SEN AYDINLATIRSIN GECEYİ – İNCELEME #antika

Ferdi Tayfur mu? Orhan Gencebay mı?

Onur Ünlü, gerek çektiği filmlerle, gerek demeçleriyle, gerekse de yarattığı karakterlerle her zaman Türk sineması için önemli figürlerden birisi haline geldi. Maço ruhu, arabesk sevdası ve de hayata hüzünlü bakışıyla kendine has bir anlatım tarzı yaratmayı başaran nadir yönetmenlerden birisi.

Maddi imkansızlıkları her zaman fırsat haline çevirmeyi çok iyi başaran Onur Ünlü, belki de çektiği her filminde maddi yetersizliklerden dolayı absürtlüğe sıkça başvurmuştur. Absürtlük, Onur Ünlü sinemasının en nadide taşlarından biridir; çoğu filmini bu terim üzerine inşa etmekten çekinmez. Ancak öyledir ki, bunu çok iyi başarır. Teknik anlamda oldukça ucuz olan filmlerini (sıradan tek bir ucuz kamera, ışık bile olmadan) bu kadar başarıya ulaştıran şey de bu olsa gerek. Onur Ünlü, anlatmak istediğini izleyiciye aktarabilmek için hayal dünyasının sınırlarını zorlamayı seven birisi. Yani Onur Ünlü, Ferdi Tayfur sever. – Filmdeki ana karakterimiz Cemal’in dediği gibi…

İşte Sen Aydınlatırsın Geceyi filmi de, Onur Ünlü sinemasına ait her unsuru bir arada tutan bir film. Onur Ünlü, sırasıyla her filminde oldukça güzel kurtardığı her unsuru fark etmiş ve onların hepsini harmanlayıp ortaya bir şaheser çıkarmaya niyetlenmiş gibi. Polis filminin arabesk havası, Güneşin Oğlu filminin fantastik dünyası, Beş Şehir’in hüznü, Leyla ile Mecnun’un samimiyeti ve absürt havası… Hepsi Sen Aydınlatırsın Geceyi için bir araya getirilmiş ve ortaya gerçekten de bir sinema şaheseri çıkmış.

Film, küçük bir Anadolu şehrinde, olağanüstü olaylarla dolu küçük bir kasabada geçiyor. Öyle bir kasaba ki, iki tane güneşi vardır, devleri ve uçan insanları vardır, zamanı durdurmayı başarabilen karakterlere sahiptir. İşte bu kasabada, elinde doğallığından başka hiçbir şeyi olmayan (bir de…duvarların arkasını görebilen)  Cemal karakteri, aşkı, hüznü, dertleri ve kederleriyle bizleri ekran başında hayranlık içerisinde bırakacaktır.

Ah Muhsin Ünlü, bu sefer arabeski başarıyor

Onur Ünlü, filmi siyah beyaz çekmeye karar vererek aslında filmin ne kadar da hüzünlü, melankolik bir hikayesi olduğunu daha izleyiciye ilk andan söylüyor. Cemal’in Yasemin ile olan absürt, trajikomik ama bir o kadar da hüzünlü aşkı bir yana, filmde yer alan her küçük hikaye ve yan karakterin bir anlam ve derinlik ifade ediyor oluşu filmi bir bütün olarak incelediğimizde oldukça doyurucu kılıyor.

Filmin yarattığı karakterlerin her biri o kadar derin ki, filmi ayrı ayrı inceleyecek olsak her karakterin kendi hikayesi başlı başına bir film olmaya yetecek kadar malzeme içeriyor. Yasemin’in patronunun Yasemin ile olan hikayesi, Doktor’un ruhsal bunalımı, Cemal’in hayata karşı saf ve yer yer şüpheci duruşu, Defne karakterinin platonik tavırları, Cemal’in ve Cemal’in babasının unutmak istediği acıklı geçmişleri… Hepsi ayrı ayrı, filmin melankolik havasını daha da derinleştiriyor ve film aslında o kadar hüzünlü bir hal alıyor ki, komedi unsurları filmi tam olarak bir kara mizaha çeviriyor.

Karakterlerin derinliği, diyalogların derinliği ile birleşiyor. Onur Ünlü, arabesk ögeleri filmin içerisinde inanılmaz başarılı eritiyor ve filmografisinde ilk defa arabeskleşen sahneler ve diyaloglar gözünüze batmıyor, hatta aksine bu sahneleri izlemekten keyif alıyorsunuz. Çünkü filmde yarattığı atmosfer ve de karakterlerin hak ettiği tam olarak bu, hatta olmaması büyük bir eksiklik olacakmış. Bu atmosferdeki en büyük paylardan biri de, oyunculukların oldukça şahane olması. Ali Atay, yeni bir Mecnun karakterini oynuyormuş gibi hissettirse de bunu o kadar başarılı yapıyor ki film boyunca bu sizi hiç rahatsız etmiyor, hatta sanki yepyeni bir karakter izliyormuş gibi hissediyoruz. Keza, Demet Evgar, Ercan Kesal, Mümtaz Taylan ve de Serkan Keskin’in oyunculukları da oldukça başarılı.

Zamanı tutamamak…

Film hikayesini hiç acele etmeden anlatıyor, her sahne izleyiciye keyif veriyor. Sıkmayan diyaloglar, film boyunca sizi hiç yalnız bırakmayan Mreyte ya Mreyte şarkısı, yer yer yaşattığı görsel şölenlerle Onur Ünlü’nün kurduğu inanılmaz dünyadaki minimal öyküler kesinlikle takdire şayan. Her karakterin gelişimi ve de hikaye olarak bir sonuca bağlanıyor oluşu bizzat Onur Ünlü sinemasında aradığımız şeydi ve Onur Ünlü bunu bizlere tam anlamıyla sağlıyor desek yeridir. Zaman kavramı, olağanüstü ögeler, karakterlerin süper güçleri… Hepsi filmin hikayesini bir şekilde anlatmasına hizmet ediyor ve hiçbir unsurun anlamsızca filme yerleştirilmediğini görüyoruz, bu da bizi mutlu ediyor. Sen Aydınlatırsın Geceyi, şaşırtan kurgusuyla, adına da yakışır bir şekilde Shakespeare tarzı şiirsel bir sona imza atıyor ve hafızalardan uzun süre silinmeyecek bir yer ediniyor kendisine. Zaten Onur Ünlü’nün Shakespeare ile takıntısı malum, hatta son dönemde çektiği Kırık Kalpler Bankası da bu takıntısının son örneklerinden biri.

Sonuç olarak, Sen Aydınlatırsın Geceyi, hiç de aceleyle kurtarılmış bir film değil. Onur Ünlü bu sefer, önceki filmlerinin aksine yalnızca birkaç şeyi iyi yapmak yerine her şeyi iyi yapmayı tercih ediyor ve Türk sinemasının başyapıt sayılabilecek eserlerinden birisine imza atıyor. Yarattığı karakterler, kurduğu atmosfer, fantastik dünyasında kurguladığı minimal, arabesk, hüzünlü öyküleriyle Sen Aydınlatırsın Geceyi tam olarak bir şiirin filme dönüştürülmüş hali. Teknik anlamda becerilerini en üst noktaya kadar zorlayan Onur Ünlü, yönetmenlik anlamında da doruk noktasına ulaşıyor. Sen Aydınlatırsın Geceyi, kesinlikle kaçırmak istemeyeceğimiz bir film.

Yani, biz de Ferdi Tayfur diyoruz.

 

 

 

Puan
  • 9/10
    Yönetmenlik - 9/10
  • 8.5/10
    Sinematografi - 8.5/10
  • 8.5/10
    Diyaloglar - 8.5/10
  • 8/10
    Senaryo - 8/10
  • 7.5/10
    Kostüm, Dekor ve Görsel Efektler - 7.5/10
  • 8/10
    Kurgu - 8/10
  • 9/10
    Oyunculuklar - 9/10
8.4/10

Özet

+ İnanılmaz öyküler, derli toplu kurgu.
+ Harika oyunculuklar.
+ Muhteşem fantastik dünyası.
+ Romantizm ve arabesk ögeleri.
+ Siyah beyaz.
– Keşke daha uzun olsaymış.
– Teknik imkansızlıklar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest