ÇALINMIŞ HAYATLAR – 1.SEZON 1.BÖLÜM İNCELEME

2015 Şubat’ında, akıllara durgunluk veren, dehşetli, iğrenç ve kan donduran bir cinayet yaşandı. Sapık, ruh hastası bir minibüs şoförü tarafından canice katledilen 20 yaşındaki Psikoloji bölümü öğrencisi Özgecan Aslan, yüreklerimize ateş düşürdü. 2015 Şubat’ından beri, Özgecan Aslan, tüm Türkiye’nin kalbinde bir idole, bir sembole dönüştü. Kadına şiddette, toplumdaki şiddet bilincine karşı eylemlerde, kadın haklarında ve özgürlüklerinde Özgecan bir lider haline geldi. Yurt çapında eylemler, dünya çapında ses getirdi; Özgecan Aslan tarihte asla unutulmayacak sonsuz değere sahip bir insan olarak akıllarımızda yer etti.

BluTV, Türkiye’de vahşice, iğrenç bir zihniyetle işlenen kadın cinayetlerini anlatmak gibi cesur bir projeyle karşımıza çıkıyor. Çalınmış Hayatlar adı verilen belgesel antoloji dizisi, her bölümünde, Türkiye’de yaşanan bu iğrenç cinayetlerden birini anlatıyor. Dizinin ilk bölümü de, ne yazık ki, Özgecan Aslan hakkında oluyor. – Bu cinayetler yaşanmamış olsaydı da, keşke bu dizi hiç çekilmiyor olabilseydi.

Dizinin anlatıcısı, aynı zamanda dizinin proje tasarımcısı olan Gökçen Özdemir. Yapımcılığını ise Gökhan Aksoy yapıyor.

Bölüm, Özgecan’ın katledileceği minibüse binmesiyle başlıyor. Özgecan, kapısı ağır ağır açılan boş minibüse adımını atıyor ve dizi ilk anda bizi vahşetin ortasında bırakıyor. Kesik kesik sekanslardan oluşan açılış sahnesinin ardından, olayın yaşandığı sabaha, Özgecan’ın ablasıyla paylaştığı odaya gidiyoruz. Klasik müziğe özel bir ilgisinin olduğunu öğrendiğimiz Özgecan, ablasını klasik müzikle uyandırmayı tercih ediyor ve şiiri sevdiğini de ablasına yazmış olduğu şiirle görüyoruz. Dizi, kısa süresine rağmen Özgecan’ı bizlere anlatmak, onun nasıl bir insan olduğunu aktarabilmek için böyle ufak detayları sürekli ‘gözümüze sokuyor’. Ancak, bu kesinlikle bizi rahatsız eden unsur değil, dizide bizi rahatsız eden unsur; inanılmaz yapay oyunculuklar.

Oyunculuk anlamında kesinlikle bekleneni yerine getiremeyen yapım, zaman zaman bu kan donduran olayın ciddiyetini oyunculukların yapaylığında kaybetme tehlikesiyle bizleri karşı karşıya getiriyor. Ancak, oyunculukların kötü olduğunun farkına yapım ekibi de varmış olacak ki, dizi ne zaman oyunculuk olarak tökezlemeye başlasa, bizleri gerçek hayatın içine sokuyor: Gökçen Özdemir’in karşısında, Özgecan’ın anne ve babasını görüyoruz. Ve her şeyin ne kadar gerçek olduğu, aklımıza kazınıyor. İstersek bir çizgi film dahi izleyelim, Özgecan’ın ailesini gördüğümüz anda izlediğimiz her şeyi unutuyor ve 11 Şubat 2015’te kendimizi yeniden buluyoruz.

Özgecan’ın hayatına ve o gece yaşananlara dair ufak anılarını bizlere aktaran aile, diziye kesinlikle apayrı bir hava katıyor, katmaması da imkan dahilinde değil zaten. Onların anlatımını dinledikten sonra, zaman zaman gerçek görüntüler eşliğinde, zaman zamansa kurgusal dünyanın içerisinde Özgecan’a biz izleyiciler de veda ediyor. Sabahında onun psikolog olma hayallerini dinliyoruz, mantıyı çok sevdiğini biliyoruz, Harput köfteye bayıldığını görüyoruz…

Ancak, Özgecan’ın ailesinin de dediği gibi, kader ağlarını örüyor. Özgecan’ın telefonu bozuluyor, öğretmeni derse gelmiyor, arkadaşıyla alışveriş merkezine gidiyorlar, kulaklığını mağazada unuttuğu için geri dönüyorlar, hep önce Özgecan minibüse bindiği halde bu sefer arkadaşı önce biniyor… Ve Özgecan, insan bile denemeyecek ruh hastası bir psikopat ile başbaşa kalmak zorunda kalıyor…

Ardından, hepimizin bildiği gibi…

Dizi, kötü oyunculukları ve zaman zaman çok amatör duran montaj/kurgu hatalarını, anlattığı hikayenin gerçekliğinde, Özgecan’ın yaşadıklarında unutturuyor. Diziye dair oyunculuk anlamında tatmin duygusu katan Jandarma komutanı, bizleri o gecenin içerisinde bir dedektiflik hikayesine sokup geriyor.

Dizinin ara ara bizlere izlettiği gerçek kamera görüntüleri, cenazeden kesitler, mobese görüntüleri kesinlikle diziye çarpıcı bir hava katıyor ve kesinlikle amatörlüğünün etkisini hatrı sayılır ölçüde azaltıyor. Zaten insanı her haliyle dehşete düşürecek, iğrenç olayı izlediğimizde; duyduğumuzda bile tüylerimiz diken diken oluyorken, bir de buna şahit oluyor hissi bizleri kesinlikle çaresiz bırakıyor ve kanımızı donduruyor.

Adaletin hiçbir zaman yerini bulmayacağı, insanlık dışı bu olaya şahitlik ederken, geride kalanların dramları bizlerin yüreklerini dağlarken, Türkiye gerçeklerini de bir bir görüyoruz. Bürokrasinin ne kadar ağır işlediğini görüyoruz, adaletin hiçbir zaman yerini bulmadığını görüyoruz, Özgecan Yasası’nın meclisimizde reddedildiğini hatırlıyor ve nefretle doluyoruz…

Bunların bir sonu gelsin istiyoruz ancak, biliyoruz ki Çalınmış Hayatlar yeni bölümleriyle bizleri mahvetmeye devam edecek.

Kim bilir? Belki Özgecan haksızdır ve Özgecan’ın annesi Songül Hanım haklıdır, her zaman kötüler kazanmaz; bir gün iyilik kazanacaktır…

O zamana kadar, lanet etmeye devam edeceğiz. Ve Özgecan’ın ablasının dediği gibi, iyilik öğreteceğiz, güzellik öğreteceğiz. İnsanlık öğreteceğiz.

 

 

Puan
  • 6/10
    Yönetmenlik - 6/10
  • 6/10
    Kurgu - 6/10
  • 5/10
    Oyunculuk - 5/10
  • 7/10
    Sinematografi - 7/10
  • 10/10
    Özgecan Aslan'ın Anısı - 10/10
6.8/10

Özet

– Çalınmış Hayatlar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest