendi halinde bir kişiyi etkilemek kolaydır. İçinde müzik, uzay, ay, yol geçen beş cümle, bu cümleyi kuran karakterin bir süre uzaklara bakıp ardından gülümsemesi ve mutlaka ama mutlaka karakterlerden en az birinin ailesiyle sorun yaşıyor olması bu tip elemanların etkilenmesi için yeterlidir. Karşı tarafın sorunlarına kendini adar, kendi sorunlarını anlatırken de hemen karşıdakinin kendini en iyi anlayan kişi olduğunu düşünür. Bir de maalesef neredeyse bütün filmlerde başroldeki kadın ve erkek çok güzeldir ve bu bile aşık olmak için yeterli bir sebeptir. Taraflar daima içsel güzellikten önce dış kısımla ilgilenir. ‘Beauty is not everything, it is the only thing.’ Savını doğrular nitelikte. Zaten Baby’nin de kendini topladıktan sonra Debbie’ye söylediği ilk cümle ‘o kadar güzelsin ki..’ oluyor. (bu cümle de televizyonda kanalları değiştirirken denk geldiği bir filmden alıntı, yazının devamında onu da anlatacağım.)

Drive örneğini vermemin bir sebebi de filmdeki espiri-klişeyi şakaya vurma ve dalga geçme havaları. Drive’deki asansörü ve sürücünün ceketini bilirsiniz. Burada da sonu cinnetli asansör sahneleri ve soyguna gitmeden önce ‘ceketini’ giyen bir kahramanımız var. Filmin tarzı açısından esinlenildiğini düşünmek saçma. Daha çok Scary Movie ya da Kingsman tarzı bir hava var. Kingsman de klasik ajan filmleriyle çoğu yerinden dalga geçen efsane bir filmdi bana kalırsa. Fakat Kingsman’deki dalga havası, Baby Driver’dan daha fazla seziliyordu. İkisi de dalga geçme işinde başarılı. Ama Baby Driver’da arada kaldığımız sahne çok. (Örneğin kızın her aksiyon filminde olduğu gibi elbiseyle kaçması ya da sondaki ‘bırakın onu’ dediği sahne gerçekten dalga amaçlı mıydı acaba?) Bu aşamada biraz daha belirginlik katılabilirdi diye düşünüyorum.

Burada filmdeki soygun ekiplerinden bazılarından iki kare var. İlk karede oldukça sinir bozucu hareketlerle Doc’un nefretini kazanan adam ‘beni bir daha görmezseniz..muhtemelen ölmüş olurum’ diye şaka yapıyor ve onu bir daha görmüyoruz. İkinci karedeki dövmeli eleman da işleri berbat ettiği için yine Doc tarafından uğurlanıyor. Filmde buna benzer daha birçok detay var. Başlangıçtaki soygun sahnesinden hemen sonra gelen sahnede, Baby kahve almaya giderken şarkı dinliyor ve bu şarkının sözlerini geçtiği yollarda duvar yazısı, duvar kağıdı gibi değişik formatlarda görüyoruz.

Jon Hamm’in canlandırdığı Buddy karakteri için sevgilisi Darling’in ‘Buddy’nin gözünü kan(kırmızı) bürüdüğünde, sen yalnızca karanlığı görebilirsin’ sözlerinin üzerine, intikam almaya çalışma sahnelerinde Buddy’nin gözüne gelen kırmızı ışık detayı da güzel.

Bir de Baby’nin evinde izlenen televizyon var. Yönetmen hiçbir şeyi boş geçmek istemediği ve televizyon sahnelerine çokça yer verdiği için daha dikkatli izleyip geriye sardığınızda; Baby’nin günlük konuşmalarından bazılarını televizyondaki programlardan aldığını fark ediyoruz. Mesela Monster’s Inc., The Little Rascals gibi. Televizyonda geçtiği kanallarda arada bir tane de müzik videosu geliyor. Onun da yönetmenin yönettiği bir müzik klibi olduğunu ve ondan esinlenerek bu filmi yaptığını da belirteyim.

Filmde birkaç tane de foreshadowing tekniği var. Yani yönetmen sübliminal mesaj olarak verdiği bir olayı, filmin sonunda öyle ya da böyle bir şekilde karşımıza çıkarıyor. Mesela Baby’nin oynarken masadan düşürdüğü oyuncak araba, Buddy’yi binadan ittiği arabayı temsil ediyor diyebiliriz. Posta ofisindeki kadının yağmur-gökkuşağı konulu cümlesinden sonra, soygun sırasında yağmur yağması ve filmin sonundaki mutlu sahnede beliren gökkuşağı da foreshadowing. Bir başka sahne de Buddy, Baby’ye ‘Doc bir daha ararsa sakın açma’ diye şaka yaptıktan sonra, Doc’un ilk arayışında Baby’nin telefonu gerçekten açamayışı.

Evet, Baby gerçekten müzik düşkünü. İnanılmaz seviyor, zevki de iyi. Her sahnede gözümüze sokulmasına gerek yoktu bence. Polisten kaçarken müzik çalarını almaya çalışması, kendisine alınan ilk müzik çalara sürekli bakması, çocukken bile müzik bağımlısı olduğunu gösteren hayaller biraz bunaltıcıydı.

Müziklere gelirsek, Dogma 95’i bilirsiniz. Oradaki müzik kuralını da bilirsiniz: Sahne içinde üretiliyor olmadığı sürece müzik kullanılmamalıdır. Burada kastedilen şey; radyo, televizyon ya da filmin içindeki canlı bir konser. Baby Driver’daki müzikler Dogma’ya tam giriyor mu orası tartışılır ama genel olarak biz de hemen hemen hep Baby’nin dinlediği şarkıları onunla aynı anda dinledik ve o dinlemeyi bırakınca biz de bırakmış olduk.

Filmdeki kilit nokta müzik olarak ayarlanmış ve bence bu konuda oldukça başarılı ilerlenmiş. Rahatsız etmeyen, kaliteli müzikler dinledik. Simon&Garfunkel’in Baby Driver şarkısı da-bana kalırsa filme adını veren şarkı- bunlara dahil. Hatta, Baby kendi lakabını da bu şarkıdan almış olabilir. Baby’nin sürekli müzikçalar kullanışı da kendine özgü halini gösteriyordu. Normalde yeniliğe karşı olan insanlar bana tuhaf gelir ama kendim de müzikçalar kullandığım için bu detay bana güzel geldi.

Oyuncular başarılıydı. Karakterlerde dalga geçme amaçlı ya da belki de gerçekten klişe olabilir fakat iyi oynadıkları bir gerçek. Doc karakterini fazla sevmedim fakat Ansel Elgort Baby rolüne oldukça iyi uymuş. Dediğim gibi, karakterlerin gerçekten dalga geçip geçmediklerini anlamak bazen zordu ama sonuçta tüm oyuncular kendilerine yazılan karakterleri gayet başarılı canlandırmışlar. Yalnızca Jamie Foxx’un kurduğu hayat dersi verme amaçlı uzun cümlelerin içi o kadar boştu ki; bir an önce sussun istedim. Gerçekten bir duygu hissedebildiğim an da Baby’nin Joe’yi huzur evine bıraktığı an diyebilirim.

Yönetmenlik başarılı. Tek kamera çekişleri araba kovalamaca sahnelerinde iyi kurtarılmış. Edgar Wright, arabanın içindeymişiz gibi hissettirmesi ve hiç efekt kullanılmamasıyla da oldukça umut vadeden yönetmenlerden biri olabilir. İlerleyen filmlerinde tarzının daha iyi oturacağından eminim. Şu an içinse kendine özgü belirgin bir tarzı yok.

Filmin sonunun biraz zorlama olduğunu düşünüyorum daha değişik olabilirdi. Ekipteki herkes zaten birbirine düşmandı fakat Baby’nin kasetleri yüzünden aniden patlak veren kavgalar da aceleye gelmiş gibiydi. Doc’un son işten sonra yeniden tehditle Baby’yi işe çağırmasını sevmedim. Gerçekten, mafyalığın da bir adabı olmalı diye düşünüyorum. Bitti denmişse bitmeliydi. Son iş postane işi olsa daha güzel olabilirdi. Sevmediğim bir diğer şey de bipolar gibi davranan Doc karakteri ve onun Baby’ye dostça davranıp hemen ardından düşmanca davranması ve sonra yine dostça davranması. Kevin Spacey’nin oynadığı Doc karakteri bana kalırsa filmdeki en amatör karakterdi.

Sonuç olarak Baby Driver’ı beğendim. Beğenme nedenim de insanların ‘mükemmel, muhteşem’ olarak belirttiği fikirlerini hiç önemsemeyip normal aksiyon filmi beklentisiyle izlemem. Eğer La La Land gibi büyük beklentilerle izleseydim bu kadar bile beğeneceğimi düşünmüyorum.

  • 7/10
    Yönetmenlik - 7/10
  • 6/10
    Sinematografi - 6/10
  • 7/10
    Oyunculuklar - 7/10
  • 6/10
    Kurgu - 6/10
  • 6/10
    Senaryo - 6/10
  • 7/10
    Kostüm-Dekor - 7/10
  • 8/10
    Müzikler - 8/10
6.7/10

Özet

+Kaliteli yönetmenlik
+Kaliteli müzikler
+Kaliteli oyunculuklar
-Yetersiz senaryo
-Yetersiz kurgu
-Yer yer dalga geçilip geçilmediğinin anlaşılamamsı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest