Audrey’in Seyir Listesi’nden En İyi 10 Film #seyirlisteleri

Filmleri alfabetik sıraya göre yazdım.

DRIVE (SÜRÜCÜ), 2011 / Aksiyon-Dram, 95 dakika

Nicholas Winding Refn

 

Drive konu olarak hiç de ilginizi çekmeyecek, oldukça sıradan bir temaya sahip bir film. Araba sürmek konusundaki inanılmaz yeteneklerini film dublörlüğü ve suç alanında kullanan bir sürücünün hikayesi. Film boyunca sürücünün adını hiç duymazsınız hatta gerçek yüzünü bile bize çok az gösterir. Hiç kimseyle arkadaş olmaz kimseyle konuşmaz. Yalnızca bir kez yanlış kişiye aşık olur ve asıl film de bundan sonra başlar.

Başrollerinde Ryan Gosling, Carey Mulligan, Bryan Cranston ve Oscar Isaac’ın yer aldığı film, aynı zamanda 64. Cannes Film Festivali’nde yönetmeni Nicholas Winding Refn’e En İyi Yönetmen Ödülü kazandırmıştı.

Drive filminin sitemizdeki incelemesini buradan okuyabilirsiniz.

DOGVILLE, 2003 / Suç-Dram, 180 dakika

Lars von Trier

1930’ ların Amerika’sında, peşindeki silahlı adamlardan kaçan genç ve güzel bir kadın olan Grace’nin, Dogville adlı kasabaya sığınmasını ve başta iyi niyetli görünseler de daha sonradan gerçek yüzlerini gördüğümüz kasaba halkıyla yaşadığı sorunları anlatan filmin başrolleri Nicole Kidman, Paul Bettany, John Hurt, Stellan Skarsgard ve Jeremy Davies’e ait.

Dogville; hayatı, insanları, hayvanları, yalanı, havayı, suyu kısacası her şeyi size yeniden öğretecek bir film. İzlediyseniz -zaten ne kadar harika olduğunu bilirsiniz- tekrar izleyin, izlemediyseniz de en az 2 kez izleyin. Bakalım siz hiç Dogville’de yaşamış mısınız?

Dogville filminin sitemizdeki incelemesini buradan okuyabilirsiniz.

THE GODFATHER(BABA), 1972 / Suç-Dram, 180 dakika

Francis Ford Coppola

Mario Puzo’nun kült eserinden uyarlanan; başrolleri Marlon Brando, Al Pacino, James Caan, Diane Keaton ve Robert Duvall’a ait, The Godfather üçlemesinin ilk filmi. Askerden döndükten sonra babasıyla barışan Michael Corleone’nin, babaları Vito Corleone’ye düzenlenen suikast girişimi sonrası abisi Santino ile beraber babalarının koltuğuna geçmelerini ve Don Vito’nun da yardımlarıyla Corleone Ailesi olarak eskiyen kuralları bir bir değiştirip kendi yeni kurallarını koymalarını anlatan yapım; En İyi Film, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu dallarında Oscar ve daha birçok ödüle sahip. Kurgusu, diyalogları, mesajları ve oyunculukları mükemmel olan filmin müzikleri bile onu bir başyapıt haline getiren unsurlar arasında. Marlon Brando ve Al Pacino ise bana kalırsa bu filmle isimlerini sinema tarihinin zirvesine yazdıran isimlerden.

GONE WITH THE WIND(RÜZGAR GİBİ GEÇTİ), 1939 / Romantik-Dram, 160 dakika

Victor Fleming

Vivien Leigh’in Scarlett O’Hara, Clark Gable’nin Rhett Butler, Leslie Howard’ın Ashley Wilkes karakterini canlandırdığı film; aşık olduğunu sandığı adam bir başkasıyla evlenen, kendi gerçek aşkını ise çok sonra fark eden, savaş sonrası zenginlikten fakirliğe düsen ama buna rağmen pes etmeyip eski günlerine dönen bir kadının öyküsü. Süresi başta sizi korkutsa da çekildiği tarihe göre yönetmenlik harikası olan film En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve En İyi Film dahil olmak üzere 10 Oscar ve daha birçok ödüle sahip.

IL BRUTTO, IL BUONO, IL CATTIVO(İYİ, KÖTÜ VE ÇİRKİN), 1966 / Aksiyon, Macera-Western, 186 dakika

Sergio Leone

Dolar Üçlemesi’nin son halkası olan filmde, gizli bir hazinenin haberini alan dostlarımızın kendi yöntemleriyle onun peşine düşmelerini ve bunun sonucunda başlarına gelen olayları izlerken bir yandan da Amerikan İç Savaşı’na tanıklık ediyoruz. Kariyer basamaklarını bu filmle beraber hızla tırmanmaya başlayan Clint Eastwod’a bu filmde Eli Wallach ve daha önceki filmden Lee van Cleef eşlik ediyor. Clint Eastwood’un çok karizmatik olduğu kesin; fakat film sırf Eli Wallach’ın canlandırdığı Tuco(Çirkin) karakteri için bile izlenir.

KIŞ UYKUSU, 2014 / Dram, 196 dakika

Nuri Bilge Ceylan

2014 Cannes Film Festivali’nde Nuri Bilge Ceylan’a Altın Palmiyeyi kazanan film, emekli olan eski oyuncu Aydın’ın, ailesiyle ve çevresiyle olan ilişkisini, sorunlarını anlatıyor. Aldığı tüm ödülleri sonuna kadar hak eden, size kendinizi ve hayatınızı sorgulatan filmin başrollerinde ise Haluk Bilginer, Melisa Sözen, Demet Akbağ, Nejat İşler ve Ayberk Pekcan var.

PERSONA, 1967 / Dram, 83 dakika

Ingmar Bergman

Persona; bugüne kadar onlarca yönetmene ilham kaynağı olmuş, hepsini derinden etkilemiş olan ‘yönetmenlerin yönetmeni’ olarak tabir edebileceğimiz Ingmar Bergman’ın, başrolleri Bibi Andersson ve eski karısı Liv Ullmann’a ait olan dram filmi. Dram filmi deyip geçmek ne kadar doğru bilmiyorum. Bana kalırsa, bu herhangi bir kategoriye sokulabilecek filmlerden biri değil.

Güzeller güzeli tiyatro oyuncusu Elisabeth Vogler’in bir gün sahnede aniden susmasının ardından; onunla ilgilenmesi için yollanan hemşire Alma’yla olan ilişkisi, kendisine hiç cevap vermeyen birine bile umutsuzca bağlanabilecek Alma’nın hayatı, Elisabeth’in suskunluğunun altında yatan sebepler kesinlikle hayatınızı değiştirecek türden. Filmi izledikten sonra en az 10 dakika oturup düşünmeniz ve silkelenip kendinize gelmeniz gerek. Çünkü o kadar gerçek ki, bu gerçeklik bir süre sonra sizi korkutmaya başlayabilir.

Ingmar Bergman; David Lynch, Stanley Kubrick, Andrey Tarkovski, Woody Allen gibi yönetmenlerin filmlerinde ondan bolca etkilendikleri ve ona olan hayranlıklarını dile getirdikleri belki de tek yönetmendir. Her filmini izleyin, izlettirin.

THERE WILL BE BLOOD(KAN DÖKÜLECEK), 2007 / Dram, 158 dakika

Paul Thomas Anderson

Din ve kapitalizmin kıyasıya mücadele ettiği, abartılan her şeyin yalnızlığa mahkum olduğu gerçeğini tüm çıplaklığıyla yüzümüze vuran film, ünlü yönetmen Paul Thomas Anderson’un imzasını taşıyor. Filmde hırslı bir petrolcüyü canlandıran Daniel Day-Lewis, bu filmde göklere çıkmış. Ama onunla birlikte göklere çıkan biri daha var: Paul Dano. İkili öyle muhteşem ki; onların yerine asla başkalarını koyamazsınız. Kapitalizm ve din çatışmasında, belki de dünya üzerindeki en iyi film olan There Will Be Blood, aynı zamanda Daniel Day-Lewis’e de ikinci Oscar’ını kazandırmıştı.

‘Drenaj! Drenaj, Eli, evlat. Drenaj kurutuldu. Çok üzgünüm. Burada, bir milkshake var senin milkshake’in ve bir de benim milksaheke’im var ve bir de pipet var. Bir pipet, anlıyor musun? Onu izle. Şimdi, pipetim odanın karşısına ulaştı ve milkshake’ini içmeye başladı. Ben … senin milkshake’ini içtim!’

There Will Be Blood filminin sitemizdeki incelemesini buradan okuyabilirsiniz.

V FOR VENDETTA, 2005 / Aksiyon-Gerilim, 133 dakika

James McTeigue

Alan Moore ismini belki duymuşsunuzdur. Çizgi roman dünyasının en kendine özgü isimlerinden biri olan Moore’un 1989 yılında yazdığı ünlü serisi V for Vendetta; başından geçen olaylar sonucunda bizlere adeta ‘Anarşi nedir, anarşist kimdir?’ sorusunun cevabını veren V adlı anti-kahramanın yıkıcı eylemlerine başlayarak baskıcı topluma karşı gelmesi ve bu esnada bir genç kadına aşık olmasını konu alır. Filmde, çizgi romandan çok daha farklı ve daha ‘yumuşak, duygusal’ bir karakter olarak betimlenen V ve filmin genel anlamdaki farklılığı sebebiyle, Alan Moore senaryoyu okuduktan sonra ‘Bu benim eserim değil. Benim eserim bir film değil, çizgi romandır.’ diyerek filmin hiçbir aşamasında yer almamıştır.

V rolünde Hugo Weaving’i, Evey rolünde Natalie Portman’ı izlediğimiz filmin uyarlaması ise çok tanıdıkm isimler olan Watchowski kardeşlere ait. Çizgi romana tamamen bağlı kalınmamış olsa da kendi içinde baktığımızda bir film olarak vermek istediği duyguları verebilmeyi az çok başaran yapımın yönetmenliği ise Matrix serisinde yardımcı yönetmen olarak adını duyuran James McTeigue’ye ait. Natalie Portman’ın, Evey’yi canlandırmaktan çok yaşaması da filmdeki en güzel unsurlardan biridir.

VICTORIA, 2015 / Suç, Aksiyon-Dram, 140 dakika

Sebastian Schipper

Alman bağımsız yönetmen Sebastian Schipper’in bu güzide yapımı Victoria bizleri filme adını veren Victoria karakterinin İspanya’dan Berlin’e yaşamak için gelmesinin ardından, bir barda çalışırken tanıştığı birkaç Alman genciyle yaşadığı unutulmaz geceyi, daha doğrusu saatleri anlatıyor. Film, gerçek zamanlı bir şekilde çekilmiş olmasıyla daha izlemeden bizleri heyecanlandırıyor. Şöyle ki, film boyunca tek bir sekans izliyoruz, Birdman filmi gibi birçok örneğine de tanık olduğumuz gibi, ve de film tam olarak süresi kadarlık bir zamanı anlatıyor. Yani 2.5 saatlik bir filmde, Victoria’nın geçirdiği 2.5 saati izliyoruz.

Victoria filminin sitemizdeki incelemesini buradan okuyabilirsiniz.

 

Bonus

-Time of the Gypsies/Emir Kusturica

-The Wind Rises/Hayao Miyazaki

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest