DRIVE – İNCELEME

Bazı filmler vardır, sizi hiç anlayamadığınız şekilde çok etkiler. İnsanlara anlatırsınız meraktan izlerler ama ‘Bu muydu?’ şeklinde yorum yaparlar. Drive benim için tam olarak anlamlandıramadığım şekilde zirveme yerleşen film. İnsanların en sevdiğin film ne sorusuna Drive diye cevap veriyorum.

Drive konu olarak hiç de ilginizi çekmeyecek, oldukça sıradan bir temaya sahip bir film. Araba sürmek konusundaki inanılmaz yeteneklerini film dublörlüğü ve suç alanında kullanan bir sürücünün hikayesi. Film boyunca sürücünün adını hiç duymazsınız hatta gerçek yüzünü bile bize çok az gösterir. Hiç kimseyle arkadaş olmaz kimseyle konuşmaz. Yalnızca bir kez yanlış kişiye aşık olur ve asıl film de bundan sonra başlar.

Drive, son zamanlarda en çok sevdiğim ve en yetenekli bulduğum yönetmen Nicholas Winding Refn’in 2011 yılında ona Cannes Film Festivali En İyi Yönetmen ödülü kazandıran başyapıtlarından bir tanesi. Refn, Ryan Gosling’i filmlerinde oynatmayı seviyor, biz de onu Refn filmlerinde izlemeyi seviyoruz.

Film, bir soygun sahnesiyle başlıyor. Ryan Gosling bize daha baştan karakterin sınırlarını, huylarını gösteriyor. Cliff Martinez’in inanılmaz müzik seçimiyle hep beraber arabaya biniyoruz. Sürücü, soygunculara yalnızca 5 dakika veriyor. Bu 5 dakika içinde tamamen onlarla olacağını, 5 dakikanın sonunda ise arkasına bakmadan gideceğini söylüyor. Bu 5 dakika o kadar rahatsız edici çekilmiş ki sürekli soyguncuların gelip gelmeyeceğini düşünüyoruz. Arabayla kaçış sahneleri mükemmel. Refn yine kusursuz yönetmenliğini konuşturmuş. Karanlık, inanılmaz gerçekçi araba sürme sahneleri kimsenin kolayca çekemeyeceği türden.

Sabahları ise kısmen daha hareketsiz bir yaşamı var, oto tamircisinde çalıştığını görüyoruz. İlerleyen dakikalarda yönetmen bizi sürücünün yaşadığı binadaki komşusu ve komşusu Irene ve oğlu Benicio ile tanıştırıyor.

Komşusunun kocası hapiste ve sürekli onlarla vakit geçiren, onlara yardım eden Sürücü, komşu Irene’ye aşık olmaya başlıyor. Aşık olmak dediysem sakın yanlış anlamayın. Bu filmde aşırı tutkudan midenizi bulandıran, her gizli köşede öpüşen, birbirlerine sürekli ‘seni seviyorum, aşkım’ diyen klişe, rezil bir ‘film’ çifti yok. Sürücü ve Irene birbirleriyle neredeyse hiç konuşmuyor. Birbirlerine sadece bakıyorlar. Bu bakışlar o kadar gerçek, o kadar samimi ki bu sahneleri defalarca kez izlettiriyor. Beraber arabada gezdikleri bir sahne var. Sürücü, Irene ve oğlunu bir yere götürüyor. Bu yeri de sakın lunapark, üçünün el ele tutuşup gezdiği pamuk şeker yediği bir ortam sanmayın. Sadece küçük bir dere kenarına gidiyor ve suyla oynuyorlar. Sürücünün o anki mutluluğu glümsemesinden, Irene’ninki gözlerinden okunuyor. Yine tek bir kelime konuşulmuyor. Arkadan ‘A Real Hero’ şarkısı çalıyor. Müzik inanılmaz güzel.

Mutlu sayılabilecek günleri, Irene’nin kocası Standard’ın hapisten çıkmasıyla dibe çökmeye başlıyor. Standard, Sürücüden pek hoşlanmıyor fakat yokluğunda ailesine baktığı için ona teşekkür ediyor.

Standard hapisten çıkınca evine geçmişini de sürüklüyor ve sürücü Irene ile oğlunu korumak için Standard’a hesaplaşmaları konusunda yardım etmeyi teklif ediyor. İşler beklendiği gibi gitmiyor ve Standard çıkan çatışmada ölüyor. Filmimizin kötü karakterlerini ise Ron Pearlman ve Albert Brooks canlandırıyor. İkisi de oldukça başarılı ama oyunculuklara sonra geleceğim.

Film yönetmenlik açısından başyapıt. Eğer dikkatli izlersek kendi içinde bize ipuçları veriyor ama bunlar kesinlikle Wonder Woman’da kavga sahnelerinde çalan jenerik müzik gibi acemi ipuçları değil. Örneğin Gosling’in film boyunca gördüğümüz parlak yengeç desenli bir ceketi var. Bu ceket her zaman üzerinde değil. Sadece Sürücü’nün cinnet geçirdiği sahnelerde, çatışmalarda ve karanlık olaylar başlayacağı zaman üzerinde oluyor. Ceketin çıktığı anlarda ise Sürücü’nün mutlu olduğu zamanları görüyoruz. Bir sahnede ise ceketi Irene’nin oğlunun sırtına örtüyor.

Sinematografi harika. Aksiyon sahnelerindeki ışıklandırma o kadar başarılı ki korku ya da aksiyon filmi çektiğini sanan her yönetmen mutlaka bu sahneleri izlemeli. Yukarıdaki fotoğrafta Sürücü’nün önünde duran asansör sahnesi filmdeki kilit sahnelerden bir tanesi. Gosling’in üzerinde yine ceket var ve bu da demektir ki birtakım karanlık olaylar bizi bekliyor. Asansörde Sürücü, Irene ve bir yabancı var. Asansör normal şekilde hareket ederken ışıklar kırmızılaşıyor, yavaş çekim başlıyor ve filmdeki tek yakınlaşma sahnelerini izliyoruz. Ama bu sahnelerde biz durgunluk var sanki az sonra bir karakter ölecekmiş gibi hissediyorsunuz ya da asla kavuşamayacaklar gibi.

Derken yabancı adamın Sürücü’yü öldürmek için yollanan biri olduğunu görüyoruz ve burada meşhur cinnet sahnesi başlıyor. Sürücü, adamı döverek öldürüyor ve biz de bu arada asansörün dışına kaçan Irene’yi görüyoruz. Irene ve Sürücü birbirlerine bakıyor yine, ama bu kez asla kavuşamayacaklarını anlatan bir bakış. Bir diğer meşhur sahne çekiç sahnesi. Ryan Gosling çekiçle düşmanlarından birini öldürmeye gidiyor. Etraftaki kadınlar, oyuncuların yüzü, aksiyon sahnelerinde ortama hakim olan kırmızı tonlarındaki ışıklandırma ve ceket unsuru mükemmel.

 

Filmin sonlarında Sürücünün Nino’yu öldürdüğü sahne belki de dünyanın en iyi yönetmenliği. Maske, deniz kenarı ortamı, oyunculuklar, renkler ve yönetmenin sert-maço (daha iyi açıklayacak terim bulamadım maalesef) çekim tarzı çok başarılı.

Oyunculuklar mükemmel. Ryan Gosling insanüstü bir performans sergilemiş. Hiç konuşmayarak da her duyguyu bize o kadar iyi anlatıyor ki uzun zamandır izlediğim en iyi performans diyebilirim. Carey Mulligan çok sempatik ve başarılı. Çaresiz anneyi bize çok iyi anlatıyor. Çift uyumları da mükemmel. Hayatımda gördüğüm en güzel film çifti olmuşlar. Ryan Gosling’in, Irene’ye Standard’ın ölümünü söylediği ardından Irene’nin ona tokat attığı ama Sürücü’nün hala vazgeçmeyerek ‘belki sen ben ve Benicio uzaklarda mutlu yaşayabiliriz’ dediği sahne mükemmel. Sürücü’nün aşkı, çaresizliği her şekilde hissediliyor. Sırf Irene ve Benicio’ya bir şey olmasın diye Sürücü onları tehdit eden adamı öldürmeye giderken Irene ile vedalaşıyor. Artık hepimiz biliyoruz ayrılacaklarını. Sonunda Sürücünün Bernie ile ettiği kavgada bıçaklanması ve arabasına binip uzaklara sürmesi, bu esnada Irene’nin umutsuzca onun kapısını çalışı, arkada çalan şarkı beni filmde en çok etkileyen sahneydi. ‘A Real Hero’ şarkısı ilk kez onların araba gezisinde mutlu anda son kez de ayrıldıkları anda çaldı. Oto tamirci patronu rolünde Bryan Cranston’u görmek de harikaydı. Nino rolünde Ron Pearlman, Bernie rolündeki Albert Brooks ve Standard rolündeki Oscar Isaac da oldukça yetenekliydi.

 

Drive filmini mutlaka izleyin. Mükemmel şarkılarını dinleyin. Yönetmenin size anlatmak istediğine, çekim tarzına nerde ne renk kullandığına, kostüm seçimine dikkat edip izleyin. Asla pişman olmazsınız.

  • 10/10
    Yönetmenlik - 10/10
  • 10/10
    Sinematografi - 10/10
  • 10/10
    Müzik - 10/10
  • 10/10
    Oyunculuklar - 10/10
  • 10/10
    Kurgu - 10/10
  • 10/10
    Kostüm-Dekor - 10/10
10/10

Özet

+Yönetmenlik
+Sinematografi, efektler, ışıklandırma
+Kurgu
+Müzikler
+Oyunculuklar

DRIVE – İNCELEME” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest